Deprem döneminde, yıkılan 11 ile bakıp "Bu enkazı bunlar kaldıramaz ve hükümet yıkılır, yerine bizimkiler geçer." hesabıyla devlete ve hükümete atmadıkları iftira kalmamıştı. Devlet, bırakın enkazı kaldıramamayı, yerine de on numara binalar dikip mağduriyetleri giderdi. Sıra, ihanet şebekesini enselemeye geldi.
Size Devleti Tanıtacağız. Öyle Bir Tanıtacağız Ki; Bir Daha Asla Unutamayacaksınız!
Oğuzhan Uğur Tutuklansın #deprem Baraj
Ömer Çelik Bey yerinde bir açıklama yapmış. Teşekkürler!
ANCAK.
Ömer beyi ilk kez bu kadar tedirgin gördüm.
75 Ak Parti milletvekili bunu nasıl atladı. Torba yasaya nasıl koydular.
Bunlar da gözardı edilecek hususlar değil diye düşünüyorum.
Tepki gösterenleri derhal susturmaya çalışanlar, meseleyi hafife alıp veya çarpıtıp öyle değildi diye yorum yapanlar da üç kez düşünmeliler...
CİNAYET BÖYLE İŞLENİR!
20 ton margarinden, 45 ton peynir imal ediliyor...
Nasıl mı?
“Margarin, nişasta, kemik unu ve iade peynirlerden imal edilen peynir üretimi, her geçen gün ülke geneline yayılıyor.
Süt yerine, bu ürünler kullanılıyor.
Peynir imalatında süt kullanılsa, Türkiye’nin sütü yetmez.
Daha çok, süt üretimi yapılması gerekir.
Hileli PEYNİR ÜRETİMI nasıl yapılıyor?
Bu işi yapanlar çok uyanık.
Nerenin peyniri meşhursa, onu taklit ediyorlar.
Erzincan tulumu, Siverek peyniri, Bergama tulumu, İzmir Tulumu gb adlarla pazarlama yapıyorlar.
Halbuki, hepsi aynı peynir (?)
Bunlar, 20 ton margarinden 45 ton peynir üretiyorlar.
Bir gram süt kullanmıyorlar.
Margarinin kuru madde oranı yüzde 90.
Su katarak çoğaltıyorlar.
İçine nişasta, iade peynir koyarak, hiç süt katılmadan peyniri imal ederek satıyorlar.
Ortalama 20 ton margarinle, 45 ton peynir imal edildiğinde 500 ton süt kullanılmamış oluyor.
Milli ekonomi!
Oysa; 1 kilo tulum peyniri için, 10 kilo süt gerekiyor.
Bunun üzerine yüzde 27 işçilik, vergi, işletme maliyeti gibi giderler eklenince, peynirin fiyatı ortaya çıkıyor.
Eğer fiyat bunun altında ise, yediğiniz peynir hilelidir.
Veya yediğiniz peynir değildir.
Natürel beyaz peynir için, 7 kilo süt gerekiyor.
Bu hesabı yaparak aldığınız peynirde süt olup olmadığını anlar ve öğrenebilirsiniz.
1 kg süt 20 TL.
Daha önce lokal düzeyde olan hileli peynir üretimi, Afyon, Kayseri, Konya, Sivas başta olmak üzere, bir çok yerde yapılmaya başlandı.
Devlet kurumları bu imalatlari tek tek biliyor, sadece izliyor!
Önlem alınmadığı için, hileli üretim engellenmediği için, bu üretim hızla ülke geneline yayılıyor...
Ne de olsa, kazanç getirici bir sektör!
Peynirinizin, gerçek peynir olup olmadığını evde kendiniz de anlayabilirsiniz ...
Bir cam kaseye, küçük bir parça peynirinizi koyun ve üzerini geçecek şekilde sirke ilave edin.
Biraz bekledikten sonra, o su beyaz rengini almışsa peynir sahtedir.
Adam öldürmek için silah kullanmayınız!
Sağlıcakla kalın!
Alıntı
Hepimiz türlü sebeplerle çok stresliyiz. Kas spazmı ve ardından gelen sıkışma��� bel ağrılari… . Bu esnetmeleri şahsen düzenli olarak yapıyorum. Tavsiye ederim.
Tam bir annelik hikayesi değil, tam bir siyonistlik hikaye: Sinsi ve haince.
Gerçek annelik aşağılanıyor.
Satıcı kadın 2 çocuk annesi. Süpürge bakan kadının da gerçekten çocuğu var zannederek konuşuyor.
Satıcı kadın, çocuklarının fotoğrafını gösteriyor. Köpek annesi, diye tanımlanan kadının satıcı kadının çocuklarının fotoğrafına bakarken ki yüz ifadesine dikkat edin. Bildiğiniz burnunu kıvırıyor. Konuşma boyunca da ince ince dalga geçiyor.
Satıcı kadın "okul dönüşü birbirine giriyor ortalık" diyerek çocuklarından şikayetleniyor.
Diğeri "bizim park dönüşleri efsane" diyor.
Buradaki mesaj: insan annesi olmak zor, köpek annesi olmak keyifli.
Toplumun geneline verilen mesaj: Annelik hevesinizi köpeklerle giderin, köpek bakarak da anne olabilirsiniz diğeri zor. Tam bir siyonist yapım.
Vatandaş, "Gıdalarına sahip çık, vitamin-mineral-balık yağı gibi takviyelerle kandırılıyorsun, uyan artık" diye senelerdir yazıyor, söylüyorum.
Madem senden tek itiraz gelmiyor, adamlar sana her şeyin sahtesini yedirirler işte böyle.
https://t.co/fHfydlb92f
Bana kimse bunun "normal" olduğunu söylemesin!
Kimse, "öyle demek istemedi, şunu demek istedi" diye kendisini savunmaya gelmesin.
Tevile gerek yok, ne dediği çok açık.
EMR (elektromanyetik radyasyon) saldırısına alışamazsınız!
Buna alışılamayacağı, EMR'nin, kısa ve uzun vadeye yayılan maruziyetiyle, sayısız sağlık yıkımına sebep olduğunu/olabileceğini gösteren kanıtlarla sabittir; alzheimer'dan ALS'ye dek çok çeşitli nörodejeneratif hastalıklar, kanser, endokrin sistemi bozuklukları, üreme sorunları, kardiyak problemler ve daha nicesi...
Tüm bunların üzerine, 5G bant aralığındaki/spektrumundaki radyo frekanslarının (+ 60 - 100 Ghz'e dek desteklenen alt yapısı) ne tür sağlık yıkımlarına sebep olabileceği de bellidir.
Çok daha şiddetli ve kitlesel boyutta.
Tek bir biyolojik güvenlik testi yok, tıpkı Covid aşıları ve tüm "klasik" aşılar gibi...
5G tehlikesine alışamazsınız!
Tıpkı, 3 temel biyoterör maddesi grafen + LNP (lipid nanopartikül) + PEG (polietilen glikol) birleşimiyle kan dolaşımına sokulan Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı gibi...
Covid aşılarına alışılamadığı/alışılamayacağı, Covid aşılama programı ile birlikte başta kanserim, lenfosit sistemi problemlerinin (lenfadenopati ve lenfositopeni gibi), tromboz vakalarının, kalp krizlerinin, pıhtı atmaların, ani ölümlerin olağanüstü seviyede artışından bellidir.
İçeriğinde alüminyumdan cıvaya, polisorbat 80'den formaldehite, insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçalarına dek nice toksik pisliği barındıran "klasik" aşılara alışılamadığı, daha 100 sene öncesinde esamesi okunmayan, peyda olduktan sonra da "genetik hastalık" diye sahtekârca tanımlanan bir otizmin, bir SMA'nın her geçen sene olağanüstü seviyede artışından bellidir.
Aşı hasarlarının, kısa ve/veya uzun vadede, en basit alerjik reaksiyonlardan otoimmün hastalıklara (insan fetüs hücre hatları sebepli), nörodejeneratif hastalıklardan ensefalit, menenjit vb. inflamatuar hastalıklara dek çok çeşitli sağlık problemleri olarak ortaya çıkmasından bellidir.
EMR/EMF maruziyetiyle ve/veya doğrudan kan dolaşımına zerk edilen toksik malzemelerle gelen toksisiteye/zehirlenmeye alışamazsınız!
5G'nin bir çeşit elektromanyetik terör silahı olmasının yanı sıra en büyük tehlikesi de "akıllı şehirler" denilen açık hava hapishaneleri için kullanılmak istenmesidir.
"Akıllı şehirler" projesinde, milyonlarca akıllı cihazla elde edilen büyük ölçekli verileri merkezi sistemde işleyebilmek, analiz edebilmek için "yapay zeka"ya (AI), bu verilerin olağanüstü hızla akışı için gerekli bant genişliğini sağlayacak olan 5G'ye ihtiyaç var.
Dolayısıyla "akıllı şehirler" 5G kablosuz ağ altyapısında inşa edilmek üzere tasarlanıyor.
Son seneler ("akıllı şehirler" anlaşmaları yapıldığından beri) neden istisnasız her yaz ormanlık alanlarımız "yangın" süsüyle ortadan kaldırılıyor?
Zira, bu alanlar da "akıllı şehirler" kapsamına alınmak isteniyor.
Her bir ağaç EMF kesicidir.
Bir orman, 5G'ye ait aşırı yüksek EMF'yi kesecek güçtedir.
5G demek kademe kademe, sinsice ormansızlaştırılma demektir.
Ormansızlığa alışamazsınız!
5G demek, "akıllı şehirler" demektir, "akıllı şehirler"de aşı kaydı, sosyal kredi sistemi, CBDC/dijital para vs. tanımlanan çipleriyle, sürekli bir takip ve denetim altında tutulacak Yeni Dünya Düzeni/Tek Dünya Devleti vatandaşlığı/köleliği demektir.
5G, "akıllı şehirler" projesi, zorunlu aşılama, sosyal kredi sistemi, karbon ayak izi takibi, dijital para sistemi vb. hepsi ahtapot kolları gibi Yeni Dünya Düzeni gövdesine bağlı.
Yani 5G demek, Yeni Dünya Düzenidir, Yeni Kölelik Düzeni demektir!
Köleliğe alışamazsınız!
Köleliğe alışmamalısınız!
5G'ye direnmek, özgürlüğünüz için direnmektir!
"Sağlığınızı Bill Gates'e emanet etmek, çocuklarınızı Epstein' e emanet etmek gibidir."
Diyor ABD Sağlık Bakanı.
Kimler çocuklarını Epistein'e teslim etmek ister?
Birisi çocuğunuzun ırzına geçer, diğeri sağlığınızın ırzına geçer.
Unutmayın aşı demek Bill Gates demektir. Bill Gates kurduğu aşı ittifakı GAVİ ile dünyadaki aşı şirketlerine ortaktır.
Aşıların içerisinde civa, maymun geni gibi pek çok şey olduğu resmi olarak belgelenmiş.
Neden çocuğunuza maymun geni enjekte etmek isteyesiniz ki?
Herkes Epstein listesi, belgeler üzerinde tartışmalara dalmışken arkada sessiz sedasız, değişik boyuttaki başka kötülükler tıkır tıkır işliyor. Bu tehditler, sadece bireysel suçlar değil; sistemlerin, ekonomilerin ve yaşam alanlarımızın geleceğini tehdit eden yapısal risklerdir. Detaylı analizler için World Economic Forum 2026 Küresel Riskler Raporu gibi kaynaklar incelenebilir. Size bir liste yaptım. Uzun diye okumayıp kaydıran kaydırsın. Hayatımızı zaten ayağımızın altından kaydırıp duruyorlar. Tepkiyse her kötülüğe tepki paralel yürütülmeli. İlla bir ada gerekmiyor kötülük üretmek için.
Salı günü baktığın uçak bileti 3.000 TL.
Hafta sonu alırım diyorsun, Cuma akşamı giriyorsun 7.500 TL.
Zam mı geldi, Hayır. Otel odası Cumartesi günü neden 3 katına çıkıyor! Bu bir tesadüf değil. Bu, “Dinamik Fiyatlandırma” adı verilen küresel bir soygun!
Algoritmaların seni adım adım izleyip cebindeki parayı nasıl boşalttığını anlatıyorum:
Her şey 1985'te American Airlines'ın "SABRE" algoritmasını icat etmesiyle başladı.
Amaç basitti: Talebe göre fiyatı anlık değiştir.
Sonuç? Tek bir yeni uçak kaldırmadan gelirlerini 500 Milyon Dolar artırdılar.
Hizmet aynı, koltuk aynı ama fiyat sana özel "kazık". Bugün bu sistemi tüm havayolları ve otel siteleri kullanıyor.
Sistem senin psikolojini biliyor. Hafta sonu evdesin, eşinle plan yapıyorsun, tatile gitmeye "mecbursun". Fiyat hassasiyetin düşük. Algoritma diyor ki: "Bu adam Cuma akşamı bakıyorsa, almaya kararlı. Fiyatı artır." Buna "Gizli Hafta Sonu Vergisi" denir.
Salı günü ucuz olan şey, Cuma günü pahalı olur. Sırf sen "müsait" olduğun için.
Ekranda çıkan o kırmızı, yanıp sönen yazılar:
Son 2 koltuk kaldı!
Şu an 15 kişi bu odaya bakıyor!
BÜYÜK BİR YALAN.
Bu, algoritmanın yarattığı Sahte Kıtlık
Seni paniğe sokup, fiyatı araştırmadan Satın Al tuşuna basman için yazılmış basit bir kod satırı. İnanma.
İnternet her şeyi değiştirdi. Artık sadece talep değil, SEN önemlisin.
Siteler şunlara bakar:
• Cihazın ne? (Apple/Macbook kullananlara daha yüksek fiyat çıktığı kanıtlandı).
• Konumun neresi? (İstanbul'dan bakana pahalı, Erzurum'dan bakana ucuz olabilir).
• Kaç kere baktın? (Aynı bilete 3 kere baktıysan, "Bu adam çok istekli" deyip fiyatı artırırlar).
Peki bu dijital çeteyi nasıl yenersin? İşte yöntemler:
1. Zamanlama: Biletleri Salı veya Çarşamba günü, saat 15:00 civarı al. (İş seyahatçilerinin almadığı, sistemin en sakin olduğu ölü saat).
2. İzini Kaybettir: Asla normal tarayıcıdan bakma. Mutlaka Gizli Sekme kullan.
3. Temizlik: Her aramadan sonra çerezlerini sil. Seni tanımasınlar.
Sadece havayolu sitesine bakmak, kurdun inine girmektir.
Şu araçları kullanın:
1. Google Flights: "Takip Et" butonuna bas, fiyat düştüğünde sana mail atsın.
2. Skyscanner: "Her yer" seçeneği ile en ucuz rotayı bul.
3. VPN Kullan: Konumunu ekonomik krizdeki veya alım gücü düşük bir ülke yap (Örn: Arjantin, Hindistan). Bazen bilet %20 ucuzlar.
Özetle;
Uçak biletleri borsa gibidir. Sabit fiyat yoktur, senin zaafın vardır.
Hafta sonu bakma.
Sürekli aynı sayfayı yenileme.
Seni izlemelerine izin verme.
Onlar algoritma kullanıyorsa, sen de strateji kullan
Konya üzerinde uçuş yapan yolcu uçağı pilotu chemtrail sahte bulutlarını çekti... Kuruyan Beyşehir gölü, bu mevsimde bir tane kar damlası düşmemesi, tarımın susuzluktan biteceği sizde korku yaratmıyor mu?
Gökyüzü görüntüsü Ankara'dan. Barajlar boş diyenler! Barajlar değil, barajların boşalmasına sebep olan beyniniz boş. Yağmur bulutları neden Yunanistan'a, Bulgaristan'a kadar gelip 3 tarafı, hatta 4 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'ye giriş yapamıyor onu sorgula? Neden İklim belgelerinde havaya güneşi perdelemek için ağır metaller içeren Stratosferik Aeresol Enjeksiyonu bırakıldığını sorgula, geçmeyen öksürüğünü, zehirlenen toprağını sorgula, yeraltı barajlarını sorgula, çöl bölgelerinde neden barajlar dolu onu sorgula. Ama önce televizyondan kafanı çek ki aklına bi oksjien aksın.. Yoksa futbolla, dizilerle hapı yutarsın. #chemtrails #sondakika #su
Vah benim bacım vah,
O lânet okuduğun seyyar satıcının çocuğunun hayatını kurtardığının farkında değilsin.
Bak, çocuk daha şekeri yer yemez, şeker bağırsaklara gitmeden hemen kusup dışarı atmış.
Senin marketten aldığın güvenli sandığın şekerlerde de diğer janjanlı ambalajlardaki yiyecek ve içeceklerde de bu boyalar dışında daha yüzlerce kimyasal var.
En kötüsü de bunları yiyenlerin rahatsız olmamaları hatta zevk almaları, bunların ne kadar zararlı olduğunu anlamamaları ve yedikçe yemeleri, yedikçe yemeleri ve hemen değil ama seneler içinde zehirlenmeleri, kanser, kalp damar hastalıkları, obezite, diyabet, bunama bilumum kronik hastalıklara aday olmaları.
Sen farkında değilsin, seyyar satıcı beyefendi sana ve çocuğuna çok iyi bir ders vermiş, çocuğunun istikbalini kurtarmış.
Hadi git o satıcıya teşekkür et.
Büyük geçmiş olsun. @tv100@HandeAydemirTV