Az önce beni şoka sokacak bir olay dinledim. 6 Şubat depremi sürecinde Türkiye'deydim ve deprem olduğu gibi Trabzon'a gelen depremzedelere elimizden geleni yaptık. O süreçte Adıyamanlı bir aile bizim ikinci ailemiz oldu. Birlikte yedik içtik, dertleştik.
Seher'le o zaman tanıştım. Annesini 16 yaşında kaybetmiş. Teyzeleri büyütmüş onu. Bi abisi var onu da depremde kaybedeli 10 gün olmuştu. Yaşayan ölü gibiydi.
Depremden önce sınava girmiş, ne torpil ne bişesi var, hakkıyla Adıyaman Gelir İdaresine atandığı haberini aldık. Yemin ediyorum kendim atansam o kadar sevinmem. Sarılıp ağlaşıp vedalaştık havalimanında.
Üç sene o kurumda verilen tüm işleri hakkıyla yapmış ve bir gün müdür çağırmış. "Senin belgelerin eksik biz D1 ehliyet istiyoruz sen B1 vermişsin" deyip hakkında yazı yazmış. İki saatte kızı görevden atmışlar. Dava açmışlar ama hiçbir sonuç olmamış. Belgeleri komisyon inceliyor ama fark etmiyor, komisyon da suçlu bulunmuyor.
Seher şimdi annesiz, abisiz ve işsiz. Psikolojisi tekrar çökmüş.
Ya soruyorum yetkililere sizin hiç vicdanınız yok mu? Hayata tutunmaya çalışan gencecik bir kadına bunu neden yaptınız?
Adıyaman'daki devlet erkanı bu işe el atın yazıktır günahtır, yapmayın bu kıza işini geri verin! Bu kızın tek suçu dürüst olmak ve torpili olmamak. Eminim bu tweetten sonra Seher'in sorununu hep beraber çözeceğiz. Lütfen rt edin, yetkililere ulaştıralım!
BU BİR KEHANET DEĞİL!
CHP'YE YAPILAN OPERASYONUN
14 YIL ÖNCE YAZILMIŞ TUTANAĞIDIR!
***
Sebahattin Eyüboğlu'nun yıllar önce söylediği bir söz vardır:
● Yalanın en acımasızı çocuklara ve halka söylenendir.
Çünkü; çabuk kandırılırlar.
Ama; her zaman kandırılamazlar.
***
Bazı yazılar vardır...
Yazıldıkları günü değil, gelecek yılları anlatırlar.
***
Aşağıda okuyacağınız satırları bundan 14 yıl önce, 2 Şubat 2012'de, Silivri Cezaevi'nin 6 metrekarelik tecrit hücresinde kaleme aldım.
Üzerime 12 kez müebbet hapis cezası isteniyordu.
***
Memleket, Cumhuriyet tarihinin en karanlık FETÖ kumpaslarından birinin içinden geçiriliyordu.
İnsanlar korkutuluyor, susturuluyor, yalnızlaştırılıyordu.
Ama; insan bazen en karanlık yerde en net şekilde görür.
O gün benim ne makamım vardı ne kürsüm...
Yalnızca Mustafa Kemal'in devrimlerine olan inancım ve memlekete karşı duyduğum sorumluluk vardı.
***
Çünkü; mesele birkaç kişinin siyasi geleceği değildi.
Mesele; Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletine emanet ettiği Cumhuriyetin kurucu temeli olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin hangi istikamete sürüklendiğiydi.
***
O gün; birçok insan, Kemal Kılıçdaroğlu'nu bir umut olarak görüyordu.
Bense; CHP'nin kuruluş felsefesinden uzaklaştırıldığını, Kemalist kadroların tasfiye edildiğini ve bunun değişim adı altında meşrulaştırıldığını görüyordum.
***
Bu yüzden aşağıdaki yazıyı yazdım.
Aradan yıllar geçti.
Kullanılan kelimeler değişti ama; amaç değişmedi.
Dün; kaset kumpasıyla geldiklerinde, buna değişim dediler.
Bugün; BUTLAN ATAMASI ile geldiler, arınma diyorlar.
Dün; partinin hafızasını hedef alanlar, bugün köklerini hedef alıyorlar.
***
Başrol oyuncusu aynı ama; sahnedeki bazı isimler değişmiş olabilir.
Ama oyun devam ediyor.
***
Bu nedenle; aşağıdaki metin, yalnızca geçmişte yazılmış bir siyasi değerlendirme değil, yıllar önce yapılmış bir uyarının ve bir tanıklığın kaydıdır.
***
2012 yılında, Silivri'deki tecrit hücremde yazdığım bu satırları, tek kelimesine dokunmadan yeniden milletimizin vicdanına emanet ediyorum.
***
Zaman geçti.
Maskeler değişti.
Ama; hakikat yerinde duruyor.
Takdir milletindir.
Buyurun okuyun!
KORKU! '
***
Korku; bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında uyanan kaygı duygusu, kötülükler gelecek düşüncesidir.
Gerçek veya beklenen bir tehlike, yoğun acı ve korkuya neden olur...
***
Kemal KILIÇDAROĞLU ve ekibi parti içindeki muhalefetin tüzük kurultayı talebinden korkmuş.
Korkusunun nedeni CHP delegesinin masumiyetine ve memleket sevdasına tecavüz ettiğinin anlaşılmış olmasıdır.
***
Şimdi; KILIÇDAROĞLU ve önümüzdeki yerel seçimde İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına adaylığını açıklayan yaveri Gürsel TEKİN, zaman kazanmak derdindeler.
***
Cumhurbaşkanlığı seçimi ertelendi; yırttılar…
Yerel seçimde Allah Kerim!..
***
CHP delegesini tüzük kurultayında yedilermi; işlem tamamdır.
Ancak; delege kendini yedirmek istemiyor.
Daha doğrusu CHP’ye, memlekete sahip çıkıyor.
***
KILIÇDAROĞLU ve ekibinin korkusu da bundan kaynaklanıyor.
Asıl meselenin tüzük değil de, liderlik konusu olduğu ortaya çıktı.
***
Herkesçe çok iyi biliniyor ki; CHP, KILIÇDAROĞLU’nu cebinden çıkaracak pek çok lider adayına sahip...
***
KILIÇDAROĞLU ve ekibi, projelerini kaybederken, uygulayamayacaklarını anlayamadıkları için delege tarafından sobelendiler..
***
��imdi Kemalist ve demokrat rolünü oynayacaklar.
Tüzükte öyle değişikler yapacaklar ki; muhalefet ve delegeler pes diyecekler!...
***
KILIÇDAROĞLU ve ekibi çocuk kandırıyorlar ya da kandırmaya çalışıyorlar.
***
Sebahattin EYÜBOĞLU;
● Yalanın en acımasızı çocuklara ve halka söylenendir.
Çünkü; çabuk kandırılırlar...
diyor.
Ama; her zaman kandırılamazlar.
CHP’nin yurtsever Kemalist delegeleri, demokrasi şekerinin AKP eliyle Türkiye’de neler yaptığını yaşayarak gördüler.
Şimdi; aynı şeyleri ve taktiği KILIÇDAROĞLU eliyle yer mi?
***
Üstelik; tasfiye, değişim, dönüşüm, naraları atanların tüzük kurultayı ile sus pus olup demokrasi kavalı çalmasını yutar mı?
Yutarsa; CHP’ye de, memlekete de geçmiş olsun.
***
CHP, F tipi örgütün sol fraksiyonu olur.
AKP; F tipinden kurtulur ama, CHP bir daha ömrü billâh kurtulamaz....
***
KILIÇDAROĞLU ve beraberindekiler; AKP dibeğinin hınk deyicisi olarak, daha çok 10 yıllar boyunca, muhalefette kalmanın acınası zevkiyle coşarlar.
CHP’nin tabanını yok edene kadar, kendi evlatlarının kanıyla beslenirler.
O yüzden; KILIÇDAROĞLU ve kadrosuna,
● Projenle beraber git!
deme vakti geldi de geçiyor bile...
***
KILIÇDAROĞLU korktuğunu yaşamalı ki; bir daha CHP’de projecilerin başına ne geleceğinin dersi verilmiş olsun.
***
KILIÇDAROĞLU’ndan kurtulan CHP; korku imparatorluğu AKP’nin, Tayyip ERDOĞAN’ın ve Fettullahçıların korkulu rüyası olur.
Bu olmazsa; korku CHP’yi ele geçirir.
***
Mustafa Kemal ışığıyla aydınlanan hücremden namuslu ve cesur yüreklerinize sonsuz sevgimi yolluyorum.
Ali ÖZOĞLU
1 Nolu L Tipi Cezaevi
B 3 üst Tecrit Hücresi
SİLİVRİ / İSTANBUL
02.02.2012
Yoksulluğun hallerini anlatmak giderek zorlaşıyor. Uzun zamandır gördüklerimi yazmıyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Bir zamanlar insanların bir geçim stratejisi vardı makalelere konu olan. Bir şeyden vazgeçip daha önemli olanı tercih edebilmek gibi. Şimdi ise aynı anda birden fazla temel ihtiyaca erişememek.
Birincisi barınma, ikincisi gıda, ulaşım, eğitim…
Mesela farelerin dolaştığı, çatısı akan bir evde, ne onu onarma imkanı ne de başka bir eve taşınma olanağı olmadan, çocuklarla birlikte her gün tükenerek yaşamak zorunda kalmak.
Mesela banka hesabı borç nedeniyle blokeli olmak, Mesela, yoğun bakımda yatan bebeğine gidecek yol parasına bile güçlükle ulaşan bir anne olmak,
Mesela okul devamsızlığı yapan çocukların bir süre sonra eğitimden kopması ve bunu sorgulamayan bir sistem,
Mesela sürekli ev değiştiren, faturalarla ve geçimle boğuşmaktan çocuğunun eğitimiyle ilgilenemeyecek noktaya gelen anne babalar.
Mesela eşinden şiddet gördükten sonra çocuklarıyla birlikte hayata tutunmak için günlük çalışan yalnız bir annenin, her ay kira ve faturaları ödeme günü yaklaştıkça büyüyen kaygısı.
Ekonomik büyüme rakamlarına odaklanan sistem, derin yoksulluğun içinde büyüyemeyen, eğitimden kopan çocukları görmezden geliyor. Dahası, kamu harcamalarını kısan politikalarıyla bu yoksulluğu bile, isteye daha da derinleştiriyorlar. @memetsimsek@tcailesosyal@tcmeb@csgbakanligi
Bu nedenlerle dayanışmaktan ve umutlu olmaktan vazgeçmeyin... Ne demiş Yaşar Kemal "Bugünkü dünyada bile yoksulluk varsa, bu en aşağılık şeydir. İnsanlar yoksul olmamalı. Çünkü insanların yoksul olmasını engelleyecek her şey bu dünyada var."
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını canlı izledim. Sonra videoda tekrar dinledim. Terörsüz Türkiye süreci ve dış politika ile ilgili sözlerinin anlamı şu:
-Terörsüz Türkiye süreci kayıtsız şartsız desteklenecek,
-Anayasa değilikliğine “evet” denilecek,
-Atatürk’ün “ulus devlet” yapısı yerine Osmanlı millet sistemi savunulacak.
-Bunlar, ABD’nin hedefi. Lozan’ı bir türlü hazmedemeyenlerin hedefleri. Ve Türkiye’yi parçalar.
--“Butlan vakası” sanıldığı gibi sadece koltuk/makam olayı değil, çok ötesinde stratejik hedefi var.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması, “100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyenlerle, “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenlerin hedefleriyle örtüşüyor.
-SORU: Bu konuşmayı kim hazırladı? Açıklanmalı.
Benim müdür melahat ileri bana tokat attı
Hayatını kaybeden Irmak Koparan öğretmenimize ait mesajlarda müdürün kendisine şiddet uyguladığını sözleşmeli olduğu için sesini çıkaramadığını söylüyor Yetkililerden cevap bekliyoruz bu olaya sessiz kalinmamali
#Irmaköğretmeniçinadalet
Irmak Ayşe Koparan öğretmenin 17 Nisan 2026 tarihinde okul müdürü Melahat İleri tarafından hakarete uğradığı ve 2 defa tokat atılarak darp edildiğine dair tutanak tutulmuş. Bu da o tutanak. Diğer öğretmenler de buna şahit olmuş.
#Irmaköğretmeniçinadalet
Irmak öğretmenimizle ilgili 2. paylaşımımı yapıyorum. Eğer 24 saat içerisinde @tcmeb ilgili okul müdürü ve İlçe Millî Eğitim Müdürü hakkında soruşturmayı başlatıp açığa almazsa 3. paylaşımımı da yapacağım. Olanları olduğu gibi öğretmen arkadaşının dilinden aktarıyorum:
1,5 yıl atanmayı bekledikten sonra 2024-2025 yılının ikinci döneminde Ağrı'nın Hamur ilçesi Soğanlıtepe İlkokuluna Irmak hoca ile birlikte atanmıştık. Hamur İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş'ün bana bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalması uygun değil diyerek beni Soğanlıtepe İlkokuluna, Irmak hocayı ise Karakazan İlkokulu-Ortaokuluna görevlendirdiler. Millî Eğitim Müdürüne ben de "Ben o köyde yapamam. İhtiyaçlarımı karşılayamam, köyün servisi yok beni de görevlendirin" diye söylemiştim. Fakat bana "İster uçakla istersen neyle gidiyorsan git!" dedi. Kimse yardımcı olmayınca köy muhtarının yardımıyla köye geldim. Hatta ilk atandığımızda bütün öğretmenlere "okullarınıza gidin ve görün" demişlerdi. Irmak hoca da gidemediği için İlçe Milli Eğitim Müdürü Irmak hocaya takmıştı diyebilirim.
5 Mayıs 2025'te ben askere gittim. Bir yıl sonrasında askerliğim bitmeye yakın Irmak hoca beni aradı. Durumunu anlattı: Karakazan'daki okul müdürü ile tartışma yaşıyor ve okul müdürü Irmak hocaya vuruyor. Bu konu başka kişilere tam tersi olarak anlatılıyor. Olay servis şoförünün gözü önünde olduğu hâlde hiçbir şey söylemiyor. Servislerde bulundurulması zorunlu olan kamera olmadığı için olay tam olarak açıklığa kavuşamıyor. Fakat Irmak hoca olayı gerçekliğiyle anlatacak şahitlerin olduğunu da söylüyordu. Sonuç olarak Irmak hoca Soğanlıtepe İlkokuluna sürülüyor. Köy, Irmak hocanın evine yaklaşık 60 km uzaklıkta. Onun için durum gerçekten çok zordu. Lojman kalınacak durumda değildi ki şu an ben de ana sınıfında kalıyorum. Lojman rutubet içinde ve orada kalacak olan kişinin hastalanması kaçınılmaz. Irmak hoca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı gönderiyor lojmanın durumuyla ilgili ve yaptıkları tek şey duvarları boyamak. Sonuçta da lojmanı yaptık kalabilir diyerek Irmak hocanın vermiş olduğu dilekçeler hiçbir zaman olumlu yanıtla karşılanmıyor. Fakat Irmak hoca sürekli Kaymakamlığa, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip durumunu anlatıyor. İlk zamanlarda taksiye 3.000 lira para veriyordu. Bunun üstüne ev kirası da eklenecek olursa bu durum maddi olarak kabul edilemezdi.
Ulaşımın zorluğu ise işin fiziksel tarafıydı. Ruhsal olarak ise daha kötüydü. Sabahları kahvaltı yapmadan geliyordu. Bunları haber alınca köyde tanıdığım ve güvendiğim bir öğretmene Irmak hocaya iyi bakmasını tembih ettim. Sağ olsun sabahları çay ve kahvaltılık getiriyormuş. Olabildiği kadar gönlünü hoş tutmaya çalışıyormuş. Fakat Mehmet Özmüş'ün uyguladığı mobbing arkadaşımı bitirdi, mahvetti. Özellikle yanlı davranmak. Irmak hocanın sürgün edilmesi fakat arkadaşımı darp edenlerin hiçbir ceza almaması işi psikolojik olarak çok kötüye götürdüğünü düşünüyordum. Ben bunları hocamızdan dinleyince ona şöyle söyledim: "Hocam merak etmeyim askerliğim biter bitmez ben oraya geleceğim ve sizin durumunuzu düzeltmek için elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalmasını uygun görmüyorlar." Sürekli konuşurduk ve ona olabildiğince moral vermeye çalışıyordum. 13 Mayıs 2026'da göreve başladım. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile görüşemedim fakat şube müdürü ile konuşup arkadaşımın durumunu anlattım. Hatta en sonunda "Sizden müdürlük yapmanızı değil abilik yapmanızı istiyorum, Irmak hocanın durumu iyi değil" dedim. Fakat hiçbir gelişme olmadı. Bu süreç içinde Irmak hoca dilekçe vermeye ve durumunu ilgili makamlara iletmeye devam etti. Yine hiçbir sonuç alamadı.
Ağrı Hamur’da gencecik öğretmenimiz Irmak Koparan’ın aramızdan ayrılışının ardındaki iddialar son derece vahim ve kabul edilemezdir.
Geçerli mazeretlerine karşın ilçenin en uzak okuluna sürgün edilen, fahiş ulaşım masraflarıyla çaresizliğe itilen ve dilekçeleri sümen altı edilen Irmak öğretmenimiz; liyakatsiz yöneticilerin mobbingiyle baş başa bırakılmıştır.
Irmak öğretmenimizin ölümünün ardındaki tüm iddialar aydınlatılmalı, sorumluluğu bulunan kişiler adalet önünde hesap vermelidir.
Hayatını kaybeden Irmak öğretmenimize Allah’tan rahmet; kederli ailesine, öğrencilerine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum.