Lise yıllarında devrimci düşünceyi benimsedi. 1974’te İstanbul Teknik Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Matematik bölümüne girdi. Hem İTÜ'deki Devrimci Gençlik çalışmasında hem de Sefaköy ve Kocamustafapaşa'daki Devrimci Yol çalışmalarında büyük emek sarf etti.
9 Ağustos 1978’de üç faşistin İstanbul-Kocamustafapaşa’daki Artvin Kültür Derneğini kurşunlaması sırasında vuruldu. 17 Ekim 1978'de tedavisinin sürdüğü Ankara Numune Hastanesinde hayatını kaybettiğinde 21 yaşındaydı.
Sokaklarında mücadele ettiği semtte, Silivrikapı Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anti faşist bir eyleme dönüşen cenazesine binlerce insan katıldı.
Anısı da mücadelesi de yerde kalmadı.
Ferruh Ataol, Devrimci Yol'umuzda yaşıyor!
ESP'li yoldaşlarımızın yanındayız!
Halk için mücadele etmenin bedelinin 17 yıl 1 ay olduğu bir düzenin adı demokrasi değil faşizmdir.
Ne devrimciler hapis cezaları sebebiyle mücadele etmekten vazgeçer ne de sınıflar mücadelesi AKP yargısının emriyle durur.
Hatice Deniz Aktaş, Ebru Yiğit ve Mert Unay'a özgürlük istiyoruz!
Eş Genel Başkanımız Hatice Deniz Aktaş ve yoldaşımız Ebru Yiğit, bugün 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında 17 yıl 1 ay hapis cezası verilerek tutuklandılar.
Duruşmaya katılmayan yoldaşımız Mert Unay hakkında ise tutuklama kararı verildi.
Halkı rant uğruna ölüme, yoksulluğa mahkum edenler; ekolojik yıkımın, kadın cinayetlerinin, işçi cinayetlerinin sorumluları serbest dolaşırken, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyüttükleri, halkların birleşik devrimini savundukları için devrimci sosyalistler tutsak ediliyor.
Bizler, faşizmin bu saldırıları karşısında bir an olsun sosyalizm mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!
Esenyurt'ta saldırıya uğradıktan sonra hastaneye kaldırılan gazeteci dostumuz Hakan Tosun'un beyin ölümünün gerçekleştiği haberini aldık. Hem üzgünüz hem de öfkeliyiz.
Hakan Tosun ekoloji mücadelesinin içinde yer alıyor, üretimleriyle kapitalizmin doğa katliamına karşı mücadele ediyordu.
Soruyoruz:
◾️ Hakan Tosun'a kimler, neden saldırdı?
◾️ Bu saldırı Hakan Tosun'un gazeteciliğinden rahatsız olan ve eli para tutan karanlık güçlerin eseri midir?
◾️ Neden ailesine 27 saat sonra haber verildi?
◾️ Saldırıyla ilgili tutuklandığı öne sürülen iki kişi kim?
Tüm ilerici kamuoyunu bu soruları sormaya ve Hakan Tosun'a saldıranları bulmaya davet ediyoruz!
#HakanTosunİcinAdalet
#HakanTosunaNeoldu
#Açıklama | Gerçeklikten kopmak veya yanlışı savunmada ısrar
Meclis açılışında yansıyan sınıfsal uzlaşma, aynılaşma ve normalleşme fotoğrafı, haklı olarak geniş bir zeminde tepki gördü. Tepki verenler, değerlendirme yapanlar arasında Devrimci Hareket de vardı. Aynı süreçte Oğuzhan Kayserilioğlu’nun bu konuda paylaştığı “tweet serisi” TKP’yi eleştiriyor gibi görünse de fotoğrafı eleştiren herkesi rahatsız edecek bir içerik ve üsluptaydı. Bunun üzerine bizim yaptığımız eleştiriye Kayserilioğlu’ndan yanıt geldi.
Öncelikle belirtmeliyiz ki ilk metinde değindiğimiz gibi şu an sol içinde dostlar arasında mesafe açmaya değil kenetlenmeye ihtiyaç var. Ancak en az bunu gözetmek kadar devrimciliğin, Marksizm Leninizmin temel ilkelerinin gözetilmesi de acil ve zorunlu bir ihtiyaçtır.
Son kez olmasını umut ederek, yanlış anlaşıldığını veya kavranamadığını düşündüğümüz konuları kısaca açmaya çalışacağız.
https://t.co/a2ibjPBlBq
10 Ekim Ankara Katliamı'nı unutmayacağız!
10 yıl önce binlerce insanının “emek, demokrasi ve barış mitingi” için buluştuğu Ankara Tren Garı önünde iki bomba patlatıldı ve Türkiye devrimci mücadele tarihinin en kanlı katliamı gerçekleştirildi. 104 insanımızı yitirdik, yüzlercemiz yaralandı...
Katliamın hemen ardından yaralı insanların üzerine gaz ve plastik mermi sıkarak saldırılması katliamın gerçek faillerini de göstermektedir. Böylesi katliamları kimlerin düzenleyeceğini 1977 1 Mayıs’ından, 16 Mart’tan, Roboski’den ya da Suruç’tan bellidir.
Bizlerden koparılan insanlarımızı özlemle anıyoruz.
Günü geldiğinde celladın diz çökenini dahi affetmeyeceğiz!
Kahramanları mücadelenin ihtiyaçları çıkarır. Onlar sihirli araçlara sahip olan kişiler değildir. Bir devrimciyi farklı kılan, söyledikleri ve yaptıklarının tarihsel dönemini aşıp geçmişle gelecek arasında bir köprü kurabilme gücünde yatar.
Che’yi bu tarihin içinde kahramanlaştıran teoriyle pratiği kendi yaşamında harmanlayıp "nasıl bir devrimcilik" sorusuna en güzel cevaplardan birini vermiş olmasıydı. Bu sebeple dünyanın yoksul duvarlarına hala onun fotoğrafları asılıyor. Bu sebeple hala onun yolundan gidiyoruz.
Che yaşıyor!
"Filistin'e özgürlük" dediği için tutuklanan arkadaşımız Mehmet Şimşek bu akşam saatlerinde tahliye edildi.
Emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele etmeye, iki yüzlü AKP iktidarını teşhir etmeye devam edeceğiz!
Mehmet Şimşek bir aydır "Filistin'e özgürlük" dediği için tutuklu!
Şimşek arkadaşımız İzmir'de düzenlenen "Filistin'de ablukaya, soykırıma, işgale son" eylemine katıldığı günün gecesinde evi basılarak gözaltına alındı ve tutuklandı.
Şimşek'in tutuklandığı saatlerde İskenderun Limanı'ndan İsrail işgal devletinin Hayfa Limanı'na askeri malzeme taşıyan gemiler gitmeye devam ediyordu.
İkiyüzlülerin, sahtekarların, Gazze'nin kanından servet edinenlerin iktidarıdır AKP...
Ağzından Filistin lafını düşürmeyen devletlilere sormak lazım: Kürecik Radar Üssü kimi koruyor, İncirlik Üssü'ndeki Amerikan uçakları kimi koruyor? Gazze'yi mi Tel Aviv'i mi?
AKP de dahil herkes farkında ki bu ülkede sadece devrimciler gerçekten emperyalizme ve siyonizme sonuna karşıdır, sadece devrimciler gerçekten Filistin direnişinin yanındadır.
Mehmet Şimşek de bu yüzden tutuklanmıştır.
Bugün hem Gazze için hem de Şimşek için yürüdük.
Mehmet Şimşek'e özgürlük istiyoruz!
#TemelTezler | Mahalle Çalışması
🚩 Bir bütün halinde devrimcilerin sistem karşısında güçlü bir alternatif olarak varlık gösteremediği koşullarda, insanların kısa zamanda tavır almasını beklemek gerçeklikten kopmak anlamına gelir. Devrimci mücadelenin ivmesinin yükseldiği, sınıflar mücadelesinin kızıştığı, safların daha da netleştiği anlarda sözünü ettiğimiz tavır alış daha mümkün hale gelir. Bu noktada, bugünkü gibi süreçlerde bizlere düşen, günü kurtarmaya yarayan, kısa erimli ilişkiler değil, gerçekten samimi ve kalıcı olan ve ilerleyen dönemde mevcut örgütlülüğün bir parçası olabilecek, en azından bu örgütlülüğün bir yerinde konum alabilecek insanlar yaratmaktır. Bu ise ancak, sabırlı olunarak yapılabilir. Bu başarılabildiğinde, çok daha farklı imkânlar doğacaktır.
🚩 Bilinir ki insanlardan yapabileceklerinin ötesinde etkinlik istemek; onları başaramayacakları sınavlara sokmak, çalışmayı başarısız, verimsiz kılar. Gidilen bölgelerde, halk içinde yapılan çalışmalarda; doğrudan düzen karşıtlığı, antifaşizm, devrimcilik beklemek kolaycılıktır.
🚩 Değerlerimizi, birikimimizi bir torbaya doldurup halkın önüne döktüğümüzde onları ürkütür veya anlamalarını güçleştiririz. Kimi kazanımlar için acele etmemek, sabırlı olmak her çalışmada gözetilmesi gereken bir nitelik olmalıdır.
🚩 Bugün solda yaygınlaşan ve kaynağını büyük oranda küçük burjuva sınıfsal ölçeklerden alan gösteriş, rekabet gibi alışkanlıklar, mitinglerde kimin kaç kişi yürüdüğünün hesabını tutmaya, hatta erinmeyerek saymaya kadar varan, bir çeşit küçük hesaplarla uğraşma halini de getirmiş durumda. İşte bizim sözünü ettiğimiz, halkı mücadelenin bir parçası, aktif bir bileşeni yapmayı önüne koyan tarz uygulanabildiği oranda, nicelik kaygısının yerini nitelik alacak ve bugünü değil geleceği kurtarmanın sebebi olacaktır.
🚩 Mahallelerde salt ajitasyon ve propagandaya dayalı, biçimi öne çıkaran, birebir çalışmayı yadsıyan tarz, gelip-geçicidir. "Ne kadar çok afiş, sticker, kuşlama, yazılama vb. yaparsak o kadar çok örgütleniriz" anlayışının, yaşamın kendi akışı karşısında bir geçerliliği yoktur. Bilindiği gibi söz konusu araçlar, birebir çalışmanın sonucunda belirli bir kesime ulaşıldıktan, derdimiz sağlıklı bir biçimde anlatıldıktan, en önemlisi de halk mevcut sorunlarının çözümünde kendisi bir irade olarak var olmaya başladıktan sonra anlam kazanırlar.
https://t.co/bLL0YtG0Zo
Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist stratejinin ne olması gerektiğine dair kolektif tartışma 19 Ekim Pazar günü saat 16.00’da Şişli Tiyatrosu’nda düzenlenecek, panel-forum ile devam edecek
Mehmet Şimşek bir aydır "Filistin'e özgürlük" dediği için tutuklu!
Şimşek arkadaşımız İzmir'de düzenlenen "Filistin'de ablukaya, soykırıma, işgale son" eylemine katıldığı günün gecesinde evi basılarak gözaltına alındı ve tutuklandı.
Şimşek'in tutuklandığı saatlerde İskenderun Limanı'ndan İsrail işgal devletinin Hayfa Limanı'na askeri malzeme taşıyan gemiler gitmeye devam ediyordu.
İkiyüzlülerin, sahtekarların, Gazze'nin kanından servet edinenlerin iktidarıdır AKP...
Ağzından Filistin lafını düşürmeyen devletlilere sormak lazım: Kürecik Radar Üssü kimi koruyor, İncirlik Üssü'ndeki Amerikan uçakları kimi koruyor? Gazze'yi mi Tel Aviv'i mi?
AKP de dahil herkes farkında ki bu ülkede sadece devrimciler gerçekten emperyalizme ve siyonizme sonuna karşıdır, sadece devrimciler gerçekten Filistin direnişinin yanındadır.
Mehmet Şimşek de bu yüzden tutuklanmıştır.
Bugün hem Gazze için hem de Şimşek için yürüdük.
Mehmet Şimşek'e özgürlük istiyoruz!
Devrimciler on yıllardır Filistin halkı için can alıp can verdi. Emperyalizme karşı olan büyük kavgada tüm ezilenler kardeştir.
Ablukaya, işgale ve soykırıma karşı Filistin'i yalnız bırakmayacağız.
Yarın Gazze için Dolmabahçe'ye yürüyoruz.
Nehirden denize özgür Filistin!
#Açıklama | Sınıfsal körlük ve Oğuzhan Kayserilioğlu’nun 13 yanlışı
“Barış”la “çözüm”le vb. ilişkilendirilen görüşmelere, açıklamalara ve olup biteni savunma adı altında ortaya konulan fikir ve duruşlara dair yaptığımız açıklamalarda da dikkat çektiğimiz gibi bırakalım Marksizmin temel tezlerini, “reel politik” adına bile söylenemeyecek sözlerle, savunulamayacak duruşlarla karşılaşıyoruz.
1 Ekim’de Meclis açılışında ortaya konulan sınıfsal aynılaşma vesikası da bu içeriktedir. Fotoğrafın basına düşmesinden hemen sonra yansıyan haklı tepkilere verilen yanıtlar, yanlışı savunma ısrarının insanı ne hale getirdiğine örnektir.
İşte TÖP’lü Oğuzhan Kayserilioğlu’nun X’te paylaştığı 13 maddelik açıklamanın, abartısız her maddesi gerek içerik gerekse üslup, yakıştırmalar, sataşmalar vb. açısından sorunludur.
Süreç ve ona dayalı öznellik, küresel boyuttaki sermaye saldırganlığına, darbe iklimine karşı sınıfsal körlük yaratıyor. Görülmesi gereken görülmüyor, alınması gereken tavır alınmıyor.
Oğuzhan Kayserilioğlu özelinde görülen savrulma ne yazık ki bir istisna hali değildir, "süreç" savunusu adına yaygınlaşan bu türden saldırgan duruşlar ve düzeysizlikler eleştiriyi hak etmektedir.
Dünya ölçeğindeki tablo, ABD’deki görüşmede yansıyan bağımlılık ilişkisi, Filistin’deki soykırım karşısında iş birliğine varan söz ve duruşlar, küresel boyutta hızlanan paylaşım ve hegemonya savaşı, sınıf ilişki ve çelişmelerinin aldığı özgün boyut, tüm ezilenlerin mücadele birliğini gerektirirken bu saldırgan üslup ve yanlışı yanlışla savunma hali, özgürlük-toplumsallık iddialı hiç kimseye yakışmaz.
Yazınının tamamı için: https://t.co/NwHNrUZeXO
Gazze'ye yönelik ablukayı delmek için yola çıkan Sumud filosu için işgalci İsrail'in İstanbul konsolosluğu önündeyiz!
Dayanışma işgalcilerden güçlüdür. Emperyalizme ve siyonizme boyun eğmeyecek, Filistin halkını yalnız bırakmayacağız!
"Hayatla ölümü, özgürlük talebiyle zulüm ve baskıyı, insanca yaşam özlemiyle daha çok sömürme hırsını uzlaştırmak mümkün mü?"
Söz konusu olan, programatik duruşun yerine pragmatizmi ikame etmekse, en temel ilkeler yerine reel politikle yol almaksa bu tercih, sahiplerinin kendisini bağlar. Ancak bilinmelidir ki süreç öylesine hızlı ve ayrıştırıcı biçimde akıyor ki bu duruşla günü kurtarmak bile mümkün olmayacaktır.
“Terörsüz Türkiye” adlandırması zaten daha önce de söylediğimiz gibi başlı başına sorunlu, Kürt sorununu “terörle” eşitleyerek yok sayan bir içeriktedir. “Milli Birlik” meselesine gelince AKP’nin dilinden düşürmediği bu kavramı manipülasyon ihtiyacı duyduğu her durumda bir “joker” gibi kullandığı biliniyor. Daha da önemlisi mesele Kürt sorunu yani çözülmemiş ulusal sorun ise “Milli Birlik” vurgusu ters yönde kurulmuş bir adlandırmadır; milliyetçidir, tekçidir. AKP’nin oluşturduğu saflarda arkasına dizilmek Kürt sorununu çözmeyeceği gibi demokratik hiçbir kazanım da sağlamayacaktır.
Mesele şu ki ortada temel önemde bir sorun var. Üstelik bu, taktik bir hata da değil stratejik bir sorundur; bir yanılgıdır, en temel taşların yanlış dizilmesidir.
Yazık ki bugün, bir darbe ikliminde yaşarken yani, tüm muhalif sesler susturulur, tüm itiraz potansiyelleri boğulur, emeğin hakları görülmemiş boyutta gasp edilir, sermayenin tam ve kesin hakimiyeti için hiçbir sınır tanınmazken, ülke ardına kadar emperyalist yağmaya açılmış, doğa tepeden tırnağa katlediliyorken ve üstelik bu, 12 Eylül, 12 Mart gibi geçici değil kalıcı bir nitelik kazanmışken bir ABD ve AKP projesinden "demokratikleşme" damıtılmaya çalışılıyor.
Ölçü yanlış yerden alınınca; Marksistten milliyetçi, Bahçeli’den demokrat-bilge üretilir ve hatta kim bilir belki yarın Trump’a “barış adamlığı” yakıştırılır, Netanyahu’ya bile olumluluk atfedilebilir. Benzer şekilde, yine yanlış ölçü sebebiyle; emperyalist dönemde artık ulusal sorunun burjuva çözümünün mümkün olmadığını, bu nedenle de gerçek demokratikleşmenin emperyalizmle beraber değil emperyalizme rağmen olması gerektiğini savunan devrimciler, kimlik sorununu görmemekle, bu konuda elini taşın altına koymamakla suçlanır.
Zafere kadar izlenmesi gereken yol da devrimci strateji de taktik ve değerler de bellidir; sorun karmaşık ve bilinmez değildir, yeter ki sınıf karşıtlarıyla uzlaşmanın değil mücadelenin ölçü alınması gerektiğine dair bilinç bulanıklığı yaşanmasın.
#Çağrı | Soykırıma, işgale ve ablukaya karşı direnen Filistin halkı için yürüyoruz!
İsrail'e, ABD'ye ve AKP'ye karşı devrimciler var!
📅 5 Ekim Pazar
🕒 15.00
📌 Taksim AKM