#EvreBaşak��ın son günlerinde ona yapılanları hatırladıkça insanın içi acıyor.
Bir insanın kanserle, üstelik hayatının son günlerini yaşarken verdiği mücadeleyi sorgulamak; onu “yalancı” ya da “dolandırıcı” imalarıyla hedef göstermek… Bunun adı eleştiri değil, zorbalıktır.
Üstelik bütün bunlar olurken Evre bir anneydi. Oğlu Oscar’ın geleceğini düşünüyordu. Hastalığının ağırlığına rağmen resim yapıyor, üretiyor, hayata tutunuyordu.
İnsan bazen gerçekten ne söyleyeceğini bilemiyor…
Ama şunu biliyorum:
Evre, kendisine yapılan kötülüklerle değil; geride bıraktığı güzelliklerle hatırlanmalı.
Çizdiği her şey, sevdiği insanlar, oğlu Oscar ve dokunduğu hayatlar onun bu dünyadaki izi.
Bazıları bir insanın son günlerini karartmayı seçti.
Evre ise o karanlığın içinde bile ışık çizmeyi seçti.
İyi ki geçtin bu dünyadan güzel Evre.
Ruhun, çizgilerin kadar özgür; geride bıraktığın sevgi de senden çok daha uzun ömürlü olsun. 🤍
Huzurla uyu güzel kadın.
Seni sevenler, seni anlatmaya devam edecek. 🕊️
🎗️ Üzgünüz...
Balıkesir Adliyesi çalışanlarından üyemiz Bahri Asker’i geçirdiği kalp krizi sonucu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Ailesine, yakınlarına ve tüm büro emekçilerine sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Sendikamızın başı sağolsun.
Bir plaza zararlısı, yüzünden eksik etmediği suni gülümseme ve tırnak içinde “tavşan kulağı” hareketi ile günde yaklaşık elli çalışanın sinirlerini yıpratıp çalışamaz hale getirebilir.
Plaza zararlıları patrondan çok patroncudur. Kişiliklerini uzun zaman önce plaza tanrılarılarına “promotion opportunity” mukabili sattıklarından herhangi bir konuda karakterli bir duruş sergilemeleri beklenemez, para ya da çıkarları doğrultusunda şekillenen amorf fikirlerini köle olarak gördükleri mesai arkadaşlarının tepesinden aşağı boca ederler.
Plaza zararlılarından ilaçlama veya herhangi başka bir yöntemle kurtulma imkanı yoktur, kesin kanıt bulunmasa da nükleer serpintide dahi hayatta kalabildiklerine dair rivayetler mevcuttur.
Az önce modern köleliğin "ütopya" ambalajıyla pazarlandığı bir paralel evrene düştüm.
İş-yaşam dengesini tamamen rafa kaldırıp, haftanın yedi günü 18 saatlik mesaiyi gururla "adanmışlık" olarak sunan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Özel hayatı, sağlığı ve aileyi unutup sadece başkasının hayali uğruna ömür çürütmek vizyonerlik değil, düpedüz plaza prangasıdır.
Emeğinizi sömürmeyi "büyük bir tutkuyla dünyayı değiştiriyoruz" masalıyla meşrulaştıran bu tarz toksik çalışma kültürlerinden arkanıza bile bakmadan koşarak uzaklaşın.
Ucu bir yere gider diye gencecik bir kadının failleri bilinirken kimse bir şey yapmadı yani. Altı yıldır soruyoruz ya ne oldu Gülistan’a diye. Ailesinin halini varın siz düşünün. Şu tablodan yargı övgüsü çıkarmak için insanlık onuru diye bir kavramla hiç tanışmamış olmak lazım
Hepsi gayet güzel aktiviteler, 30’u geçip hala evlenmemiş erkeklerin neredeyse hepsi rezil kepaze bir hayat yaşayıp oturmaktan içe göçmüş bitli koltuklarından kadınların çiçek gibi hayatlarına dil uzatıyorlar, inanılmaz bir özgüven.
Evre, güzel kardeşim, giderken ne çok şey öğrettin bize. Bir yanda insanların kötülüğü, vicdansızlığı, diğer yanda senin ölümü kabullenme olgunluğun ve içtenliğin. Acıların dinsin, ruhun huzur bulsun. Ailesine, arkadaşlarına, sevenlerine sabır diliyorum. #evrebasak
“Ey Rabbim, ey Allah… Onlardan birçoğu vazgeçti, geriye yalnızca Sen kaldın.
Bu sahneler gerçekten yürek parçalayıcı…
Lütfen bu insanların yaşadığı acılardan bahsedin, onları görmezden gelmeyin.”
“Bir çocuğun mezarına bile tahammül edemeyen bir karanlıkla karşı karşıyayız.”
Ahmet Minguizi, hayattan koparılan bir çocuk. Henüz yasını tutmaya çalışan ailesinin acısı, bugün bir kez daha derinleşti; Ahmet’in mezarı tahrip edildi. Bu saldırı sadece bir taşın ya da toprağın değil, hepimizin vicdanının parçalanmasıdır. Bu yalnızca bir ailenin değil, hepimizin yasıdır.
Adalet arayışı sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun her alanında sürmeli. Failin yasal olarak çocuk olması, olayın hukuki boyutunu elbette farklılaştırır — ancak bu durum, devletin yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Çocuk failin korunması kadar, mağdurun ve ailesinin korunması da hukuk devletinin(!) sorumluluğudur. Mağdur yakınlarının korunmasına dair devletin yükümlülüğü var, bugün ailesi tehdit ediliyorsa, mezarı bile güvende değilse, bu sadece bireysel bir sorun değildir.
İktidarın tutumu bu tür davalarda sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal atmosferi şekillendiren kritik bir faktör ne yazık ki. Hukuk; iktidar nezdinde değil, kamu vicdanı önünde de işler hale gelmelidir. Ahmet’in ailesi yalnız bırakılmamalı.
Çünkü biliyoruz ki; #AhmetİçinAdalet, bir çocuğun yaşam hakkı kadar, ölümünden sonra bile korunmaya çalışılan onurunun adıdır. Devletin görevi yalnızca suçluyu yargılamak değil, mağdurun onurunu da korumaktır.
Bu dava artık sadece bir cinayet davası değil, bir adalet sınavı, bir toplumsal vicdan krizi haline geldi;
• Adaletin işlemesi, sadece bir karar çıkmasıyla değil, o kararın vicdanları onarmasıyla mümkündür.
• Toplum olarak susmak, olan bitene alışmak; bu şiddet zincirini sürdüren en büyük sessiz ortaklıktır.
• Mezarlar kutsaldır. Dokunulmazdır. Onlara saldırmak, yalnızca ölene değil, yaşayan herkese yapılmış bir şiddettir.
Bugün duruşmalar başlıyor.
#AhmetİçinAdalet sadece bir etiket değil, yaşamak istediğimiz toplumun adıdır.
Adalet, vicdanı olan herkesin meselesidir.
Ahmet’in sesi olalım.
#ahmetminguzziiçinadalet
Canım yavrum, güzel bebeğim benim.Bugün seni düşünüp Gazze de mama kabının boş olduğunu görüp ağlayan bebeğimi görüp hüngür hüngür ağladım saatlerce.. Allah'ım yaşamak, böylesine günaha bulanmış bir dünyada yaşamaya çalışmak daha doğrusu her gün daha da ağır geliyor.
Bu dünyaya bir evlat getirdim onun istikbalini düşündükçe göğsüm daralıyor.Bazen öfkeden ve üzüntüden yüreğim çatlayacak gibi oluyor.Böylesi çaresizlikten utanç duyuyorum. Elimizden bir şey gelmediğinden dolayı af dilemekten utanç duyuyorum.