It is the usual classic Greek lie. According to the 1914 census, the number of Greeks in Izmir was already 73,676. This means that for 200,000 Greeks to flee, they would have had to bring in another 130,000 Greeks from the outside.
Furthermore, most Greeks had already left before the Turkish army liberated Izmir from the Greek army. They were well aware of what the Greek army had done to the Turks throughout the war, and they were terrified that the same thing would happen to them.
Moreover, many Western officers who were eyewitnesses, including the American Admiral Bristol, reported to their countries that the total number of deaths during the entry into Izmir was at most 2,000, and that the vast majority of these deaths resulted from the fire and the ensuing chaos. Where is 200,000, and where is 2,000?
The Turkish army had no logical reason to burn Izmir either. On the contrary, the army was in dire need of logistics and provisions.
The Izmir Fire Chief of the period, the Austrian Paul Grescovich, also reported that the fire was started deliberately and in a planned manner by the retreating Greek soldiers and Armenian comitadjis before the Turkish army even entered the city. Mind you, the one stating that the Greek army started the fire in Izmir is not a Turk!
In short, while all Western observers and officials who witnessed the period wrote these facts, someone once again fabricated history from where they sat without relying on any documents, portraying the victim as the oppressor.
For instance, there are photographs and documents of the atrocities committed by the Greek army against the Turks during the occupation, just like the ones below.
Rest assured, if they had any such photographs or documents in their hands, they would have shared them a long time ago.
Türkiye’de her zaman diğer ülkelere göre ekstra vatanseverlik motivasyonu olsa da, dünya çapında her ülkede olduğu gibi büyük harekatlar bir nesili temsil eder, ve arkasından gelen nesillerin asker olmak istediği anı temsil eder.
Bu hiç şaşmaz, kültürün parçasıdır. Fırat Kalkanı da bu nesil için belki on binlerce, belki yüz binlerce Türk gencin ilk defa bu tür konuları yüzeyi ötesinde merak etmesine sebep olan o büyük harekat.
Ben bu toplu baskın mantığını anlamış değilim? Daeş’e ile ilgili tek yapılması gerekn şudur; “bir halkanın en ufak öbeklenme emaresi çıktığı anda müdahale edilmeli.”
Bakın İzmir’de yaşadık, Yalova’da yaşadık, en son İstanbul’da yaşadık. Bir tane daha yaşamayalım…
Valla hiç tevazu gösterecek değilim. Bu Daeş’ten iyi anlarım. Bu tiplere asla ve asla bekleme ve faaliyeti olgunlaştırma strateji izlenemez. Bunlar, Dhkp-c veya Pkk değil. O tiplerin dinamikleri farklı.
Okuldan alim çıkar, biliminsanı çıkar, doktor çıkar, mühendis çıkar, hakim çıkar, iyi insan çıkar ama çocukların naaşı değil. Birileri izah etmeli?
#Kahramanmaraş
“Göçmen hikâyeniz var mı?” derken o gülüş var ya… İşte o, büyük bir cahillik ve kendini bilmemezliktir. Al sana bir göç hikâyesi:
Yüzlerce k*tliamdan sadece biri: Tripoliçe K*tliamı.
"10 bin üzerinde Türk öld*rüldü. Para sakladığı düşünülen tutsaklar işk*nce edildi.
Kolları ve bacakları k*sildi ve ateşin üzerinde yavaş yavaş kızartıldılar.
Hamile olan kadınların karınları k*sildi, kafaları k*sildi ve köpek kafaları bacaklarının arasına sokuldu.
Cumadan pazara kadar hava cığlık sesleriyle doluydu.... Bir Yunan 90 kişiyi öld*rdüm diye övünüyordu. Haftalarca aç bırakılan Türk çocukları çaresiz yıkıntıların arasında koşarken Yunanlar tarafından yere atıldılar sonra v*ruldular.... Su kuyuları c*setlerle dolduruldu..."
(Bunu anlatan biz değiliz bu arada, yabancı görevliler.)
Göç, özellikle Balkan göçü; gülerek sorulabilecek, şirinlik yapılabilecek ya da “hepimiz kardeştik” nidalarıyla geçiştirilebilecek bir mesele değildir.