Sözde Mahkeme buyurdu ki; “kurultay mutlak butlanla malüldür” O zaman hadi doğrusunu yapalım, hemen bir Kurultay toplayalım.Sesler yükseliyor “Hayır, tedbir var” İyi ya işte senin varlık sebebin “çağrı heyeti” olmak sıfatıyla biran önce Kurultay yapmak.Tedbir engel değil sebep…
Evet, evet, evet… hele bazı çevrelerin durumu fırsat görüp, şimdi “CHP kamburundan” kurtulmanın tam zamanıdır düşünceleri kıpır kıpır yerlerinde “duramadıkları” bir dönemde Durakoğlunun uyarısı çok önemli…
Bu denli geniş toplumsal destek almış olmasalar da, belirledikleri strqtejinin taktik mücadelesinde yanlış yapan Cem Boyner ve İsmail Cem örneklerinin yinelenmesi, beslediğimiz tüm umutların yitimi olur. Olağanüstü dikkat ve öngörü gereksindiren bir zaman dilimindeyiz.
Belirlenen ve yolda belirlenecek stratejilerin ince yollarında düşmeden ilerlemek, o stratejinin taktik mücadelesini doğru yapmakla olasıdır. Başka parti, z planı olmalıdır. Bu seçeneğin adı bölünmedir. Bu seçenek saray planıdır. Parti, bunlara bırakılamaz.
Kılıçdaroğlu tarafından bugün yapılan açıklamalar, “parti için” kazanılacak zaferler yerine, “parti içi”zaferlerin kazanılmasını hedeflemektedir. İçeride kazanılacak zaferler için partinin küçülmesi de göze alınmaktadır. Bu AKP’ye koşutluktur. Ayıptır.
@ulasskarasu Cumhuriyetin temellerinin atıldığı, ilk Kurultay’ın yapıldığı Sivas’ta CHP’nin tek Milletvekili olarak tarihin doğru yerinde taşıdığınız sorumluluğun gereğini yerine getirmeniz, geçmişte “ölümüne” yapılan mücadelelerin saygınlığının temsilidir. Yalnız değilsiniz.
13 yıl boyunca duyduğumuz kuşkulara rağmen verdiğimiz destek, seçeneksizliğin doğurduğu çaresizlikmiş. ��imdi bir umut var ve artık seçeneksiz değiliz. Biz sağlam durursak, güce biat etmezsek, bölünmezsek bu kez çare var.
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan bir iktidarın Asliye Hukuk Mahkemesi kararını uygulamak için olağanüstü güvenlik önlemlerine başvurması, içtenliği olmayan bir hukuk retoriğinden başka bir şey değildir. İnandıramazsınız.
Kurtuluş Savaşının bitmesiyle, Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetlerinin kapatılması gündeme gelince, yeni Türkiye’de aydınlanma devriminin kökleşmesi ile görevlendirilecek bir fırkaya duyulan ihtiyaç,CHP’nin oluşum gerekçesidir. Batıl kılınmak istenen budur.
CHP, sadece bir parti değil, devletin kurucusudur. Dünyada sadece iki parti devletten önce kurulup devleti kurmuştur. (Öteki de Vietnam Partisidir) Kurulan devlet, saraya isyandır. Kuruluş kodlarına dönüş için ilk koşul bunun duyumsanmasıdır.
@JuristPhD 3 dönemin sonunda aday olmadan kendi irademle bıraktım. “Seçimle zar zor” ne demek anlamadım. Yanlış bildiklerini yaz da, onları da düzelteyim.
YSK’nın kararındaki “tedirgin kararsızlık” bu ülkenin yurttaşlarına, önümüzdeki ilk seçimin YSK uygulamaları konusunda fikir vermektedir. Sorun sadece “mutlak butlan” değil, demokrasinin değiştirme yeteneğinin kaybedilmesi tehlikesidir. Rıza gösterilmemesi gereken budur.
Şimdiye değin defalarca yazdığım üzere, 21 Mayıs 2026 tarihi itibariyle kesinleşmiştir ki, Türkiye otoriter rejimden totaliter rejime geçişi sağlamak üzeridir. (Totaliter rejimlerde muhalefet yoktur) Bu süreçle mücadele, sadece CHP’llerin değil, tüm yurttaşların görevidir.
2013 yılından bu yana onurla üstlendiğim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez Avukatlığından, bu sabah saatlerinde aldığım bir tebligatla, meslektaşlarım Av. Mehmet Can Keysan ve Av. Hazar Kardaş ile birlikte azledildiğimizi öğrendim.
13 yıl boyunca, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu değerlerine duyduğum inançla; partimize yönelik her türlü hukuksuzluğa, baskılara, siyasi operasyonlara ve yargının araçsallaştırılmasına karşı meslektaşlarımla birlikte hukuki mücadele vermeyi görev saydım.
Mutlak butlan kararı, siyasi iradeyi ve parti hafızasını hukuk dışı yöntemlerle yeniden dizayn etmek için verilmiştir. Demokratik meşruiyetin yerine fiili dayatmayı koymaya çalışan hiçbir anlayışın ve hukuk dışı yöntemlerle tesis edilen hiçbir tasarrufun benim nezdimde meşruiyeti yoktur.
Bu s��reçte atılan ilk adımlardan birinin, yıllardır partinin hukuk mücadelesini yürüten avukatların görevden alınması olması tesadüf değildir. Bu müdahalenin amacı Cumhuriyet Halk Partisi’nin hukuksuzluğa karşı yürüttüğü hukuk mücadelesini etkisizleştirmek, savunma iradesini zayıflatmak ve itiraz yollarını susturmaktır.
Bu nedenle şahsıma yönelik bu müdahaleyi bir mesleki kayıp ya da kişisel bir hüsran olarak algılamıyorum. Aksine, hukuksuzluğa boyun eğmemenin bedeli olarak bir onur nişanı olarak görüyorum. Ömrüm boyunca da bunu aynı kararlılıkla ve gururla taşıyacağım.
Çünkü bizim mücadelemiz ve avukatlık makamlarla, unvanlarla ya da resmi sıfatlarla sınırlı değildir. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni demokrasi mücadelesinin, halk iradesinin ve Cumhuriyet değerlerinin baba ocağı olarak kabul eden insanlarız.
Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hukukun üstünlüğünü, demokratik meşruiyeti, halkın iradesini savunmaya devam edeceğim. Bunun için herhangi bir vekâlet ilişkisine, resmi sıfata ya da görevlendirmeye ihtiyaç duymadım, bundan sonra da duymayacağım.
Bu hukuksuzluğun parçası olan, imza atan, görev alan, sessiz kalan, meşrulaştırmaya çalışan herkese açık çağrıda bulunuyorum: Hiçbir makam, hiçbir geçici güç ilişkisi, hukukun ve vicdanın üstünde değildir. Tarih, hukuksuzluk karşısında direnenleri de bu sürece ortak olanları da ayrı ayrı kaydedecektir. Bugün verilen her kararın, atılan her imzanın ve alınan her tutumun yarın hem hukuk hem de toplum vicdanı önünde bir karşılığı olacaktır.
Başta partimizin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere, demokrasi ve hukuk mücadelesinden geri adım atmayan tüm yol arkadaşlarımla hukuksuzluğa karşı dayanışma içinde olmaya devam edeceğimi de beyan ediyorum.
İnanıyorum ki, sonunda mutlaka halkın iradesi kazanacaktır.
Bu azil işleminin haklı olabileceği tek ihtimal, Kılıçdaroğlu’nun tüzel kişilikle birlikte şahsi vekâletinin de aynı avukatlara verilmiş olması ihtimalidir. Azil, bu talebi içermekte ise bu yönüyle sınırlı olmak üzere haklı olabilir.
Kılıçdaroğlu’nun avukatları azleden kararını iki yönden değerlendirmek gerekir. Muhtemelen, avukatlardaki vekaletnamelerin imzası o tarihteki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na aittir. Öyle olması, kendisini bugün azle yetkili kılmaz. Çünkü bugün yetkili değildir +
İstinaf kararının bu yetkiyi verdiği değerlendirilmekte ise, bugün için bu olası değildir. Ortada bir tedbir kararı olduğu için, bu kararın uygulanması için usuli bir merasiminin ifasına ihtiyaç vardır. Ondan önce tüzel kişilik adına azil yapılamaz. Yolsuz olur. +