Dr. Bünyamin KIR, MD Anesthesiology and Reanimation Specialist Kocaeli Kandira Devlet HastanesiVaccinesWork @ASALifeline @ESRA_Society Marmara University Alumni
@SedatAtlas79 Her soru sorana cevap verince başka hastaların muayene süresinden aldığını umursamadığı için kendine hak görüyor herkes. Soruyu danışmaya triaja sorabilirler.
Klasik muayeneye gelmedim ama reçete yazdıracağım muhabbeti.
📢 8. DÖNEM TOPLU SÖZLEŞMEDE KAMU ÇALIŞANININ GELECEĞİ, İYİMSER ENFLASYON HEDEFLERİNE TESLİM EDİLDİ!
8. Dönem Toplu Sözleşme’de kamu görevlilerine;
👉 2026 yılı için %11 + %7,
👉 2027 yılı için %5 + %4 artış öngörüldü.
Bu oranların yıllık bileşik karşılığı 2026’da yalnızca %18,77, 2027’de ise %9,20’dir.
Peki bugün (2026 Temmuz) Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi ne diyor?
📌 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi: %29,21
📌 2027 yıl sonu enflasyon beklentisi: %21,47
📌 12 ay sonrası enflasyon beklentisi: %23,95
2027 yılı için enflasyon beklentisi %21,47 iken kamu çalışanına verilen gerçek toplu sözleşme artışı yalnızca %9,20’dir!
Aradaki fark nasıl kapatılacak?
Kamu çalışanı önce aylar boyunca enflasyon altında ezilecek, alım gücünü kaybedecek; daha sonra kaybettiği paranın bir kısmı “enflasyon farkı” adı altında zam gibi sunulacaktır.
‼️ Enflasyon farkı zam değildir.
‼️ Refah payı değildir.
‼️ Kazanım hiç değildir.
‼️ Geçmişte gasp edilen alım gücünün gecikmeli iadesidir.
Toplu sözleşme masası, Merkez Bankasının gerçekleşeceği garanti olmayan hedeflerine bakılarak kurulamaz. Kur artışı, vergi zamları, kira ve gıda enflasyonu, enerji fiyatları ve tahmin sapmaları hesaba katılmadan iki yıllık sözleşmeye imza atılamaz.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki 8. Dönem Toplu Sözleşme’ye;
❌ Risk hesabı yapılmadan,
❌ Refah payı güvenceye alınmadan,
❌ Vergi dilimi kayıpları önlenmeden,
❌ Enflasyon farkının aylık ödenmesi sağlanmadan,
❌ Kamu çalışanının gerçek hayat şartları görülmeden oturulmuştur.
Kamu çalışanının iki yılı, iyimser tahminlere ve gerçekleşmeyen hedeflere feda edilmiştir.
Yetkili görünenlerin görevi kamu çalışanına sabır tavsiye etmek değil; onun maaşını, emeğini ve alım gücünü daha kayıp oluşmadan korumaktır.
Öngörüsüz toplu sözleşmenin bedelini yine memur ve memur emeklisi ödemektedir!
📍Hazırlanan ilk yasa teklifinde yoktu.
➖Ama bir el, gece yarısı komisyon toplantısının bitimine yakın 3 maddelik bir ek teklif sundu.
📍Bununla;
👉Akkuyu Nükleer Güç Santrali için Ruslara;
➖5 milyar dolarlık bir teşvik verilecekti ve bu da geriye dönük olarak uygulanacaktı.
👉Bu teşviklerin içinde;
➖Damga vergisi, stopaj alınmaması, KDV iadesi gibi emsallerine uygulanmayan destekler vardı.
➖Oysa Ruslarla anlaşma 2010 yılında imzalanmış ve her şey karara bağlanmıştı.
➖Ancak birileri ısrarla Ruslara böyle imtiyazların ve teşviklerin verilmesini istiyordu.
☀️Nedenini biliyoruz;
🇺🇸ABD, Ruslardan aldığımız S-400'leri üçüncü bir ülkeye satmamız için bastırıyordu ve bunun için Ruslardan onay almak şarttı.
🇷🇺Rusların gönlünü hoş tutmak ve satışa onay vermelerini sağlamak için milyarlarca dolarlık teşvikleri ve destekleri onların kucağına bıraktık.
💰Elbette bunun faturası yıllar içerisinde bize, yüksek elektrik fiyatları, yüksek vergi ve enflasyon olarak geri dönecek!
💡Ve bu çapsız, beceriksiz, aymaz, öngörüsüz dış politikanın ve kararların bedelini Aziz Türk Milleti ödeyecek!
🇹🇷Yazık bu güzel ülkeye!
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE SİNSİ BİR DEĞİŞİKLİK:
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE DEVLET KATKISININ KALDIRILMASI NE ANLAMA GELİYOR?
AKP tarafından hazırlanan ve TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan bir torba kanun teklifiyle SGK’ye devlet katkısı uygulamasına son verilmesi öngörülüyor. Kuvvetle muhtemel bu akşam yasalaşacak teklifle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesini değiştiriyor.
81. maddenin "Prim oranları ve Devlet katkısı" başlığından "ve Devlet katkısı" ibaresi çıkarılıyor.
Ayrıca devletin, SGK'nın her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkra madde metninden çıkarılıyor. Hüküm 1 Ağustos 2026'dan geçerli olacak.
Bu katkı 2008'de yasal güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼'ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı.
⭕️ Sinsi bir değişiklik!
Hükümetin gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine'den SGK'ya giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor.
Hükümet, desteğin hiçbir eksilme olmadan Kurumun gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki "eksilme olmayacak" güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür.
Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, "güvenceli bir yükümlülük"ten "ihtiyaç kadar takdiri transfer"e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki "sadeleştirme" dili bunu görünmez kılıyor.
⭕️ Bir Meşruiyet Operasyonu
Bu bir meşruiyet operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK'nın gelir kalemi olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para açık kapatma transferi olarak kaydedilecek.
Sonuçta SGK'nın mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025'i teknik olarak 35 milyar lira fazlayla kapatan SGK, 2026'da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla karşılaşacak.
Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansman yöntemine dönüşüyor.
SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak gelir elde ederse, o ay Hazine'den destek yapılmayacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.
⭕️ Katkı Yerine Açık ve Kara Delik Demagojisi!
Teknik muhasebe perspektifinden bakıldığında, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" arasındaki ayrım zaten büyük ölçüde yapaydır — ikisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsızdır. Dolayısıyla değişikliğin parasal özü değil, siyasal-söylemsel işlevi belirleyicidir.
Aynı parayı "gelir" saymaktan vazgeçip "açık" olarak yeniden tanımlamak, ekonomik bir kötüleşme değil, bir yeniden-etiketlemedir. "Açık büyüdü" cümlesi bu nedenle işin püf noktasıdır.
Değişiklik nakit/ekonomik düzeyde nötr olabilir ama asıl dönüşüm hukuki-kurumsal düzeydedir — formüle bağlı yasal güvencenin takdiri transfere indirgenmesi ve bunun sosyal güvenliğe taarruz için hükümete açtığı meşruiyet alanıdır önemli olan.
Kalemi "gelir"den "açık kapatma"ya çevirmek, SGK'yı yapısal olarak "batık", "sürekli zarar eden" bir kurum gibi gösterir, “karar delik” demagojisini yeniden başlatır. Bu, sosyal güvenliğin bir hak değil bir "yük" olduğu şeklindeki ana akım ve ortodoks anlatıyı besler ve gelecekteki kısıtlamalar/parametrik reformlar (emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı vb.) için zemin döşer.
Açığın büyümesi söylemiyle emeklinin zam talepleri veya emeklilikte iyileştirmeler (kademe veya intibak) "açık çok büyük, para yok" denilerek daha kolay geri çevrilebilecek.
⭕️ O yüzden bu değişiklik sadece teknik bir muhasebe işlemi değil sinsi bir zihniyet değişikliğidir ve faturası ağır olabilir.
“Bisikletli Vali” kovuldu. Başarı cezasız kalmadı.
Bir triatlon sporcusu olarak buna üzülüyorum. Çünkü bu ülkede sıra dışı işler başarmanın da bir bedeli var.
Oysa yaptığı, toplumda geniş yankı uyandıran; turizm ve kalkınmaya katkı sağlayan bir farkındalık yaratmaktı. Arkasındaki halk desteği gösteriyor ki, bunda başarılı oldu.
Bir de, bu başarılarından rahatsızlık duyulduğu için “tayt” bahanesiyle şikâyet edildiği iddiasını düşünün…
Asıl mesele gerçekten tayt mıydı?
Yoksa bir güreşçi de tayt giyer!
Diploma ve liyakat tartışmalarına rağmen eski bir güreşçinin kamu bankasına yönetim kurulu üyesi olarak atanmasına yönelik tüm itirazlara rağmen görevine devam etmesi sorun edilmezken, bir valinin taytı mı sorun oldu?
Ülkenin en büyük kamu sermayeli havacılık şirketinin yönetim kuruluna bir edebiyat profesörü atanmıştı.
Bir başka siyasi ilişkili kişi ise, borsa manipülasyonu iddialarıyla gündeme gelen bir şirkete yönetim kurulu üyesi olarak atandığında, liyakat ve etik tartışmaları yerine “kadın” kimliği öne çıkarılarak tebriklerle sunuldu.
Mesele gerçekten liyakatse, ölçü herkes için aynı olmalı. Aksi hâlde tartışmanın yönü değiştirilmiş, asıl mesele hedef şaşırtılarak görünmez kılınmış olur.
Lütfen her vatandaş finans, yönetim ve sürdürülebilirlik kavramlarını en temel düzeyde de olsa bilim, hukuk ve etik çerçevesinde öğrensin ki bazı şeyleri sorgulasın ve adalet ve kalkınma sağlansın. Bunun için Dijital Üniversite projeme abone olabilirsiniz.
🚨 Geçici Görevlendirmede Yetki Kurallarına Bir Kez Daha Vurgu!
Erzurum Bölge İdare Mahkemesi, Van İl Sağlık Müdürlüğü tarafından tesis edilen il içi geçici görevlendirme işlemine ilişkin iptal kararını hukuka uygun bularak idarenin istinaf başvurusunu reddetti.
Mahkeme, il içi geçici görevlendirme işlemlerinde yetki kurallarına uyulmasının zorunlu olduğunu ( İl Sağlık Müdürünün geçici görevlendirme veya tayin hakkı olmadığını) bir kez daha ortaya koydu.
Hekim Birliği Sendikası olarak, hukuka aykırı görevlendirmelere karşı meslektaşlarımızın yanında olmaya ve haklarını kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.
Hekim Birliği varsa, hukuk güvenceniz vardır.
#GelinBirlikOlalım
Oyuncu gelmek istiyorsa gelir, iyide işin cılkı çıktı. Yalvararak aldığın oyuncu oynamaz. Anlaştığın fiyat üzerine teklifle kulübü zorlayan oyuncu oynamaz. Dakka başı yok şöyle yok böyle demenin anlamı yok. İyice magazin haberciliğine döndü bu iş. Dünya kupası da bitti artık bahane yok. Oyuncu gelmek istemiyorsa da güle güle, yapacak birşey yok.
Her ay hangi tarihte yatacağı belli değil, gelişigüzel gidiyor. Bakanlık takvim yayınladı ona da uyulmuyor. teşvik ve nöbet ödemelerini bakanlığın maaş gibi kanunda “ayın şu günü ödenir“ şeklinde kesinlik kazandırması lazım. Yoksa il-ilçe-müdürlük-hastane herkes kafasına göre yatırıyor. Burada gecikme saymanlıklar kaynaklı mı banka kaynaklı mı belli değil. Bu kesinliği yapamayacak değil sağlık bakanlığı, ayın ilk 3 günü puanlar ilgili branş hekimleri tarafından kontrol edilir, sonraki 3-4 gün inceleme komisyonu onay süreçleri, 1 hafta da bakanlık- müdürlük-hastane-saymanlık-banka süreçleri halledilir. Ayın 15 ine yetişebilir.
Sahillerde cankurtaran hizmeti çok değerli. Sürenin 15 Mayıs tan itibaren başlaması toplantılarda düşünülebilir. Özellikle kurban bayramının mayıs sonu -haziran başına denk geldiği göz önüne alınarak özellikle Kandıra nüfusu ciddi oranda artmaktadır boğulma vakalarına ilk müdahalenin yerinde yapılması çok değerli. Sahilden kandıra devlet aciline ambulansın gelmesi en az 20 dk sürüyor. Saygılarımla
In Switzerland, autumn brings a charming tradition — cows adorned with vibrant flowers and clanging bells are led down from alpine pastures to the valleys, marking their return for winter.
Faizler ne kadar düşebilecek, seçim olsa bile faizlerin uzun yıllar bizimle olduğunu düşünüyorum. Özellikle Hürmüz boğazı kaynaklı jeopolitik sıkıntılar ve savaş ekonomisi enflasyonu kaynaklı. Faizlerin düşmesinin tek olası senaryosu doların bikaç hafta içinde 100 tl üzerinde olmasının hedeflendiği durumda olur onun dışında minimum 10 yıl %20 ve üzeri enflasyon bizi bekliyor.
Teorik olarak doğru olsa da alım garantisini devlet vermediği ortamda özel sektör neden konut üretsin. Sıkıntı buradan çıkıyor bence. Aileler küçüldüğü için küçük konut talebi artıyor 1+0 1+1 gibi, şu an asıl kar buralarda ama ilerde nüfus azalma eğilimine girerse ancak o zaman kiralar enflasyona göre azalır.
📢 MEDULA e-imza uygulamasıyla ilgili mücadelemizi ilk günden bu yana kararlılıkla sürdürüyoruz.
Hekim Birliği olarak;
🔹 Sarf malzemelerine ilişkin e-imza sorumluluğunun hekimlere yüklenmemesi,
🔹 Hekim dışı personelin yaptığı işlemlerden hekimlerin sorumlu tutulmaması,
🔹 Hekimlerin yalnızca kendi tıbbi işlemlerinden sorumlu olması,
🔹 MEDULA işlemleri için mesai saatleri içinde yeterli süre ayrılması,
🔹 MHRS planlamasının buna göre düzenlenmesi,
🔹 MEDULA işlemleri nedeniyle ek ödeme kaybı yaşanmaması,
🔹 Fiilen denetlenemeyen kayıtlar nedeniyle hekimlerin adli, idari ve mali sorumluluk altına sokulmaması
talepleriyle Sağlık Bakanlığı ve SGK nezdinde resmi başvurularımızı yaptık.
Konu bugün yargı sürecindedir. Hekim Birliği olarak üyelerimizin haklarını korumak için idari, hukuki ve sendikal mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
#HekimBirliği #MEDULA #HekimHakları
@sgksosyalmedya@saglikbakanligi
📢 14 GÜNLÜK MAAŞ FARKI HESAPLAMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1️⃣ 1 Temmuz ve sonrasında ilk defa göreve başlayan personele 14 günlük maaş farkı ödenmez.
2️⃣ İstifa eden personele, yalnızca görevde bulunduğu günler üzerinden maaş farkı ödenir.
Örneğin, 4 Temmuz’da istifa eden personele 4 günlük zam farkı hesaplanır.
3️⃣ 2008 yılı öncesinde memuriyete başlayan personelin 14 günlük maaş farkından BES ve SGK kesintisi yapılmaz.
4️⃣ 2008 yılı sonrasında memuriyete başlayan personelin 14 günlük maaş farkından BES ve SGK kesintisi yapılır.
5️⃣ İcra ve nafaka kesintileri, mahkeme kararında maaş farklarından da kesinti yapılacağı açıkça belirtilmemişse 14 günlük fark ödemesine uygulanmaz.
6️⃣ 15 Haziran–14 Temmuz tarihleri arasında emekli olan veya vefat eden personel için tam 14 günlük maaş farkı hesaplanır.
7️⃣ Ücretsiz izinde bulunan personele, ücretsiz izin dönemine ilişkin 14 günlük zam farkı ödenmez.
8️⃣ Naklen gelen veya başka bir kuruma naklen giden personelin 14 günlük maaş farkının yeni kurumu tarafından hesaplanarak ödenmesi daha uygun olacaktır.
Hekimlik, Tutuklama Tehdidi Altında Yapılamaz!
Hekimlik, bilimsel bilgi ve hukukun güvencesi altında yapılmalıdır; tutuklama tehdidi altında değil. Hekimlerin bilimsel değerlendirme yapılmadan özgürlüklerinden yoksun bırakılması, yalnızca meslektaşlarımızı değil, nitelikli sağlık hizmetini de tehdit etmektedir.
İstanbul Tabip Odası'nın dahil olduğu 58 tabip odası ve Türk Tabipleri Birliği'nin ortak açıklamasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.
👇
https://t.co/thM1yQkGYu
🟢 IBAN’A YAPILAN ÖDEMELERDE FATURA VE CEZA
📌 IBAN’a para gelmesi tek başına fatura düzenleme zorunluluğu doğurmaz. Fatura düzenleme zorunluluğu, kural olarak malın teslimi veya hizmetin yapılmasıyla doğar.
📌 Mal teslim edilmiş veya hizmet tamamlanmışsa fatura, teslim veya hizmet tarihinden itibaren azami 7 gün içinde düzenlenmelidir. Bu süre içinde düzenlenmeyen faturalar, VUK’a göre hiç düzenlenmemiş sayılır.
📌 IBAN’a gelen ödeme avans veya ön ödeme niteliğindeyse ve henüz mal teslimi ya da hizmet gerçekleşmemişse, yalnızca paranın hesaba gelmesi nedeniyle 7 günlük fatura düzenleme süresi başlamaz.
Türk Tabipleri Birliği ve 58 Tabip Odasından Ortak Açıklama:
Hekimlik, Tutuklama Tehdidi Altında Yapılamaz!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve aşağıda imzası bulunan tabip odaları olarak; Şanlıurfa'da bir hastanın yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturmada kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir meslektaşımızın hukuksuz bir şekilde tutuklanmasını, hekimlik mesleğinin bilimsel ve hukuki güvenceleri bakımından kabul edilemez buluyoruz!
Her şeyden önce yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine başsağlığı diliyoruz. Bir hastanın ölümü her yönüyle araştırılmalı, tıbbi süreç eksiksiz biçimde incelenmeli, varsa sorumluluklar ortaya çıkarılmalıdır.
Bir hekim hakkında kusur değerlendirmesi yapılırken hastanın durumu, hastalığın seyri ve uygulanan işlemler birlikte ele alınmalıdır. İstenmeyen bir sonuç, tek başına hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Ön inceleme tamamlanmadan ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulü işletilmeden; meslektaşımız hakkında soruşturma yürütülmesi ve tutuklama dâhil herhangi bir koruma tedbirine başvurulması kabul edilemez. Tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai koşullarda başvurulabilecek bir tedbirdir ve hiçbir biçimde cezalandırma, kamuoyunu yatıştırma ya da baskı aracına dönüştürülemez.
Meslektaşımızın tahliyesini olumlu karşılamakla birlikte, bir hekimin, bilimsel bir değerlendirme yapılmadan yalnızca mesleğini icra ettiği için özgürlüğünden yoksun bırakılması, tüm hekimler üzerinde ağır bir baskı oluşturur.
Bu nedenle;
📌 Hekimleri suçlu ilan eden söylem ve uygulamaların, sağlıkta şiddeti besleyen bir zemin yarattığının görülmesini, hekimlerin can güvenliğinin ve mesleki huzurunun korunmasını,
📌 Tıbbi uygulamalara ilişkin soruşturmalarda özel soruşturma usulünün ve soruşturma izni şartının eksiksiz uygulanmasını,
📌 Hekimlerin masumiyet karinesine, kişi özgürlüğüne ve adil yargılanma hakkına sürecin her aşamasında saygı gösterilmesini,
📌 Zorunlu soruşturma izni alınmadan adli süreç başlatılmış ve koruma tedbirine başvurulmuş olmasının açık bir hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edilmesini; bu sürecin nasıl işlediğinin ve sorumluluğun yetkili merciler tarafından değerlendirilmesini ve kamuoyuna açıklanmasını talep ediyoruz.
Hekimliğin yargılanma ve cezalandırılma korkusuyla yürütülmesi, hekimleri ağır ve riskli hastalardan uzaklaştırıp, savunmacı tıbbı daha da yaygınlaştıracak, bu durumdan en çok da sağlık hizmetine gereksinim duyan hastalar zarar görecektir. Hekimlerin mesleki uygulamaları nedeniyle peşinen suçlu sayılmasına, tutuklamanın fiilî bir cezaya dönüştürülmesine karşı ortak tutumumuzu koruyacağız. Süreci sonuna kadar takip edeceğiz.
Hiçbir meslektaşımız yalnız değildir.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Adana Tabip Odası
Adıyaman Tabip Odası
Afyonkarahisar Tabip Odası
Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası
Ankara Tabip Odası
Antalya Tabip Odası
Aydın Tabip Odası
Balıkesir Tabip Odası
Bartın Tabip Odası
Batman Tabip Odası
Bitlis Tabip Odası
Bolu-Düzce Tabip Odası
Bursa Tabip Odası
Çanakkale Tabip Odası
Çorum Tabip Odası
Denizli Tabip Odası
Diyarbakır Tabip Odası
Edirne Tabip Odası
Elazığ-Tunceli-Bingöl Tabip Odası
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası
Gaziantep-Kilis Tabip Odası
Giresun Tabip Odası
Hatay Tabip Odası
Isparta-Burdur Tabip Odası
İstanbul Tabip Odası
İzmir Tabip Odası
Kahramanmaraş Tabip Odası
Karabük Tabip Odası
Karaman Tabip Odası
Kastamonu-Çankırı Tabip Odası
Kayseri Tabip Odası
Kırıkkale Tabip Odası
Kırklareli Tabip Odası
Kırşehir Tabip Odası
Kocaeli Tabip Odası
Kütahya Tabip Odası
Malatya Tabip Odası
Manisa Tabip Odası
Mardin Tabip Odası
Mersin Tabip Odası
Muğla Tabip Odası
Muş Tabip Odası
Nevşehir Tabip Odası
Ordu Tabip Odası
Osmaniye Tabip Odası
Rize-Artvin Tabip Odası
Sakarya Tabip Odası
Samsun Tabip Odası
Siirt Tabip Odası
Sinop Tabip Odası
Sivas-Erzincan Tabip Odası
Şanlıurfa Tabip Odası
Şırnak Tabip Odası
Tekirdağ Tabip Odası
Trabzon Tabip Odası
Uşak Tabip Odası
Van-Hakkari Tabip Odası
Zonguldak Tabip Odası
👇
https://t.co/mOG1SdyQGA
Neştere Kelepçe Takılırsa, Makası Kader Tutar
“Tıp matematik değildir.”
Aslında bütün mesele bu tek cümlede saklıdır.
Çünkü matematikte 2+2=4 eder.
Tıpta ise aynı ameliyatı aynı teknikle, aynı cihazla, aynı ilaçlarla yaptığınız iki hastadan biri ertesi gün yürüyerek taburcu olur, diğeri beklenmedik bir komplikasyon geliştirir.
İnsan bedeni Excel tablosu değildir.
“Enter” tuşuna basınca aynı sonucu veren bir yazılım hiç değildir.
Her insan, milyarlarca hücrenin yazdığı benzersiz bir romandır.
Bazı sayfaları doktor da okuyabilir…
Bazı sayfaları ise yalnızca hayat yazar.
Bugün bazı insanlar tıbbı, otomobil servisi zannediyor.
Yağ değişti mi?
Değişti.
Parça takıldı mı?
Takıldı.
O zaman neden motor bozuldu?
Çünkü insan Toyota değildir.
Yedek parçası katalogdan sipariş edilmez.
Garanti belgesi de fabrikadan verilmez.
Komplikasyon…
Tıbbın en yanlış anlaşılan kelimesi.
Sanki doktorların uydurduğu sihirli bir kaçış cümlesi gibi görülüyor.
Oysa komplikasyon;
Pilotun türbülansa yakalanması gibidir.
Kaptan denizi ortadan ikiye ayıramadığı için geminin dalga görmesi gibidir.
İtfaiyecinin ateşin sıcak olmasına şaşırmaması gibidir.
Risk, yapılan işin doğasında vardır.
Cerrahi; satranç değildir.
Cerrahi, bazen satranç taşlarının da canının olduğu tek oyundur.
Elbette hata olur.
İhmal olur.
Yanlış olur.
Bunun hesabını hukuk soracaktır.
Sormalıdır da.
Fakat hukuk da kendi hukukuna uymalıdır.
Aksi halde adalet terazisi, öfke kantarına dönüşür.
Ve kantarla vicdan tartılmaz.
Bir hekimin daha bilirkişi raporu olmadan, bilimsel değerlendirme yapılmadan, kusur ortaya konmadan suçlu ilan edilmesi…
Ormanda ilk ağacı kesmeye benzer.
Kimse ses çıkarmaz.
Çünkü sadece bir ağaç gitmiştir.
Sonra ikinci…
Sonra üçüncü…
Bir gün herkes gölge aramaya başlar.
Ama artık orman kalmamıştır.
Hekim korkarsa ne olur?
Riskli hastaya dokunmaz.
“Başka merkeze sevk edelim.”
“Üniversiteye gitsin.”
“Ben alamam.”
Bu cümleler çoğalmaya başlar.
Sonra vatandaş kızar.
“Doktor niye bakmıyor?”
Çünkü yıllarca kahraman olmasını istediğiniz insanı, ilk kötü sonuçta sanık sandalyesine oturttunuz.
Kim kahraman olmak ister?
Ödülü alkış…
Cezası kelepçe olan bir mesleğe kim gönüllü olur?
Bugün kadın doğum…
Yarın beyin cerrahisi…
Sonra kalp damar…
En sonunda acil servis…
Derken geriye yalnızca bina kalır.
Koridorlar pırıl pırıldır.
MR cihazı çalışıyordur.
Robotik cerrahi sistemi milyonlarca liraya alınmıştır.
Fakat robotun başında insan yoktur.
Çünkü korku, en pahalı sağlık personelidir.
Bir kez işe girerse kimse onu emekli edemez.
Bazıları zannediyor ki doktorlar dokunulmazlık istiyor.
Hayır.
Doktorlar yalnızca şunu söylüyor:
“Önce bilim konuşsun.”
Sonra bilirkişi…
Sonra hukuk…
En son gerekiyorsa ceza…
Medeniyet dediğimiz şey tam olarak budur.
Sıralamanın korunması.
Bugün öfke ile verilen her karar…
Yarın ambulans sireni olarak geri döner.
Çünkü doktor yetiştirmek on beş yıl sürer.
Doktor kaçırmak ise bir manşet kadar kısa sürer.
Mitolojide Asklepios’un elinde bir asa vardı.
Bugün o asanın etrafındaki yılan hâlâ tıbbın sembolüdür.
Ama biz böyle devam edersek…
Yakında o asanın etrafına bir de kelepçe resmi çizmek gerekecek.
Belki yeni sağlık logosu bu olur.
Altına da şu yazılır:
“Komplikasyon yasaktır.”
Ne kadar absürt değil mi?
İşte tıbbın doğasını inkâr etmek de tam bu kadar absürttür.
Hekimler ayrıcalık istemiyor.
Kimse kanundan üstün değildir.
Ama hiç kimse de kanunun altına itilmemelidir.
Çünkü hukuk, öfkenin değil; aklın mesleğidir.
Tıp ise mucizenin değil; olasılıkların sanatıdır.
Bu iki gerçeği birbirine düşman ederseniz…
Kaybeden yalnızca doktor olmaz.
Kaybeden, bir gece yarısı kapısını çalacağı hastanede, ameliyat masasına uzanacak olan hepimiz oluruz.
Ve o gün şu soruyu sormak zorunda kalırız:
“Doktorlar nereye gitti?”
Cevap acı olacaktır:
“Biz onları korkuttuk.”
Neştere vurulan her kelepçe, eninde sonunda hastanın nabzına kilit olur.
@saglikbakanligi@drmemisoglu