Siz ne öğretmen olabilirsiniz ne de Millî Eğitim Bakanı!
Lisede öğretmenimin arabasının egzozuna patates tıkadım. Beni gördü, yanına çağırdı. Ne bağırdı ne kızdı. Uzun uzun neden yanlış yaptığımı anlattı. Çünkü öğretmenlik bunu gerektiriyordu.
Yıllar sonra öğretmenlik yaptığım sınıfta bir öğrencim, herkesin içinde bana söylenmemesi gereken sözler söyledi. Cezalandırmadım. Karşıma aldım, neden yanlış yaptığını anlattım. Çünkü öğretmenlik bunu gerektiriyordu.
Gençler hata yapar. Öğretmenin görevi, onları cezalandırmaktan önce yanlışlarını öğretmektir.
Şimdi iki liseli kız çocuğu , Milli Eğitim Bakanını protesto ettikleri için tutuklanmış!
Protesto etmek ne egzoza patates tıkamaktır ne de hakaret etmektir. Demokratik bir hakkı kullanmaktır. Hakaret varsa bile bunun karşılığı tutuklama olmamalıdır.
Ülke daha ne kadar kötüye gidebilir diye soruyoruz; her gün daha kötüsünü görüyoruz.
Millî Eğitim Bakanının görevi, kendisini protesto eden liselileri tutuklatmak değil, gençlerin neden tepki gösterdiğini anlamaya çalışmaktır. Bir bakan, eleştiriye tahammül edemiyorsa gençlere demokrasi, ifade özgürlüğü ve hoşgörü konusunda ne öğretebilir?
Kendisini protesto eden iki liseli kız çocuğunun tutuklanmasıyla sonuçlanan bu anlayış, eğitimin değil, baskının anlayışıdır. Gençlere düşüncelerini ifade ettikleri için ceza vermek, onlara demokrasi öğretmek değil, susmayı öğretmektir.
Siz ne öğretmen olabilirsiniz ne de Millî Eğitim Bakanı!
HAARP MI YAĞMURU YAĞDIRIYOR, SİSTEMLER Mİ DÜNYAYI YÖNETİYOR? ALLAH’IN KUDRETİNİ NE ZAMAN UNUTTUNUZ?
Bu kadar zulmün, bu kadar haksızlığın, bu kadar kirlenmişliğin ortasında insanın insan olma vasfını kaybetmeye başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Merhamet tükeniyor, vicdan susuyor, mazlumun ahı dünyanın dört bir yanından yükseliyor. İnsan insanı öldürüyor, doğayı tüketiyor, hakkı çiğniyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Dünya her yerinden alarm verirken bizim silkelenip kendimize gelmemiz gerekmiyor mu?
Ama hayır! Birileri ç��kmış HAARP diyor, birileri meseleyi siyasete bağlıyor. Bakın size neler yapıyorlar, nasıl cezalandırıyorlar bak seçiminin bedelini alıyorsun diyor. İyi de kardeşim, senin dünyan yalnızca kendi ülkenden mi ibaret? Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı görmüyor musun? Dünyanın dört bir yanında yaşananları neden yalnızca kendi siyasi hesabınla açıklamaya çalışıyorsun?
Bir de öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki insanın kurduğu bir sistem bütün kâinatın düzenini eline almış! Yağmuru o yağdırıyor, bulutları o yönetiyor, fırtınayı o çıkarıyor, dünyanın dengesini o değiştiriyor!
Siz neyin kudretini neyin önüne koyduğunuzun farkında mısınız?
Allah’ın yarattığı bu muazzam düzeni, insanın yaptığı bir makinenin iradesine mi teslim ettiniz? Yaradan’ı unutup yaratılanın gücünden mi medet umar, ondan mı korkar olduk?
Rabbimiz Rûm Suresi 41. ayette buyuruyor:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırıyor ki dönsünler.”
Dönsünler diyor! Bir düşünün, dönsünler!
İnsan zulmünden dönsün, haksızlığından dönsün, kibrinden dönsün, merhametsizliğinden dönsün!
Peki biz ne yapıyoruz? Dönüp kendimize bakacağımıza her şeyi birilerinin kurduğu sisteme bağlıyoruz.
Belki de dünyanın asıl felaketi toprağın sular altında kalması değil, insanlığın vicdanının çoktan boğulmuş olmasıdır.
İsrâ Suresi 59. ayette Rabbimiz ayetlerin uyarı olduğunu bildiriyor. Ama biz uyarıyı konuşmuyoruz. İbret almıyoruz. Allah bizi kendisine dönmeye çağırıyor olabilir diyemiyoruz!
Deccal’i öyle büyüttünüz, sistemleri öyle yücelttiniz ki neredeyse Allah’ın kudretini konuşmaya yer kalmadı. İnsanları Allah’a sığınmaya değil, insanların kurduğu düzenlerden korkmaya çağırıyorsunuz.
Deccal’in fitnesinden korkarken asıl fitnenin, insanı Allah’ın kudretinden şüpheye düşürecek kadar yaratılanı büyütmek olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Allah’ı unuttuk! Adaletini unuttuk, ayetlerini unuttuk, bize emanet edilen dünyayı unuttuk. Şimdi dünyanın dört bir yanından yükselen feryadı bile siyasi hesapların arasına sıkıştırıyoruz.
Oysa Kur’an’ın asırlardır yaptığı çağrı ortada Görün, düşünün, ibret alın ve dönün!
Benim söylemek istediğim tam olarak bu Dünyanın düzeninin neden sarsıldığını konuşurken insanlığın neden bu kadar çürüdüğünü de konuşun! Her şeyi yöneten bir sistem ararken Allah’ın kudretini unutmayın!
Çünkü insanın kurduğu her düzenin bir sonu, her gücün bir sınırı vardır.
O, bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, o şeye ancak ‘Ol!’ demesidir. O da hemen oluverir.” (Yâsîn, 82)
İşte benim inandığım kudret budur.
Kün fe yekûn!
Şeriatta da cariyeler var. Kişinin metres tutması kendi ahlaksızlığıdır. Laiklikle ilgisi yok. Yani laikik ona metres tutabilirsin demiyor. Ama şeriat, paran varsa istedigin kadar cariye satın alabilirsin diyor. Tabii aynı zamanda dört eş de alabilirsin diyor.
Laik hukukta tek eş kuraldır. Laik hukukta nikahsız ilişki yani zina suçtur. Zinayı suç olmaktan çıkaran da AKP'dir. AKP de şeriata toz kondurmaz. Bize martaval okuma...
Schopenhauer'a Göre: Arzu, Sonsuz Bir Tuzak.
Schopenhauer:
İnsanın hayatı, bitmeyen bir arzu zinciridir.
Bir şeyi isteriz, elde ederiz, tatmin oluruz...
Sonra yeni bir eksiklik doğar.
Ve böylece döngü yeniden başlar.
Mutluluk dediğimiz şey, sadece acıya verilen kısa bir moladır.
Arundhati Roy, çok önemli bir soru soruyor:
"Zihnimizde işlememiz gereken bilginin hacmi yüzünden artık insan ne düşündüğünü bile bilemeyecek duruma geldi. Bunların kendi duygularınız olduğuna emin misiniz, yoksa Facebook’tan, Instagram’dan mı aldınız onları?"
24. “Hayattan ne beklememiz gerektiğinin aslında hiçbir zaman önemli olmadığını, sadece hayatın bizden ne beklediğinin önemli olduğunu öğrenmeliyiz.”
—Viktor Emil Frankl
''Hayatın boyunca öğrenebileceğin en önemli beceri,
Bilimden daha önemli,
Teknolojiden daha önemli,
Matematikten daha önemli,
Satıştan daha önemli olan şey:
1939, İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü öğrencileri.
Köy Enstitülerinde, her öğrencinin yılda 25 dünya klasiği okuma mecburiyeti ve en az bir müzik aleti çalma zorunluğu vardı.
“Çağın en büyük hastalığı, başarı üzerine kurulmuş bir hayat isteğidir. Hayatın anlamı başarıda değil özgürlüktedir. Sadece başarı için yaşayan insanlar, köle ruhludurlar, özgür olamazlar.”
—Jean Jacques Rousseau
Çok yasa yapmak bir Meclis için övünülecek bir şey değildir.
Her yasa yapıldığında mutlaka devlet büyür, vatandaşın cüzdanı küçülür.
Çünkü o yasayı uygulamak için memurlar gerekir, memurlara amir, amire müdür, müdüre genel müdür gerekir.
Bina gerekir, makam odaları gerekir.
Makam odalarına yüce devlete yakışır mobilyalar gerekir.
Müdürlere makam araçları, araçlara şoförler gerekir.
Otu botu düzenleyen her kanun, devleti mutlaka büyütür.
Büyüyen devlete vatandaş vergi yetiştiremez.
Cüzdanlar küçülür.
Değil mi @memetsimsek bey?
Binlerce konuşması var.
Bir tanesinde bile HAKARET göremezsiniz...
Binlerce sözü var.
Her bir sözü DERS niteliğinde...
Milletini AYIRMADI, AYRIŞTIRMADI.
O bize hep;
AZİZ TÜRK MİLLETİ diye seslendi
Çünkü O Asil ve Çağdaş Bir Liderdi
Saygı özlem ve gönül borcuyla
#cibiliyetsiz