Düşünüyorum..
Türkiye terörden çok acı çekti.
İlk dünya harbinin dört, ikincisinin altı yıl sürdüğü bir coğrafyada terörün 40 yıldır sürüyor oluşu kabul edilebilir durum değildir. Gerçek şu ki bu ülkede terörün bitmesini istemeyen -asıl sahipleri hariç- bir kimseye rastlamak da olası değildir.
Türk Milletinin her ferdi bu teröre son verilmesini istiyor çünkü yakın Türk tarihi, terör yüzünden çekilen acıları tanımlamak ve ödenen bedellerin ağırlığını hesaplamakta artık zorlanır bir hale düşüyor. Kaldı ki taktik yapıya sahip bir örgütü etkisiz kılabilmek Türkiye gibi stratejik güçlere sahip bir ülke için sorun olmaktan uzaktır.
Burada mesele; adı PKK olan küresel taşeronun etkisiz kılınması değil, bu örgütün nasıl olup da Türkiye’ye karşı 40 yıldır varlığını sürdürebilmiş oluşudur.
Bu soru kendine akılcı ve mantıklı bir yanıt bulmalı ki Türkiye teröre son verip aradığı huzur ve güveni kalıcı olarak tesis edebilsin.
Bugün..
Türkiye’nin teröre son vermek maksadıyla anayasal ve yasal düzenlemeler yaparak Türkiye’nin ulus devlet, üniter devlet yapısıyla ilgili stratejik kararlar alma arifesinde olduğu biliyoruz.
Bununla birlikte, son kırk yılın ağır tecrübesine sahip Türkiye’nin nasıl ki taktik bir örgüte karşı stratejik güç kullanmanın sonuç vermediği biliyorsa, böylesi taktik bir yapıya karşı stratejik karar almanın da beklenen sonucu veremeyeceğini öngörülmesi gerektiğini de biliyoruz.
Atılacak her adımda yol açmak değil, bu terör örgütlerinin stratejik Haçlı hedeflerine giden yolunu nasıl kapatabileceğini öncelikle ele almasının zorunlu olduğunun da farkındayız.
Aksi halde günümüzde bir ulusun Anadolu’daki hakimiyetine son vermek için savaş açılması gerekmiyor; sadece o ulusun demografik yapısını değiştirmek, sadece o ulusun varlığının teminatı olan anayasasını ruhundan uzaklaştırmak beklenen amaca ulaşılmasını sağlayabilir.
Böylece anayasal varlığını ve demografik yapısıyla yönetim gücünü yitirmiş bir ulusun sahip olduğu kaynakları ele geçirmek düşünüldüğü kadar da zor olmayabilir.
///
Bu bağlamda eğer ki bu süreç ABD/İsrail taşeronu Pkk terör örgütü ve uzantıları üzerinden yürütülüyorsa bunun demokrasi değil, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tertiplenmiş bir tuzak olabileceğini en başta düşünmek aklın yoludur.
İşin aslı, teröre son vermek bir siyasi iktidarın doğrudan icra etmesi gereken anayasal bir vazifedir; bu vazifeyi bihakkın ifa etmek yerine bir komisyona havale edilişi yanlıştır; Şehit Aileleri ve Gazilerimizi bu siyasi sürece ortak etme çabaları ise üzüntü vericidir.
Şimdi..
Ülkemize bu mercek üzerinden bakıldığında, teröre siyasi çözüm sahnesinin Devlet Bahçeli’nin ‘Terörist başı gelsin Meclis’te konuşsun’ ifadesiyle kurulduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir.
Benzer şekilde bu sürecin AKP-MHP-HDP ve ardında PKK ittifakına dönüştürülmesini de ‘ömür boyu başkanlık için’ diyerek 2028’de yapılması düşünülen genel seçimlere bağlamak da yanıltıcı olur.
Türkiye’ye kırk iki yıldır acı çektiren, kaynaklarını tüketen ve milli birlik ve beraberliğimize ciddi riskler oluşturan terörün, içeriği ve hedefi hala gün yüzüne çıkmamış çerçeveli düzenlemelerle son bulacağını varsaymak ise akıl ve mantık sınırlarını zorlamak olacaktır.
Peki, bugün biz neyle karşı karşıyayız, Türkiye bir sorun mu çözüyor yoksa geri dönüşü belki de mümkün olmayacak bir yola mı sürükleniyor?
Elbette bu soruya cevap verebilecek bilgi ve tecrübeye sahip, konunun uzmanı akademik unvanlı şahsiyetleri var. Ancak, Kürt adıyla başlayan, ‘isyan, sorun, devlet’ kelimeleriyle yan yana kullanılan, toplamda yüzbinlerce sayfalık yerli ve yabancı kitap, dergi, makalenin Türkiye’de tezgahlara serilmiş olduğu da bir gerçek.
Buna karşın mücadele yerine Türkiye’yi siyasi çözüm arayışına zorlayan bu süreçte, terörün geride bıraktığı milyonlarca vatan evladının varlığını da hepimizin gözleri önünde.
Neden olduğu acılarla hala yaşamak zorunda bırakılmış aileler var; bu vatan evlatlarından araştırma yapan, yazan, çizen, akıl ve mantığının gücüyle yarınlarımıza yönelik olası riskleri ve tehditleri topluma anlatmayı bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş insanlarımız var.
Dolayısıyla bu süreci yüzbinlerce sayfalık akademik çalışmaların bir ucundan çekiştirip açıklayabilmek mümkün değil, doğru da değildir.
Çözüm adına sorunun kaynağında bir etnik ya da dinsel kimliği işaret etmek de yine yanıltıcı olur; ayrışmaya yol açma riski yüksektir.
Ayrıca Burada mesele, Türk Milleti’nin bugün neyle karşı karşıya olduğu gerçeğe en yakın şekliyle anlatabilme meselesidir.
Öte yanda..
Bugün karşımızdaki siyasi zihniyetler terörle Türk siyasi tarihi arasında bir bağ kurabilmek için adeta çırpınıyorlar öyle ki dört yüz yıl öncesi Çaldıran’a uzanarak terör ile bu süreç arasında bir siyasi bağ kurmaya çabalıyorlar. Çapı dar bir yapıyı mazinin derinliklerine çekerek Türk tarihinden güç kazanabilmek telaşı içindeler.
Ayrıca devlete ve masum halka karşı yapılan silahlı eylemleri terör olarak görmüyor aksine ulusal bir isyan olduğunu ileri sürüyorlar.
Hatta bir adım ileri giderek dayattıkları çözüm olmaz ise yine isyan ederiz diyorlar; daha da ötesi talepleri yerine getirilmezse eğer ‘her yer Gazze’ye döner’ deyip İsrail’in katliamlarına, vahşetine ve şiddetine atıf yapıyorlar yani tehdit ediyorlar.
Demokratik sahnede yasal görünümlü bu yapının bu çırpınışları kod 2071 deyip bin yıl öncesinin rövanşı meselesiyse; yok eğer mesele kod 2053 deyip 600 yıl öncesinin intikamı meselesiyle; eğer ki bu mesele kod 2023 deyip yüzyıl öncesinin öcünü almak meselesiyle, o halde bugün bize dayatılan teröre siyasi çözüm değil, Bizans entrikalarının yeni yüzyıl versiyonu niteliğine de bürünebilir.
İşte bugün, Türkiye teröre siyasi çözüm arıyorsa eğer ve bu çözümün Türk Milleti’nin hayrına olacağını düşünüyorsa eğer, karar vermeden önce oturup düşünmeli, her şeyden önce bu sorulara bir cevap bulmalıdır.
Aksi durumda bugün verilecek yanlış bir kararın bedeliyle yarın çocuklarımız karşı karşıya kalabilir tıpkı dün olduğu gibi…
Erdal Sarızeybek
24 Eylül 2026/Ankara
Hal ve gidiş..
Barzani yayın organı Rudaw, geçtim haber ajansını artık Türkiye Cumhuriyeti aleyhine propaganda aracı haline dönüşüyor.
Xoybun dediği; Taşnak Haybun.
Ağrı'da devlet kurduk dediği; 1930 Taşnak isyanları.
Bayrak dediği; Baron Vahanyan'ın Taşnak sembolü.
Bugün..
Molla Mustafa'nın 1930 Ağrı Taşnak isyanlarını desteklemek için Dağlıca piyade bölüğümüze saldırdığını biliyorsanız..
Yarın..
Teröre siyasi çözüm diyerek atılacak her yanlış adımda siyonist taşnak'ın karşımıza dikilebileceğini de öngörmek durumundasınız.
Temkinli olun.
Hal ve gidiş..
Barzani yayın organı Rudaw, geçtim haber ajansını artık Türkiye Cumhuriyeti aleyhine propaganda aracı haline dönüşüyor.
Xoybun dediği; Taşnak Haybun.
Ağrı'da devlet kurduk dediği; 1930 Taşnak isyanları.
Bayrak dediği; Baron Vahanyan'ın Taşnak sembolü.
Bugün..
Molla Mustafa'nın 1930 Ağrı Taşnak isyanlarını desteklemek için Dağlıca piyade bölüğümüze saldırdığını biliyorsanız..
Yarın..
Teröre siyasi çözüm diyerek atılacak her yanlış adımda siyonist taşnak'ın karşımıza dikilebileceğini de öngörmek durumundasınız.
Temkinli olun.
Ajanslar yazıyor ama okumuyor..
17 Aralık, Erbil'de bayrak günü kutlanmış..
Barzani yayını Rudaw, bu bayrağın ne olduğunu anlatmış..
Bu Rudaw, "Bu bayrağın temel formu, 1927-1930 yılları arasında Ağrı Kürt Cumhuriyeti (Xoybûn Cemiyeti) tarafından tasarlanmış ve kullanılmıştır" demiş..
Burda dur!
Ağrı Kürt Cumhuriyeti dediği, 1930 Ağrı Taşnak isyanı..
Xoybun dediği, 'Taşnak Hoybun'..
Çetenin elebaşları, Taşnak Papaz Vahanyan, Celadet Ali Bedirhan ve isyancı kaçak tarikat şeyhleri..
Nedir bu örgüt?
Bu örgüt, devlet olmadığı halde, Osmanlı Devleti ile Ermenistan adına Sevr'i imzalayan, ABD hakemliğinde Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulduğunu ilan eden Taşnaksutyun çetesidir.
Rohat Alakom, 'Xoybun ve Ağrı Ayaklanması' adlı yayınında bu çeteyi Süreyya Bedirhan'ın ağzıyla anlatıyor.
İşte:
"1927 Ekim’inde Kürtlerin savunucusu Hoybun ile Ermeni halkının temsilcileri Türkleri ortak düşman kabul ettiler ve dayanıklı ilgilerinin ortaklığı onları genel bir barışmaya götürdü.
Kendi ırkım adına onların meşru ulusçul istekleri Bağımsız ve Birleşik Ermenistan’a saygı duyuyorum".
Doğu Anadolu'da bağımsız ve birleşik Ermenistan'a saygı duyan bu Süreyya Bedirhan, Taşnak Hoybun'un kurucu başkanı Celadet Ali'nin kardeşidir.
Önce Ruslarla işbirliği yaptılar, 1915'te masum halkımızı Osmanlı'ya karşı isyana sürüklediler, güçleri yetmeyince kaçtılar.
Sonra Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı İngilizlerle işbirliği yaptılar, bu kez tarikat şeyhleri üzerinden halkımızı isyana sürüklediler, bastırılınca yine kaçtılar.
Baktılar olmuyor..
Bu kaçaklar, 1927'de Taşnak Hoybun örgütünü kurdular.
1930'da masum halkımızı yine Devlete karşı isyana sürüklediler, bastırılınca bu kez kaçmadılar, Asala oldular, Pkk oldular, Ypg oldular ve Barzani oldular.
Ve bugün..
Barzani'nin bayrak diye salladığı budur, Taşnak sembolü.
Bu örgüt bir Haçlı ittifakıdır.
Ve Türkiye sadece terör örgütü Pkk değil, Türk Milleti ve Devletine karşı bir Taşnak Pkk/Barzani ittifakıyla karşı karşıyadır.
Umarım..
Yetkililer bu Barzani küstahlığına hak ettiği cevabı verir ve bu Barzani'nin yalanlarına karşı gerekli tedbirleri alarak masum halkımızın aldatılmasının önüne geçer.
Türk Milleti'nin hiçbir ferdi, Anayasa'nın teminatı altındaki, birliğimize ve bütünlüğümüze karşı böylesi sinsi ve alçak tuzaklara hiçbir hal ve koşulda düşmeyecektir, yeter ki gerçeği bilsin.
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı yazar
18 Aralık 2025
Yukarıda ifade edilen düşüncelerin fikri temel yapısı, başta Nutuk olmak üzere aşağıda belirtilen kaynakların incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Bu ülkede herkes bir şeyler söyler ancak son sözü ülke ve devletin sahibi Türk Milleti söyler.
KAYNAKÇA:
- Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, 2000.
- Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz (Cilt II), YKY Yayınları, 2008.
- Uğur Mumcu, Kürt İslam Ayaklanması / Kürt Dosyası / Türk Memet Nöbete, UM:AG Yayınları, 2006 / 2010. (Makaleler: Cumhuriyet Gazetesi, 1991-1993).
- Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, Atatürk’ün Akıllı Projeleri (Cilt II), İnkılap Yayınevi, 2012.
- Bilal N. Şimşir, Kürtçülük (Cilt I-II), Bilgi Yayınevi, 2009.
- Abdulhaluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Boğaziçi Yayınları, 1993.
- Tarık Zafer Tunaya, Türkiye Siyasal Partiler(Cilt I), İletişim Yayınları, 2011.
- Cem Eroğul, Demokrat Parti, Tarihi ve İdeolojisi, İmge Kitabevi, 1998.
- Ernest E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, Pozitif Yayınları, 2007.
- Kürt İsyanları, Truva Yayınları, 2009.
- Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, 2009.
- Altan Tan, Kürt Sorunu: Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, 2009.
- Celile Celil, XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler, Öz-Ge Yayınları, 1992.
- Mehmet Kemal Işık (Tori), Ünlü Kürt Bilgin ve Birinci Kuşak Aydınlar, Sorun Yayınları, 2000.
- Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, İletişim Yayınları, 2003.
- Kaws Kaptan, Baban, Soran, Botan, Nujen Yayıncılık, 1996.
- Malmisanıj, Cizira Botanlı Bedirhaniler, Avesta Yayınları, 2009.
- Muzaffer İlhan Erdost, Şemdinli Röportajı, Onur Yayınları, 1987.
- İsmet Bozdağ, Kürt İsyanları, Truva Yayınları, 2009.
- Hulusi Turgut, Barzani Dosyası, Doğan Kitap / ABC Yayınları (İstanbul), 1969.
- Sıraç Bilgin, Barzaniler, DO Yayınları, 2006.
- Mesud Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi (Cilt I), Doz Yayınları, 2006.
- Ahmet Uçar, “Hahamların Torunları Barzaniler” / “Barzaniler”, Tarih ve Düşünce Dergisi (Sayı: 34) / Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 2002.
- Ayşe Hür, “Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler” (Köşe Yazısı), Taraf Gazetesi, 2011.
- Sinan Marufoğlu, Osmanlı Döneminde Kuzey Irak, Eren Yayınları, 1998.
- Süreyya Bedirhan, Kürt Davası ve Hoybun, (Çev: Dilara Zirek), Med Yayınları, 1994.
- Yavuz Selim (Editör), Taşnak-Hoybun, İleri Yayınları, 2005.
- Rohat Alakom, “Hoybun Cemiyeti Üzerine Notlar”, Toplumsal Tarih Dergisi (Sayı: 59), 1998.
- Yusuf Sarınay, “Hoybun Cemiyeti ve Türkiye’ye karşı faaliyetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (Sayı: 40), 1997.
- Suat Akgül, Musul Sorunu ve Nasturi İsyanı, Berikan Yayınları, 1992.
- Cabir Doğan, “Musul Sorunu ve Nasturi İsyanı”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi (Sayı: 23), 2011.
- Orhan Koloğlu, Lawrence Efsanesi, Alkım Yayınları, 2003.
- İsmet Siverekli, “Kürt-İsrail İlişkileri”, Kürdistanlı Yahudiler, Peri Yayınları, 2005.
- Salim Meriç, “Kürt Entellektüelleri Bu Meseleyi de Tartışmalı” / “Kürt Yahudileri ve Barzani”, Oda Tv, 2010.
- Soner Yalçın, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Efendi-2, Doğan Kitap, 2006.
- Halid-i Bağdadi, Halidiye Risalesi, Semerkand Yayınları, 2011.
- Hasan Şükrü, Güneşler Güneşi (Şemsü’ş Şumus), Semerkand Yayınları, 2011.
- Süleyman Uludağ, “Halidiyye”, TDV İslam Ansiklopedisi (Cilt 15), 1997.
- Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Fark Yayınları, 2008.
- Oded Yinon, “1980’lerde İsrail İçin Strateji”, Dünya Siyonist Dergisi Kivunim, 1982.
- Ralph Peters, “BOP”, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi, 1996.
- Kutsal Kitaplar: Tanah, İncil.
CUMHURİYET STRATEJİ DERGİSİ/MAKALELER
- "Bizi Ergenekon’la Vurdular" Cumhuriyet Strateji/ 2 Şubat 2009.
- "Genelkurmay Yok Sayıldı" Cumhuriyet Strateji/ 05 Mayıs 2008.
- "Ulusal Çıkarlarımız Göz Ardı Edildi" /Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz/2016
- "Ulusal Güvenlik Çarkı Dönmüyor" Cumhuriyet Strateji/ 20 Ekim 2008.
- "Siyasetin Stratejisi Yanlış" Cumhuriyet Strateji/ 15 Aralık 2008.
- "Yetkisiz Mücadele Olmaz" Cumhuriyet Strateji/ 6 Ekim 2008.
- "Gizlisi Saklısı Yok”/ Cumhuriyet Strateji/ 14 Nisan 2008
- "Siyasetin Göremediği"/ Cumhuriyet Strateji/ 24 Kasım 2008.
KAYNAK ESERLER
Kod 2023 Son Tezgah/Temmuz 2022
Usta'nın Göremediği Siyasi Tuzak/Kasım 2019
İsrael/ Nil'den Fırat'a Devlet Oyunları/Mayıs 2018
Saray'daki Gizli Tarikat/Aralık 2016
Büyük Suikast/ Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz/Mart 2016
Yanlış İttifak: Cemaat ve Barzani/Aralık 2015
Ergenekon Gölgesinde İhaneti Yaşamak, 2009
Ya Gazi Paşa Duyarsa, 2007
İhaneti Gördüm/ 2007
Şemdinli’de Sınırı Aşmak/2006
Düşünüyorum..
Türkiye terörden çok acı çekti.
İlk dünya harbinin dört, ikincisinin altı yıl sürdüğü bir coğrafyada terörün 40 yıldır sürüyor oluşu kabul edilebilir durum değildir. Gerçek şu ki bu ülkede terörün bitmesini istemeyen -asıl sahipleri hariç- bir kimseye rastlamak da olası değildir.
Türk Milletinin her ferdi bu teröre son verilmesini istiyor çünkü yakın Türk tarihi, terör yüzünden çekilen acıları tanımlamak ve ödenen bedellerin ağırlığını hesaplamakta artık zorlanır bir hale düşüyor. Kaldı ki taktik yapıya sahip bir örgütü etkisiz kılabilmek Türkiye gibi stratejik güçlere sahip bir ülke için sorun olmaktan uzaktır.
Burada mesele; adı PKK olan küresel taşeronun etkisiz kılınması değil, bu örgütün nasıl olup da Türkiye’ye karşı 40 yıldır varlığını sürdürebilmiş oluşudur.
Bu soru kendine akılcı ve mantıklı bir yanıt bulmalı ki Türkiye teröre son verip aradığı huzur ve güveni kalıcı olarak tesis edebilsin.
Bugün..
Türkiye’nin teröre son vermek maksadıyla anayasal ve yasal düzenlemeler yaparak Türkiye’nin ulus devlet, üniter devlet yapısıyla ilgili stratejik kararlar alma arifesinde olduğu biliyoruz.
Bununla birlikte, son kırk yılın ağır tecrübesine sahip Türkiye’nin nasıl ki taktik bir örgüte karşı stratejik güç kullanmanın sonuç vermediği biliyorsa, böylesi taktik bir yapıya karşı stratejik karar almanın da beklenen sonucu veremeyeceğini öngörülmesi gerektiğini de biliyoruz.
Atılacak her adımda yol açmak değil, bu terör örgütlerinin stratejik Haçlı hedeflerine giden yolunu nasıl kapatabileceğini öncelikle ele almasının zorunlu olduğunun da farkındayız.
Aksi halde günümüzde bir ulusun Anadolu’daki hakimiyetine son vermek için savaş açılması gerekmiyor; sadece o ulusun demografik yapısını değiştirmek, sadece o ulusun varlığının teminatı olan anayasasını ruhundan uzaklaştırmak beklenen amaca ulaşılmasını sağlayabilir.
Böylece anayasal varlığını ve demografik yapısıyla yönetim gücünü yitirmiş bir ulusun sahip olduğu kaynakları ele geçirmek düşünüldüğü kadar da zor olmayabilir.
///
Bu bağlamda eğer ki bu süreç ABD/İsrail taşeronu Pkk terör örgütü ve uzantıları üzerinden yürütülüyorsa bunun demokrasi değil, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tertiplenmiş bir tuzak olabileceğini en başta düşünmek aklın yoludur.
İşin aslı, teröre son vermek bir siyasi iktidarın doğrudan icra etmesi gereken anayasal bir vazifedir; bu vazifeyi bihakkın ifa etmek yerine bir komisyona havale edilişi yanlıştır; Şehit Aileleri ve Gazilerimizi bu siyasi sürece ortak etme çabaları ise üzüntü vericidir.
Şimdi..
Ülkemize bu mercek üzerinden bakıldığında, teröre siyasi çözüm sahnesinin Devlet Bahçeli’nin ‘Terörist başı gelsin Meclis’te konuşsun’ ifadesiyle kurulduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir.
Benzer şekilde bu sürecin AKP-MHP-HDP ve ardında PKK ittifakına dönüştürülmesini de ‘ömür boyu başkanlık için’ diyerek 2028’de yapılması düşünülen genel seçimlere bağlamak da yanıltıcı olur.
Türkiye’ye kırk iki yıldır acı çektiren, kaynaklarını tüketen ve milli birlik ve beraberliğimize ciddi riskler oluşturan terörün, içeriği ve hedefi hala gün yüzüne çıkmamış çerçeveli düzenlemelerle son bulacağını varsaymak ise akıl ve mantık sınırlarını zorlamak olacaktır.
Peki, bugün biz neyle karşı karşıyayız, Türkiye bir sorun mu çözüyor yoksa geri dönüşü belki de mümkün olmayacak bir yola mı sürükleniyor?
Elbette bu soruya cevap verebilecek bilgi ve tecrübeye sahip, konunun uzmanı akademik unvanlı şahsiyetleri var. Ancak, Kürt adıyla başlayan, ‘isyan, sorun, devlet’ kelimeleriyle yan yana kullanılan, toplamda yüzbinlerce sayfalık yerli ve yabancı kitap, dergi, makalenin Türkiye’de tezgahlara serilmiş olduğu da bir gerçek.
Buna karşın mücadele yerine Türkiye’yi siyasi çözüm arayışına zorlayan bu süreçte, terörün geride bıraktığı milyonlarca vatan evladının varlığını da hepimizin gözleri önünde.
Neden olduğu acılarla hala yaşamak zorunda bırakılmış aileler var; bu vatan evlatlarından araştırma yapan, yazan, çizen, akıl ve mantığının gücüyle yarınlarımıza yönelik olası riskleri ve tehditleri topluma anlatmayı bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş insanlarımız var.
Dolayısıyla bu süreci yüzbinlerce sayfalık akademik çalışmaların bir ucundan çekiştirip açıklayabilmek mümkün değil, doğru da değildir.
Çözüm adına sorunun kaynağında bir etnik ya da dinsel kimliği işaret etmek de yine yanıltıcı olur; ayrışmaya yol açma riski yüksektir.
Ayrıca Burada mesele, Türk Milleti’nin bugün neyle karşı karşıya olduğu gerçeğe en yakın şekliyle anlatabilme meselesidir.
Öte yanda..
Bugün karşımızdaki siyasi zihniyetler terörle Türk siyasi tarihi arasında bir bağ kurabilmek için adeta çırpınıyorlar öyle ki dört yüz yıl öncesi Çaldıran’a uzanarak terör ile bu süreç arasında bir siyasi bağ kurmaya çabalıyorlar. Çapı dar bir yapıyı mazinin derinliklerine çekerek Türk tarihinden güç kazanabilmek telaşı içindeler.
Ayrıca devlete ve masum halka karşı yapılan silahlı eylemleri terör olarak görmüyor aksine ulusal bir isyan olduğunu ileri sürüyorlar.
Hatta bir adım ileri giderek dayattıkları çözüm olmaz ise yine isyan ederiz diyorlar; daha da ötesi talepleri yerine getirilmezse eğer ‘her yer Gazze’ye döner’ deyip İsrail’in katliamlarına, vahşetine ve şiddetine atıf yapıyorlar yani tehdit ediyorlar.
Demokratik sahnede yasal görünümlü bu yapının bu çırpınışları kod 2071 deyip bin yıl öncesinin rövanşı meselesiyse; yok eğer mesele kod 2053 deyip 600 yıl öncesinin intikamı meselesiyle; eğer ki bu mesele kod 2023 deyip yüzyıl öncesinin öcünü almak meselesiyle, o halde bugün bize dayatılan teröre siyasi çözüm değil, Bizans entrikalarının yeni yüzyıl versiyonu niteliğine de bürünebilir.
İşte bugün, Türkiye teröre siyasi çözüm arıyorsa eğer ve bu çözümün Türk Milleti’nin hayrına olacağını düşünüyorsa eğer, karar vermeden önce oturup düşünmeli, her şeyden önce bu sorulara bir cevap bulmalıdır.
Aksi durumda bugün verilecek yanlış bir kararın bedeliyle yarın çocuklarımız karşı karşıya kalabilir tıpkı dün olduğu gibi…
Erdal Sarızeybek
24 Eylül 2026/Ankara
Yarın..
30 Ağustos 1922.
Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikastın çökertildiği gün..
Yarın..
İşgale karşı topyekün direnişin ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın Büyük Zafer’le sonuçlandığı gün,
Atatürk ilke ve devrimleri ve
Türk Ulus Devlet temelinde yükselen yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya tarih ve coğrafyasına perçinlendiği gün.
Bir ferdi olmakla gurur duyduğum Türk Milleti’nin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyor ve Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşlarını şükran, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Yarın..
30 Ağustos 1922.
Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikastın çökertildiği gün..
Yarın..
İşgale karşı topyekün direnişin ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın Büyük Zafer’le sonuçlandığı gün,
Atatürk ilke ve devrimleri ve
Türk Ulus Devlet temelinde yükselen yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya tarih ve coğrafyasına perçinlendiği gün.
Bir ferdi olmakla gurur duyduğum Türk Milleti’nin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyor ve Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşlarını şükran, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Dün..
Kamu yönetiminde statü verilen bir cemaatin, Devletin ve milletin kılcal damarlarına sızarak nasıl bir hıyanete düştüğünü gören ve ağır bir bedel ödeyen Türkiye..
Bugün de..
İstediği verilen bir terör örgütünün içimize sızıp kılcal damarlarımıza nüfuz edebileceğini öngörmek durumundadır.
Hal böyle iken..
Israrla İmralı’da ofis açıp teröristleri de halkımız içine salmak düşünülüyorsa eğer yapmayın bunu.
Türk Milleti ve Devleti’nin ülkesinin her bir karışında ve her birimiz için huzur ve güvenliği tesis edebilecek, varlığını hedef almış her türden plan ve projeyi etkisiz kılacak güç ve kudreti her daim vardır ve var olacaktır.
Duydum ki Trump, İsrail çekilsin Hizbullah’ı Şara halletsin demiş..
PKK destekli Suriye ordusu Lübnan’a girer de savaşın tarafı olursa eğer..
Bunun İran’la Türkiye’yi karşı karşıya getirmek anlamına geleceğini düşünmek durumundasınız.
Bu aynı zamanda İran’da durdurulan menfur projenin yeniden piyasaya sürüleceği anlamına da gelir.
Müslüman ülkelerde etnik ve mezhepsel kışkırtmalar bir İsrail tezgahıdır, düşmeyiniz.
Bu bir Haçlı oyunudur.
Eğer ki Türkiye böylesi sinsi oyunlara düşmek istemiyorsa, siyaset ağzını her açtığında Türk-Kürt, Alevi Sünni diyerek bir olan Türk Milletini ayrıştırmaktan ve insanlarımızın kutsal inanç biçimleri üzerinde oyun kurmaktan vazgeçmelidir.
ABD/İsrail’in İran’a karşı nasıl bir kara harekatı yapacağını bilmek zor ancak..
Irak kuzeyinin coğrafya olarak, Barzanilerin de kişilik olarak İran'a karşı İsrail’le birlikte aynı yerde konumlanacağından hiç kuşku yoktur.
Endişem, bu bölge Mehmetçiğin pençe kilit operasyon bölgesi, temkinli olun.
ABD/İsrail’in İran’a karşı nasıl bir kara harekatı yapacağını bilmek zor ancak..
Irak kuzeyinin coğrafya olarak, Barzanilerin de kişilik olarak İran'a karşı İsrail’le birlikte aynı yerde konumlanacağından hiç kuşku yoktur.
Endişem, bu bölge Mehmetçiğin pençe kilit operasyon bölgesi, temkinli olun.
Duydum ki Trump, İsrail çekilsin Hizbullah’ı Şara halletsin demiş..
PKK destekli Suriye ordusu Lübnan’a girer de savaşın tarafı olursa eğer..
Bunun İran’la Türkiye’yi karşı karşıya getirmek anlamına geleceğini düşünmek durumundasınız.
Bu aynı zamanda İran’da durdurulan menfur projenin yeniden piyasaya sürüleceği anlamına da gelir.
Müslüman ülkelerde etnik ve mezhepsel kışkırtmalar bir İsrail tezgahıdır, düşmeyiniz.
Dün..
Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’nin Muzaffer Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ü hedef alanlar..
Bugün de..
Cumhuriyeti kuran partiyi hedef alıyorsa..
Asıl hedefte olanın bir siyasi parti değil, Türk İstiklal ve Cumhuriyeti olabileceğini düşünmek gerekir.
Sahip çıkınız.
Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ne
Atatürk ve Cumhuriyetin tüm değerlerine sahip çıkınız.