Ardahan üniversitesinde Amedspor pankartına saygısızlık!
Ardahan Üniversitesinde öğrencilerin mezuniyet t��reninde Amedspor pankartı ile sahneye çıkmak isteyen öğrencilerin elinden Amedspor pankartı zorla alındı. Öğrenciler bu duruma tepki gösterdi.
#amedspor
Talihsiz bir açıklama ve konuyla ilgili bir şey söylemek zorunda hissettim kendimi.
Solun bir kısmı, Kürt meselesinde “sınıf kardeşliği” diyerek ulusal talepleri ne yazık ki hep öteledi. Erkan Baş’ın sözü de tam o hafızayı tetikledi.
Teknik bir program farkını anlatmaya çalıştı belki. Ama Türkiye’de “dil” teknik değil, politik bir meseledir. Bu yüzden kurduğu cümleler ilkesel netlik yerine duygusal bir kırılma yarattı.
İzaha muhtaç olan da bu zaten. Niyetini, Sayın Baş’ın Kürt insanına ikna edici biçimde anlatması gerekir.
Unutulmasın ki, TİP, 2018’de HDK’nin İstanbul kontenjanından, HDP listeleriyle Meclis’e girdi.
Ana dili Kürtçe olan, yani Kürt olan birini CB adayı göstermesi halinde DEM ile ortaklık yapmayacağını söyleyen bir sol/sosyalist partinin DEM’in sırtından, yani Kürtlerin oyuyla meclise taşınması ne yaman bir çelişkidir!
DEM siyasi ortaklarını da, ortaklık/yoldaşlık anlayışını da kökten gözden geçirmelidir.
Siyasetin en konforlu ve en imtiyazlı adresi, kendi başına bir muhtarlık seçimini kazanabilecek kadar oy potansiyeli olmayan, seçmenleriyle ortak manevi değerleri oldukça sınırlı olmasına rağmen Kürt seçmenin oylarıyla milletvekili olan kimi siyasetçilerdir.
@erkbas Seçim girsenize bi tek başınıza oyunuz kaç görelim . Kürt oylarıyla seçildiniz utanmaz herif . Senin gibilerden kurtulması gerekir Kürt hareketinin .
Batman Belediyesi’nin denetimsizliğini tüm Batman halkı görsün!
Türkiye’ye örnek gösterilen bir parkı ne hale getirdiniz?
Bu araçlar çocukları ezerse bunun hesabını nasıl vereceksiniz?
Elinizde bu kadar imkân ve yetki varken düzen, tertip ve disiplin sağlamak bu kadar mı zor?
“Kürdüm” demekten çekinen insanların olduğu bir ülkede, Kürt nüfusunu yalnızca kendisini açıkça ifade edenlerin sayısıyla ölçmek yanıltıcıdır.
Yıllarca “Kürt kökenliyim”, “Kürt asıllıyım”, “Ailemde Kürt var”, “Kürt olduğum söyleniyor ama Kürt değilim” gibi cümleleri duyduk. Bu ifadelerin her biri aslında bir toplumsal baskının, bir mesafenin ve bazen de bir korkunun izlerini taşır.
Hayatım boyunca kimliğimi saklama ihtiyacı duymadım. Bana sorulduğunda her zaman Kürt olduğumu söyledim ve dünya da beni böyle tanıdı.
Ne var ki bu coğrafyada uzun yıllar boyunca birçok insan kimliğini doğrudan ifade etmek yerine “kökenli”, “asıllı” ya da benzeri dolaylı tanımlara sığınmak zorunda kaldı. Bunun nedeni çoğu zaman kimliğinden utanmak değil; egemen olana daha yakın görünme arzusu, dışlanma korkusu ya da sahip olduğu konumu kaybetme endişesiydi.
Bir insanın kimliğini dolaylı cümlelerle anlatmak zorunda kalması, o toplumun hâlâ tam anlamıyla eşit ve özgür olmadığını gösterir.
Kürtler bu coğrafyanın en eski halklarından biridir. Diliyle, kültürüyle, hafızasıyla ve emeğiyle bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimliği yok saymak, onu aşağılamak, mizahın malzemesi yapmak ya da sürekli savunmak zorunda bırakmak hiçbir sorunu çözmez.
Oysa insan; doğacağı coğrafyayı, annesinin dilini, ailesini, etnik kökenini ya da inancını seçmez. Bunlar bir üstünlük ya da eksiklik nedeni değildir. İnsan ancak hayatı boyunca yaptığı tercihler, ürettiği değerler ve ortaya koyduğu ahlaki duruşla kendini tanımlar.
Hiçbir kimlik diğerinden üstün değildir. Üstün olan şey; farklılıklarla birlikte yaşayabilme olgunluğu, başkasının varlığına saygı gösterebilme erdemidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Kimlikler baskıyla ortadan kalkmaz; yalnızca yaralanır. Yasaklar, inkâr politikaları ve ötekileştirme, insanların kimliklerinden vazgeçmesine değil, o kimliğin etrafında daha güçlü bir dayanışma geliştirmesine yol açar.
Kürt meselesinin özü de tam burada yatıyor. Bir toplumu sürekli “öteki” olarak tanımlarsanız, yalnızca o toplumu değil, ortak geleceği de zedelersiniz. Ç��nkü eşit yurttaşlık, insanların kim olduklarını korkmadan söyleyebildikleri yerde başlar.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kimliklerden korkmak değil; onları saygıyla kabul etmektir. Bir toplumun barışı da, demokrasisi de, ortak geleceği de ancak bu zeminde kurulabilir. Çünkü özgürlük, insanın kim olduğunu korkmadan söyleyebilmesidir.
Bu bir fıkra değildir!
ırkçılıktır!
Ve Irkçılık pazara kadar değil, mezara kadar taşınan bir hastalıktır.
Şu bir ayağı çukurda, fotoğraftaki heyula gibi, ırkçılar bir gün ölür!
Ama ırkçılığa gülebilen insanlar varoldukça, ırkçılık yaşar!
Bir hastane açılışında sağlık hizmeti değil, ırkçılık ve cinsiyetçilik sahneye çıktı.
Kürt kadınlarını aşağılayan sözler ne şakadır ne de mizah. Bu sözler, Kürt halkına duyulan tahammülsüzlüğün ve kadın düşmanlığının açık ifadesidir.
Yıllardır bu ülkenin emekçileriyle, işçileriyle, kadınlarıyla ve halklarıyla zenginleşenlerin; dönüp o halkları aşağılamaya kalkması kabul edilemez bir küstahlıktır.
Kürtleri aşağılamayı, kadın bedenini hakaret konusu yapmayı ve bunu kahkahalar eşliğinde sunmayı marifet sananlar bilmelidir ki; Kürt kadınları bu dile boyun eğmez.
Daha da vahimi, insan yaşamının korunması gereken bir sağlık kurumunun açılışında bu nefret söyleminin alkışlarla karşılanmış olmasıdır. Hastane aç��lışında nefret dili üretenler de buna sessiz kalanlar da bu utancın ortağıdır.
Kürt halkı da kadınlar da hiç kimsenin aşağılayabileceği, alay konusu değildir.
Özür dilemek bir zorunluluktur. Ancak mesele bir özürle kapanacak kadar basit değildir. Asıl hesap verilmesi gereken şey, Kürtleri ve kadınları aşağılamayı normal gören bu kibirli ve ayrımcı zihniyettir.
Irkçılığa da cinsiyetçiliğe de sessiz kalmayacağız.
Haddini bil!
#RahmiKoçÖzürDile