Aile içi ilişkileri konu edindiğimiz, NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz 5 dakika sonra başlayacaktır.
Sohbetimizi ekteki linkten(https://t.co/Yq2p21LFap) canlı olarak izleyebilirsiniz.
NESLİ MÜDAFAA ohbetimiz bugün (24 Haziran 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Evlilik ilişkileri dahil ana baba evlat, akraba, komşuluk, iş arkadaşlığı tüm yakınlıklarda geçmişe dönük olarak kişiler, yakınmalarda bulunur.
Geçmişte yaşadıklarını, onu, yaşatanlara mütemadiyen hatırlatır hatta bunun sitemini de yapar.
Bana az yapmadın
Geçmişte az sıkıntı çektirmedin
Senin yüzünden nelere katlandım
Kahvaltısız geçirdiğim günler hep aklıma geliyor
Bana yaptıklarını ne çabuk unuttun
Sanki bana bir gün yüzü gösterdin
Bana bir güleryüz göstermedin vs vs vs
Bu tür geçmişe dönük sitemlerin, yakınmaların tırnak ucu kadar faydası yoktur.
Muhatabınıza tek bir kelime dahil geçmişe dönük bu sitemlerde, bu yakınmalarda lütfen bulunmayın.
Bir faydası yoktur bilakis çok da fazla zararı vardır.
Tekrar söyleyeyim; geçmişte yaşadığınız olumsuzluklar her ne ise lütfen ve kesinlikle hiç bir şekilde ve surette tek bir tanesinden bile bahsetmeyin.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (24 Haziran 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
@Ebsofuoglu SELAMUN ALEYKÜM... ADIM ÖMER. YAŞIM 37 SAKARYALİYİM BİR TAKIM SEBEPLERLE OKULA GİDEMEDİM VE KENDİMİ EVDE EĞİTTİM. 16 YILDIR YEREL GAZETEDE KÖŞE YAZIYORUM. BU DA YENİ YAZIM... OKUYUP VE BOLCA OKUTALIM... Kaleme şükretmek… https://t.co/bIy4L0Wy0M .
NESLİ MÜDAFAA ohbetimiz bugün (24 Haziran 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Evlilik ilişkileri dahil ana baba evlat, akraba, komşuluk, iş arkadaşlığı tüm yakınlıklarda geçmişe dönük olarak kişiler, yakınmalarda bulunur.
Geçmişte yaşadıklarını, onu, yaşatanlara mütemadiyen hatırlatır hatta bunun sitemini de yapar.
Bana az yapmadın
Geçmişte az sıkıntı çektirmedin
Senin yüzünden nelere katlandım
Kahvaltısız geçirdiğim günler hep aklıma geliyor
Bana yaptıklarını ne çabuk unuttun
Sanki bana bir gün yüzü gösterdin
Bana bir güleryüz göstermedin vs vs vs
Bu tür geçmişe dönük sitemlerin, yakınmaların tırnak ucu kadar faydası yoktur.
Muhatabınıza tek bir kelime dahil geçmişe dönük bu sitemlerde, bu yakınmalarda lütfen bulunmayın.
Bir faydası yoktur bilakis çok da fazla zararı vardır.
Tekrar söyleyeyim; geçmişte yaşadığınız olumsuzluklar her ne ise lütfen ve kesinlikle hiç bir şekilde ve surette tek bir tanesinden bile bahsetmeyin.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (24 Haziran 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Eski dönemler bitti Timur Efendi.
İftirayla, cıngar çıkarmakla, ortalığı velveleye vermekle masum insanları suçlu pozisyona düşürdüğünüz dönemler artık geçti.
Masum insanları sapık diye suçlarken önce, şöyle çevrenize bakın.
Sapıkların en niteliklisi sizin zihniyet dünyanızı temsil eden camiadan çıkar.
Sizin camiamız tüm kötülüklerin anası alkolü, su gibi içer ve bu bağlamda onun adeta avukatı değil midir?
Başta ünlüler olmak üzere uyuşturucuya bulaşanların %90'ından fazlası sizin zihniyet dünyanıza yakın insanlar değil midir?
Müslümanlar evlilik dışı cinsel ilişki olmaz derken, evlilik dışı cinsel ilişkilere karşı çıkanlara hücum edenler sizler değil misiniz?
Genç kızların tecavüzcü, ırz düşmanı, röntgenciler tarafından kandırıldığı biline biline anne, baba, ağabey gibi velilerin, genç kızların kandırılmalarına mani olmak için onlara nezaret etmelerine bu kızların yaşı reşit, siz bunlara karışamazsınız diye karşı çıkan sizin zihniyet dünyanız değil mi?
Genelevler sizin zihniyet dünyanızın ürünü yapılar değil mi?
Aile içi tüm istismar hadiseleri dahil ensest ilişkiler sizin zihniyet dünyamızın yoğun bir şekilde yaşadığı ortamlar değil mi?
Ne yazık ki Türkiye'nin birçok bölgesini kapsayan boşanmalarda başı çeken oranlar sizin zihniyet dünyanızdan çıkmıyor mu?
En yüksek boşanma oranları sizin zihniyet dünyanızı temsil eden insanlar arasında görülmüyor mu?
Bunlar mı düzgün aile içi ilişkiler?
Kumar sizin zihniyet dünyanızın enstrümanlarından birisi değil mi?
Birkaç iyi adam gidiyorduk kızlara şeklindeki şarkılarla, evlilik vaadiyle kızların kadınların kandırılıp ırzlarına geçilmesini çapkınlık diye tanımlayan sizin zihniyet dünyanız değil mi?
Kime hangi medeniyetten bahsediyorsunuz?
Gırtlağınıza kadar alkole, uyuşturucuya, aile içi şiddetlere tartışmalara, kavgalara ensest ilişkilere, batmış bir zihniyet dünyasının temsilcilerisiniz.
Müslümanlara medeniyet öğretmeye kalkmak sizin haddiniz değildir.
Hele hele tüm bu iftiraların üzerine yargıtayın, iftiralarınızı suratınıza tokat gibi çarpmasına rağmen yine masum insanları sapık diye suçlamak olsa olsa yavuz hırsız metaforu ile açıklanır.
Ama dediğim gibi Timur efendi, artık deniz bitti.
Sivrisineği mikrofonun önüne koymak suretiyle çıkardığınız gürültüyle itibar suikastları artık tutmuyor.
Bundan sonra da tutmayacak.
Müslümanlar size efendiklerinden, acaba haklı olabilirler mi gibi sizin yaptığınız şekliyle cazgır gibi karşılık vermeye vermeye Müslümanlara kendinizi tanıtmış oldunuz.
Bundan sonra size, sizin davrandığınız üslupla mukabele edilecektir.
Efendiliğimizi elbette bozmayacağız, meşru sınırların dışına elbette çıkmayacağız ama siz ve sizin etrafınızdakiler şunu iyi bilin ki hiç bir haksızlık yanınıza kalmayacak.
Yok öyle yağma.
Önünüze gelene sapık diyeceksiniz ama sonra da size bir şey denilmeyecek öyle mi.
Bu iftiralarınızın ve hakaretlerinizin sonu nereye giderse gitsin, meşru sınırlar çerçevesinde dibine kadar inilecektir.
Bu böyle biline.
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. ��ki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Barbar batılılar bizi işgal etmesin, gelip bizi yönetmesin, örf adetlerimizi, geleneklerimizi, dini inançlarımızı değiştirmesin, bize zulmetmesin diye canımızı dişimize kattık, bu ülkeyi Şehit kanlarıyla suladık, işgal ettirmedik.
Ve onları ülkeden kovduk.
Fakat ne yazık ki CHP'nin, Barbar batılıların, işgalcilerin bize yapacağı dayatmaların aynısını yapacağını anlayamadık ve tam olarak başımıza o geldi.
Korktuğumuz şeyleri, yani düşmanın yapacağı her şeyi bize CHP yaptıı ne yazık ki.
Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacağız, uzaya gideceğiz, bütün gezegenlerde koloniler kuracağız, bir elimiz baldan bir elimiz yağdan çıkmayacak vs vs vs çocukların bile inanmayacağı gerekçelere dayalı zorba değişikliklerle CHP hayatımızı almak bullak etti.
Ne muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıktık ne de ilkel şartlardan yakamızı kurtarabildik.
Takvim değiştirmekle muasır medeniyet seviyesinin üstüne mi çıkılır?
Ama bu tuhaf yalanı söylediler ve inanmamızı beklediler.
Işgalcilerimizin, katillerimizin putperest takvimini getirip bize dayattılar.
Sadece İslam Tarihi değil Türk Tarihi boyunca biz bu gavurun takvimini kullanmamıştık.
Ne kadar güzel!
O zaman üniversitelere, teknolojiye, sanayiye, fenne laboratuvarlara, bilimsel çalışmalara vs vs vs bunların hiç birisine gerek yok.
Takvimi değiştirin hoooop muasır medeniyet seviyesinin üstündesiniz öyle mi?
Ne yazık ki muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacağız şeklindeki hedeflere, saçma sapan gerekçelerle ulaşma teranelerine hala inanan yüz binler var.
Aile içi ilişkileri konu edindiğimiz, NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz 45 dakika sonra başlayacaktır.
Sohbetimizi ekteki linkten(https://t.co/pYXDOtIvrt)
canlı olarak izleyebilirsiniz.
Geçen hafta mücbir sebeplerle yapamadığımız sohbetimiz bugün (17 Haziran 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Geçen haftaki sohbeti yapamadığımız için lütfen kusura bakmayın.
Evliliklerin kısa sürede boşanma ile sonuçlanmasının bir sebebi de sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçlarındaki kimi aile danışmanı ve psikologların kadınlara, kocaları hakkında gerçekleştirilemez beklentiler yüklemesi sebebiyle olmaktadır.
Haliyle kadınlar, evlendikleri kişilerde gerçekleştirilmesi fiziken dahi mümkün olmayan beklentiler içine girmekte, bunlar karşılanmayınca da evliliklerden ümitler kesilmeye başlanmaktadır.
Tabii ki her evlilikte kadın ve erkek en güzel davranışları, konuşmaları, diyalogları hak etmektedir.
Ancak bu davranış ve diyaloglar reel olmak durumundaydı.
Kadın ve erkek her defasında, karşısında karşılanamaz beklentiler, sürekli yükseltilen çıtalarla karşı karşıya kaldığında, bunlar karı kocanın azmini tüketen sonuçlara dönmektedir
Ne yazık ki böyle olmayınca da mutlu evlilikler bile sorunluymuş gibi kaçınılmaz neticelerle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (17 Haziran 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Geçen hafta mücbir sebeplerle yapamadığımız sohbetimiz bugün (17 Haziran 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Geçen haftaki sohbeti yapamadığımız için lütfen kusura bakmayın.
Evliliklerin kısa sürede boşanma ile sonuçlanmasının bir sebebi de sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçlarındaki kimi aile danışmanı ve psikologların kadınlara, kocaları hakkında gerçekleştirilemez beklentiler yüklemesi sebebiyle olmaktadır.
Haliyle kadınlar, evlendikleri kişilerde gerçekleştirilmesi fiziken dahi mümkün olmayan beklentiler içine girmekte, bunlar karşılanmayınca da evliliklerden ümitler kesilmeye başlanmaktadır.
Tabii ki her evlilikte kadın ve erkek en güzel davranışları, konuşmaları, diyalogları hak etmektedir.
Ancak bu davranış ve diyaloglar reel olmak durumundaydı.
Kadın ve erkek her defasında, karşısında karşılanamaz beklentiler, sürekli yükseltilen çıtalarla karşı karşıya kaldığında, bunlar karı kocanın azmini tüketen sonuçlara dönmektedir
Ne yazık ki böyle olmayınca da mutlu evlilikler bile sorunluymuş gibi kaçınılmaz neticelerle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (17 Haziran 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Sana kimse karışamaz, sen özgürsün gibi saçma sapan, altı doldurulmamış kavramlarla annelerimizi, kızlarımızı, göz bebeklerimizi alabildiğine müstehcen kıyafet seçer hale getirdiler.
Halbuki işin Türkçesi, tavuklara özgürlük diyen tilkilerin çağrısı gibiydi.
Sen özgürsün, sana baban, Ağabeyin, kocan, oğlun karışamaz söylemi altında, alabildiğine frapan kıyafet tercih et ki ben de seni istediğim gibi izleyeyim, seyredeyim şeklinde röntgenci, ırz düşmanı çağrılarıydı bu temelsiz ÖZGÜRLÜK söylemi.
Bu söylemlerle gözlerimizden bile esirgediğimiz kadınlarımızı, kızlarımızı, tercih adı altında kıyafetlerini alabildiğine azaltmaya zorladılar.
Ve ne yazık ki bu konuda da oldukça başarılı oldular..
SENİN TERCİHİN şeklindeki, görünüşte masum gibi görünen terörize söylemlerle kıyafetlerinden arındırdıkları kadınlarımızı, kızlarımızı vahşi bir şekilde salyaları aka aka seyre koyuldular
Neredeyse Yahudilerin şahsi kurumu haline gelmiş olan Lahey Adalet Divanı tarafından bile SOYKIRIMCI olarak tanımlanan, böylelikle soykırımcılığı resmileşen, kesinleşen, Türkiye düşmanı, bu soykırımcı katilin Mustafa Kemal hakkındaki sözleri sizi düşündürmüyor mu, sizi hiç üzüntüye sevk etmiyor mu?
Sizin Mustafa Kemal sevginiz bu kadar mıydı?
Onun adının, bu, Lahey Adalet divanınca tescillenmiş soykırımcı katilin ağzında dillendirilmesine gönlünüz nasıl razı olabiliyor?
Onun kurduğu Parti, CHP bu konuda neden açıklama yapmıyor?
Esat Coşan Hocaefendi Hazretlerine ve bunun gibi Evliyaullaha hürmetin sonsuzdur.
Sadece bebeklerin, kadınların, çocukların, silahsız tüm sivillerin deği, kelimenin anlamlarını bilerek konuşuyorum; dünya tarihinde görülmemiş derecede İNSANLIĞIN KATİLİ ve şu an, en az Milyonlarca kişi tarafından lanetlenen bu katil ve katiller sürüsünden bir tanesi, Esat Coşan Hocaefendi Hazretleri (tenzih ederim) ya da herhangi bir Evliyaullah hakkında övgü ifadesi kullansa, bundan üzülür, şüphelenir Esat Efendi Hazretleri hakkında değerlendirmelerimi, araştırmalarımı tekrar gözden geçirirdim.
Ya da bu katil, insanların lanetlediği bu soykırımcı, bir İslam alimini övseydi yine aynı sessizlikle mi karşılık verirdiniz?
Ve ayrıca bu soykırımcı, insanlık katilinin ülkesinde Türkiye'nin yani şehitlerimizin kanlarıyla sulanarak kurtardığımız ülkemizin 22 vilayeti onların hedef haritaları arasında yer aldığı da akıllardan çıkarılmamalıdır.
Yani Türkiye düşmanlığını lüzumlu lüzumsuz her yerde ifade eden bir şahıs olduğu da unutulmamalıdır.
Kudüs’ü yönetmeyi hayal eden ve tehditler savuran Türkiye İçişleri Bakanı’na şunu söylüyorum:
Kudüs, Konstantinopolis değildir ve İsrail Devleti de çökmekte olan bir Haçlı İmparatorluğu değildir. İsrail, her türlü tehdide karşı kendini savunma kapasitesini kanıtlamış güçlü ve kararlı bir devlettir.
Kudüs, 3.000 yıldır Yahudi halkının başkentidir ve sonsuza dek İsrail’in başkenti olmaya devam edecektir. Siz ve Erdoğan’ın hayalini kurduğu Osmanlı İmparatorluğu ise çökmüştür ve bir daha asla geri d��nmeyecektir.
Ne yazık ki, Türkiye’yi modern bir devlete dönüştürmek için çalışan Atatürk’ün mirasından hiçbir ders çıkarmadınız; aksine, Türkiye’yi yeniden karanlık ve geri kalmış bir döneme sürüklemek için çalışıyorsunuz.
@RTErdogan
@mustafaciftcitr
@kilicdarogluk
@ekrem_imamoglu
@mansuryavas06
Yargıtayın bozma kararının da ortaya çıkmasından sonra Yusuf Ziya hocaya hala ısrarla yapılan bu muamele Müslümanların onurunu, haysiyetini yansıtır.
Müslümanların vakarından zerre miskal tedirgin olsalardı, toplumda, sosyal medyada Yargıtaya yapılan bu direnci akıllarına bile getirmezlerdi.
Bir de Allah, Müslümanlara niye yardım etmiyor diyorlar.
Kendi haklarının arkasında duran Müslüman gösterin de Rabbim o zaman yardım eder işte.
Pısırık, korkak kendi hakkının arkasından gitmeyen, kendi hakkını bile talep etmeyene neden yardım edilsin ki?
Kendi Hakkı ortadayken ağzını bıçak açmıyor belli ki yardım da istemiyor?
Çünkü ağzını bile açmıyor.
O zaman Rabbim de diyor ki(temsilen) demek ki senin bir yardım talebin filan yok, buyur o zaman, bildiğin gibi davran diyor adeta.
Müslüman ne yazık ki izzetini, haysiyetini, şerefini, vakarını, duruşunu kaybetti.
Hele Yargıtayın bu kararından sonra Yusuf Ziya Hoca ile ilgili hala hücumlara devam etmek Müslümana duyulan hissiyatın yansımasıdır.
Müslümanlar, haklarının arkasında durmamaya devam ettikçe daha enselerinde çok boza pişirilir, pişirilecek de.
Üç kuruşluk batıcı, lumpen, birçoğu sahte kimlikli soysuzlar ortalığı velveleye verecek diye Müslümanların gıkının çıkmaması ne kadar acı!
Halbuki gerçekten üç kuruşluklar ve gerçekten kendi gerilerinden korkuyorlar.
Bunlar, kendi gerilerinden çıkarttığı seslerden korkan 3 kuruşluklar olarak bunlardan daha fazla işte böyle siz de korkarsanız burnunuz pislikten çıkmayacaktır.
Kimsenin hakkına, hukukuna, haysiyetine, şerefine zarar verici teşebbüslerin hepsinin karşısındayım.
Ama Müslümanların hukuku söz konusu olduğunda başta ezik muhafazakar aydıncık tenekeler olmak üzere Müslüman denilen kitlenin bu pısırık sessizliği tarihin çok az dönemlerinde yaşanmıştı.
Şimdi biz de o dönemlerden birini yaşıyoruz.
Aman sessiz kalalım bu da geçer diyor belki yüz binlerce kişi.
Geçer evet geçer ama sıra sana da gelecek bunu unutma. Ve senin onursuzca, sessizliğin, pısırıklığın, akıllarda, hatıralarda kalır ama o geçmez.
Bu üç kuruşkluk batıcı kitle, çok hafif bir tökezlemende senin de üzerine yürüyecek.
Fakat yukarıda söylediğim gibi gerçekten üç kuruşluk ve gerçekten kendi çıkarttıkları seslerden korkan zavallılardan siz de korkuyorsunuz.
Bunlar sokakta bile tedirgin olmadan yürüyemez, bir köpek havlamasında ayakları gerisine vura vura kaçar.
Bu kadar korkak tiplerden siz de korkuyorsunuz.
Çok yazık!
Daha Türkiye'de Müslümanların yiyecek çok fırın ekmeği var demkki.
Müslümanlar, tekrar söyleyeyim üstelik bu Yargıtay kararının ortaya çıkmasından sonra da vakarlarına sahip çıksalardı Yusuf siyah hoca ya da bir başkasına bu yaptıkları tutumun zerresini yapmayı akıllarına bile getiremezlerdi.
Ama Müslümanlar ne yazık ki büyük megafonların önüne konulmuş sinek vızıltılarından korkar halden bir türlü sıyrılamıyorlar.
Açın gözlerinizi bir bakın; ortalığı velveleye veren, çoğu sahte kimlikli batıcı soysuzların tamamı üç kuruşluk ve tamamı sinek vızıltısı.
Tabii bunları kime söylüyorsunuz?
Ortada her şeyden korkan güya Müslüman bir kitle var.
Müslümanların daha kat edecek çoook mesafesi var.
Rümeysa kardeşim ve ben elbette tüm Kemalistleri kastetmiyoruz tabii ki.
Çünkü onların içerisinde son derece aklı başında, düzgün, saygın insanlar da var.
Fakat bu tanımlamaları taşıyan binlerce örnek de rahatlıkla gösterilebilir ve bunların önemli bir kısmı hemen yanı başımızda her tarafımızda yaşıyor.
Yani biz bu örnekleri kendi gözlerimizle de görüyor, bunlara şahit oluyoruz.
Sanki bunlar yalnız kaldıklarında hatta milletin ortasında ulu orta mesela rakı-balık edebiyat yapmıyorlarmış gibi de nasıl da pişkin pişkin konuşuyorlardı
Ancak Rümeysa kardeşimin tanımlamasına dahil etmediği bir başka nokta da bu şahısta vücut buluyor.
Kemalistlerin önemli bir kısmı belge olmadan kendilerini kahraman tanımlayan, sıradan söylenmiş birçok cümleye o kadar kolay inanırlar ki bu şahıs da burada tam olarak bunu yapmıştır.
İneklerin sayılıp kadınların sayılmadığı metaforu ne yazık ki pazarda o kadar çok alıcı buluyor ki buna inananlar acaba yanlış olabilir mi diye demek ki ihtimal bile vermeden hemen bu tanımlamaya atlıyorlar.
Bu konu adeta bir lise bilgisidir.
İneklerin sayılıp kadınların sayılmaması meselesi vergi sebebi iledir.
Osmanlı, erkekleri vergiye tabi tutuyor kadınlardan tek kuruş vergi almıyordu.
Şahsi işletmeleri, gelir kaynakları olan kadınlardan işletmeleri, gelir kaynakları çerçevesinde vergi alınan örnekler de elbette vardı.
Fakat normal şartlarda Osmanlı, vergiyi erkeklerden alırdı kadınlardan değil.
Bu anlamda vergiye tabi mallar bağlamında araziler, mısırlar, buğdaylar vs gibi bir sürü ürünlerin sayıldığı gibi koyunlar, tavuklar, inekler de sayılırdı.
Bu da o kişiden alınacak verginin tespiti içindi. Yoksa onu insan sınıfına koyup koymamak gibi bir saçmalık için değildi. Osmanlı bir devlet ti devlet.
Ama kendisini Kemalist tanımlayan bu şahıs, bu kadar ayrımı yapamayacak durumda olduğunu bu saçma metafora inanarak göstermiş oldu.
İnekleri sayıp kadınları saymamak, KADIN adına zül değil kadına ayrıcalıktır, ondan vergi almamaktır.
Kadından vergi alınmadığı için kadınlar, inekler gibi koyunlar gibi tavuklar gibi yani bir MAL gibi sayılmamıştır.
Gelin görün ki Kemalizmin başka bir örneğini yansıtan bu şahıs bu bilgiye hemen atlamış durumdadır.
Bu haliyle zeka seviyesini de bu şekilde sergilemiş olmaktadır.
Kafeler, diskolar, barlar ve bu bağlamda konserler, kız erkek tanışmalarının mekanlarıdır.
Ya da kız erkek yakınlaşmalarının güçlendirildiği mekanlardır.
Erkek, yakınlaşmak istediği kızı konsere davet eder, konser vesilesi ile o kızı iğrenç ağına düşürür.
Konserler, tanışmaları ve sonunda karşılıklı rıza ile yapılıyormuş gibi görünen ama açıkça ifade edilmese de evlilik vaadi ile gerçekleştirilen iğrenç tecavüz fiillerinin meşrulaştırma araçları haline gelir.
Genç kızlarımızın birçoğu konserlerin sonunda evleneceğini safça zannettiği tecavüzcülere kendilerini teslim ederler.
Bu haliyle konserler tecavüzcülerin kızlarımızın masumiyetlerini kullandığı dolandırıcılık aracı, taciz tecavüz manivelası haline döner.
Bu haliyle genç kızlarımızın içeceklerine koyulan ilaç gibi fonksiyon icra ederler konserler
Konsererde müzik eşliğinde samimiyet artar, yakınlaşmalar güçlenir, taraflar ileri giderler hatta kimi zaman da beraber olmalar gerçekleşir ve nihayetinde kaçınılmaz son olarak kızlar terk edilir.
Kadınların %90'ından fazlası cinsellik beklentisi ile hareket etmez, evlilik beklentisi ile hareket eder.
Ama ne yazık ki erkeklerin de %90'ından fazlası cinsellik beklentisi ile hareket eder, hedefine ulaştı mı başka bir kıza yönelir, ona ulaştı mı yine başka bir kız, ba��ka bir kız derken bütün tertemiz kızları iğrenç bilmem neleriyle kirletir.
İşte bunların ilk adımlarının başladığı yerlerden bir tanesi de konserlerdir.
Tacizcilerin, tecavüzcülerin, röntgencilerin, ırz düşmanlarının tuzak kurduğu alanlardır konserler.
Peki bu konserleri tertip edenler bunları bilmiyor mu?
Artık çoğunlukla başı açık, başı örtülü ayrımı kalmadı da kimi başı örtülü kızlarımız hepten ölçüyü kaçırmış, başı açıklığı geçmiş, çıplaklık seviyesine gelmiş kişilerin konserlerine gitmezler.
Ama bu tür konserlere gitmeyen kendilerini bu şekilde olabildiği ölçüde muhafaza etmeye çalışan kızlarımız da görünüşte başında örtü var gibi görünen bu tiplerin konserlerine giderler.
İşte bu kızlarımız da görünüşte başında örtü var gibi görülen bu kişilerin konserleri nedeniyle bu sürece dahil olurlar, perdeyi bu kişilerle yırtarlar ve artık bunun peşi gelir.
Yani konsere hiçbir şekilde gitmeyecek kızlarımız da bu şekilde başında örtü gibi görünen bir şey olan kişilerin konserleriyle onlar da o sele kapılırlar, nesiller bu şekilde yavaş yavaş heba olur, kaybedilir, gider.
Konserlere, şiddetle gidilmemesi gerekir şeklindeki tavsiyemizle biz mi abartıyoruz yoksa?
Konsere gidince ne oluyor o zaman?
Cep telefonu mu imal etmiş oluyorsunuz, çip mi bulmuş oluyorsunuz, laboratuvarda deney mi yapmış oluyorsunuz?
Ya da birden vatanseverlik duygularınız mı artıyor veya ülkeniz için ben de bir şey yapmalıyım mı demiş oluyorsunuz?
Aile sevginiz, komşuluk, akrabalık bağlarınız mı güçleniyor?
Ne oluyor, ne tarafınız güçleniyor, hangi açıdan zenginleşiyorsunuz, ortaya ne koymuş, ne üretmiş oluyorsunuz?
Hiçbir şey olmuyor, şeytanın pis amelleri denilen müzik aracılığıyla da hangi kontrol noktasında iseniz o kontrol noktalarınız da kayboluyor.
Kimi zaman konserler alkol kullanmanın başlangıç seviyeleri haline de geliyor.
Müzik denilen mel'un gürültüyle kafanız şişiyor, şişiyor, şişiyor, davul gibi bir kafayla geri geliyorsunuz.
Belki konser sırasında geçici şeytani bir haz alıyor olabilirsiniz ama konser bitince yorgunluk, davul gibi kafa yapılan bir sürü hata kaynaklı hissedilen yoğun pişmanlıklarla geri dönüyorsunuz.
Konserlere hiçbir şekilde gitmeyecek kızlarımızı da başında örtü gibi görünen bir nesne olan bu tipler konser seline dahil eder nesillerimizi de böyle böyle kaybederiz
İslam ilerlemeye mani midir cümlesi 1839 Tanzimattan beri ne yazık ki 200 yıldır konuşulmakta ve neredeyse ittifakla, İslam ilerlemeye manidir sonucuna varılmaktadır.
Ve ne yazık ki kendisini muhafazakar tanımlayan aydıncık tosuncuklar da kamuoyundan korkmasa İslam'ın ilerlemeye mani olduğu kanaatini öne süreceklerdir.
Her ne kadar bunu söyleyemeseler de İslam ilerlemeye mani değildir kanaatini güçlü bir şekilde söyleyememektedirler.
Halbuki ilerlemeye mani olan taraf modernitedir.
Şöyle bir metafor üzerinden yürüyelim:
İlerleme bilimsel çalışmalarla olur. Bu bağlamda bilimsel çalışma yapacak bir akademisyenin önüne İslam mı yoksa modernite mi engellemeyi çıkarmaktadır hep birlikte bir görelim.
Tabii ki bu engelleme, sakın bilimsel çalışma yapma şeklinde açıkça gerçekleşmemekte ama bilimsel çalışmanın önü her defasında modernite tarafından sinsice tıkanmaktadır.
Dolayısıyla ilerlemeye modernite mani olmaktadır.
Halbuki İslam bir bilimsel çalışmayı engellememekte, bilakis teşvik etmekte hatta onun önüne çıkabilecek engelleri tümden ortadan kaldırmaktadır.
Peki modernite bilimsel çalışmayı nasıl engellemektedir?
Bilimsel çalışma yapacak kişinin önüne sürekli lüzumsuz meşguliyetler çıkarılmak suretiyle bilimsel çalışmalar engellenmektedir.
Bilimsel çalışmaların önüne çıkartılan lüzumsuz meşguliyet alanlarından bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
Felekten bir gece çalma adına alkol seansları
Dizi filmler
Sinemalar
Konserler
Video klip izlemeler
Okey tavla oyunları
İnternet bilgisayar oyunları
Futbol, Voleybol, Basketbol türü tüm spor oyunları
Gitar, Piyano, Bağlama, Fotoğrafçılık , Resim vs türü kurslar
Sanatsal etkinlikler
Öğlenleri, Akşamları yemek için bir yerlere çıkmalar çıkıldığında uzun kalmalar
Hafta sonları, ara tatiller, bayram tatilleri, yaz tatillerinde seyahatler
Tatil turları
Cafe, disko, bar gibi eğlence yerlerine gitmeler
Lig Maçları, Olimpiyat kupaları, Dünya kupaları, Avrupa kupaları türü periyodik spor turnuvaları
Maçlar için statlara hatta deplasmanları hatta yurt dışılarına gitmeler
İnternet, sosyal medya başında saatlerce lüzumsuz vakit geçirmeler
Çapkınlık turları
vs vs vs
Bu liste daha da uzatılabilir.
Modernite bilimsel çalışma yapacak birinin önine, sen bilimsel çalışma kesinlikle yapma diyerek elbette değil ama sinsice bunları teker teker çıkarmaktadır.
Böylelikle de bilimsel çalışma yapacak kişileri o faaliyetlerden alıkoymaktadır.
Halbuki İslam bu lüzumsuz uğraşların tamamını kökden reddeder. Böylelikle kişinin önünde engin bir bilimsel çalışma yapma alanı açılır.
Sonuç itibariyle de kişiyi doğrudan topluma faydalı işlere yönlendirir.
Bütün bunlara yani şu lüzumsuz ve faydasız faaliyetlerin tamamını modernitenin teklif etmesine hatta türlü türlü oyunlarla şeytanca özendirmeler üzerinden dayatmasına rağmen ilerlemeye mani olma hususunda yine İslam vicdansızca, hayasızca suçlanmaktadır.
Az önce söylediğimiz gibi halbuki İslam yukarıdaki faydasız malayanilerin bir tanesini önermemekte hatta yasaklamaktadır.
Söyleyin bakalım ilerlemeye kim manidir?
Tabii ki modernite, sakın bilimsel çalışma yapma, yukarıda şu sıraladığım şeylerle vaktini ziyan et şeklinde elbette konuşmaz fakat tüm bunları özendirme üzerinden kişilerin önüne sunar ve sonuç itibariyle tüm bilimsel çalışmaların önüne geçmiş olur.
Şimdi düşünün bakalım, teknolojinin, tıbbın, fennin üretilmesi anlamındaki çabaların tamamı bu lüzumsuz, faydasız hatta zararlı meşguliyetlerle baltalanmakta değil midir?
https://t.co/iph8PhiWCb
Daha fazlasını Youtube'da izah etmeye çalıştım
Hac sebebiyle bir ay ara verdiğimiz Sohbetimiz bugün (10 Haziran 2026 Çarşamba) Saa: 19:00'da olacaktır.
Evliliklerin kısa sürede boşanma ile sonuçlanmasının bir sebebi de sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçlarındaki kimi aile danışmanı ve psikologların kadınlara, kocaları hakkında gerçekleştirilemez beklentiler yüklemesi sebebiyle olmaktadır.
Haliyle kadınlar, evlendikleri kişilerde gerçekleştirilmesi fiziken dahi mümkün olmayan beklentiler içine girmekte, bunlar karşılanmayınca da evliliklerden ümitler kesilmeye başlanmaktadır.
Tabii ki her evlilikte kadın ve erkek en güzel davranışları, konuşmaları, diyalogları hak etmektedir.
Ancak bu davranış ve diyaloglar reel olmak durumundaydı.
Kadın ve erkek her defasında, karşısında karşılanamaz beklentiler, sürekli yükseltilen çıtalarla karşı karşıya kaldığında, bunlar karı kocanın azmini tüketen sonuçlara dönmektedir
Ne yazık ki böyle olmayınca da mutlu evlilikler bile sorunluymuş gibi kaçınılmaz neticelerle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (10 Haziran 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Hendek savaşı için Hendek açmak üzere kayalar kırılırken, Peygamber Efendimiz’in Selman-ı Fârisî’ye “Vur ya Selman, Şu an Kisrâ'nın (İran hükümdarının) saraylarını görüyorum” demesi…
Kudüs Haçlı esaretindeyken, Şamlı bir marangozun yaptığı minberi kimseye satmayıp “Bu minber Mescid-i Aksâ içindir” demesi; “Ama Kudüs esaret altında” diyenlere de “Elbet o esareti kaldıracak bir yiğit gelir” diye cevap vermesi…
Bir Türkiye Cumhuriyeti valisinin mesleğin zirvesi olarak Kudüs valiliğini hayal etmesi…
Bunların hepsi aynı büyük idrakin parçalarıdır:
Gözün gördüğüne mahkûm olmamak.
Zamanın dar sınırlarına hapsolmamak.
Bugünün imkânsızlığına bakıp yarının fethinden vazgeçmemek.
Kızıl Elma biraz da budur:
Sınırı aşan, ufku büyüten, insanın zihin dünyasını görünenin ötesine taşıyan büyük ülkü.
Biri size, 8 yaşında bir çocuğu taciz ettiğ ini anlatsa ona güler misiniz?
Ya da elden ayaktan düşmüş yaşlı bir insanı evire çevire dövüp kemiklerini kırdığını söylese yine ona güler misiniz?
Veya ne güzel iş yaptın dercesine tebessüm eder misiniz?
Veya hayatını, almış olduğu üç kuruşluk emekli maaşıyla geçindirmeye çalışan bir yaşlının maaşını çalan ve onu ballandıra ballandıra anlatan hırsıza, yaa biz böyle yapamıyoruz ya, ya sen hayat nasıl güzel yaşanır, bunu çok iyi biliyorsun türünden ifadeler kullanır mısınız?
Muhtemelen bu örneklerin hiçbirinde olumlu tepkiler göstermezsiniz.
Ama kimileri içki içen, alkol alan ve bunu ballandıra ballandıra anlatan kişi ya da işleri dinleyince ona memnuniyet ifadeleri kullanır.
Hatta, ya ne güzel ya!
Hayatı sen yaşıyorsun, biz ot gibi yaşıyoruz, ot geldik, ot gidiyoruz şeklinde örgü dolu ifadeler bile kullanır.
Tabii bu örneği söylediğimde kimilerinin, içki içmenin, tacizle hırsızlıkla, yaşlı insanları kemiklerini kırarcasına dövmekle ne alakası var diyecektir?
Çok yakından alakası var!
İçki, insana her kötülüğü yaptırtır. Tacizin de hırsızlığın da gücün yettiği kişilere şiddet uygulamanın da en önemli sebeplerin başında gelen alkoldür.
Her içen için söylemiyorum ama alkol alan sapıtır, her türlü kötülüğü yapar, cinayet işler hatta çocuklarını, ana babasını bile öldürür.
Tacizlerde bulunur, hırsızlıklar yapar hatta intiharlar bile edilir.
Hatta daha fazlası, trafik kazaları, kanser, felç, kalp krizi, şeker hastalığı vs gibi tüm ölümcül hastalıklara da yol açar.
İçki böyle aşağılık bir şeydir.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, emniyet kayıtlarında cinayetlerin, trafik kazalarının, şiddet olaylarının, en önemli sebeplerin arasında yine içkiyi görürsünüz.
Dünyanın neresinde hangi doktorla görüşürseniz görüşün size yapacağı ilk tavsiye içkiden alkolden uzak durun olacaktır.
Tüm resmi kayıtlara, tüm bilimsel verilere, sağlık otoritelerinin tüm uyarılarına rağmen dünyada İslamdan başka içkinin ne kadar kötü bir şey olduğunu söyleyen tek bir sistem var mıdır?
Yani az önce söylediklerim gibi trafik kazalarının, cinayetlerin, kadına, çocuğa, şiddet vakalarının, hırsızlıkların, kanser, felç, kalp krizi şeker hastalığı gibi ölümcül rahatsızlıkların en önemli sebeplerinden bir tanesi alkol değil midir?
Buna rağmen tüm dünyada tek bir sistem, içkiyi, alkolü eleştirir mi?
Sanırım tüm dünya anayasalarında suçu ve suçluyu övmek başlı başına bir suçtur.
Bunun tam tersine yukarıda saydığım adli vakaların, tıbbi krizlerin sebebi olan içkiyi övmek memnuniyet verici bir fiil olarak değerlendirilir.
Alkol masasına arkadaş olarak oturursunuz, arkadaşınızın katili olarak kalkarsınız.
Alkolün zararlarını sıralamaya bu satırlar yetmez. Bunlara rağmen kimse içkinin aleyhine tek bir kelime bahsetmez.
İslam işte böyle bir şeydir.
Alkol alıp kendi istifrasında(afedersiniz) sere serpe bayılıp yatmaktan muhafaza ederek onun saygınlığını korur.
Onu, alkolün yol açtığı adli vakalardan, hastalıklardan uzak tutar.
İslam insanlığa, bu haliyle hizmet eder.
Buna karşılık şöyle bir savunma geliştirildiğini de biliyorum.
Aklı başında içince hiçbir şey olmaz, kontrollü içtiğin zaman içki sana zarar vermez şeklinde safsataların sıralanacağını da düşünüyorum.
Bunlara karşı da şunu söyleyeyim.
Küüresel Burjuvanın aparatı olan Dünya Sağlık Teşkilatı bile alkolde sarhoş olmama şeklinde bir alt eşik yoktur diye açıklama yapar.
Yani sarhoş olmayacak kadar içtiğinizde içkinin tadını tam olarak zaten alamıyorsunuz, sarhoş olma aşamasında ancak içkinin tadı alınmaktadır.
Bu manada sarhoş olma aşaması da her defasında aşama aşama yukarıya doğru çıkmaktadır.
Bu süreç de kişiyi daha fazla alkole hatta Allah korusun uyuşturucuya, kokaine kadar sürüklemektedir.
Yani bu safsataların hiçbir karşılığı yoktur.
Buna benim hiç ciddiye almadığım Dünya Sağlık Teşkilatı bile karşı çıkar.
Bu arada şunu da söyleyeyim;
Bu sözlerim, alkol belasından kurtulamayan kişilere değil bizzat alkolün kendisi nedir
İstanbul’da sahnelenen Kanye West konseri, sıradan bir müzik organizasyonu olarak kabul edilemez.
118 bin genç, para vererek inancımıza ve medeniyet değerlerimize aykırı söylem ve sembollerin sergilendiği bir gösterinin parçası hâline getirilmiştir. “I am a God” sözlerinin on binlerce kişi tarafından coşkuyla tekrar edilmesi üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tablodur.
Üstelik okültizm ve karanlık sembollerle anılan Michèle Lamy’nin de bu organizasyonun etrafında yer alması, meselenin yalnızca müzik ve eğlence olmadığını göstermektedir.
Daha da düşündürücü olan ise, muhafazakâr kesimin de bu kültürel kuşatmanın bir parçası hâline gelmiş olmasıdır. Sahne ışıkları altında gençliğimize dayatılan bu yabancılaşmaya kimsenin itiraz etmemesi vahimdir.
Kültür ve Turizm Bakanlığımızı, milletimizin manevi ve kültürel hassasiyetlerini ilgilendiren bu tür organizasyonlarda çok daha dikkatli olmaya davet ediyoruz.
Bu milletin evlatları; küresel kültür endüstrisinin yönlendirmelerine değil, kendi medeniyet değerlerine sahip çıkmalıdır.