Bingöl'de doğup Erzurum'da yetişmiş, Anadolu'nun has evlâdı Ali Haydar Haksal beyefendi rahmet-i Rahmân'a kavuşmuştur. Hasta iken dua istemişti, vefatında unutmamak gerek. Câmianın başı sağ olsun.
@Alptekin_D Alptekin hocam, bendeniz sizinle aynı dönemlerde Edebiyat Fakültesinde okudum. Doğu Dillerinde, Mustafa Sağ'ın vasıtasıyla görüşmüştük. Eli kalem tutan eski bir dost olarak gurur duydum, muvaffakiyetler dilerim.
Aziz milletim, zalimler Ebu Hanife'yi yetiştiren toprağa Şiî-Sünnî, masum sabi ayırmaksızın Ramazan günlerinde bomba yağdırırken mezhepten bahsetmek gaflet değilse hıyanettir. Ve maalesef kendi ülkemizi de de İran'ı da tanımaktan çok uzağız, artık ızdırabımızı katlamayalım.
Araplarla mânevî bağlar hâlâ devam etmektedir. Nitekim II. Abdülhamid Han’ın Trablus-şark ahalisine 1309’da hediye ettiği Sakal-i şerif şimdi el-Mansûrî el-Kebîr ulu câmiinde her Ramazan’ın son Cuma günlerinde çevre illerin halkı tarafından ziyaret edilmektedir.
Acı bir ibret: “Kasaba-i Kasımpaşa küffâr zamanında nâmı Ayalinka imiş. Ba’de’l-fetih mezâristan olmasına irâde olmuş idi. Zira asr-ı Emeviye ve Abbâsiyede İslambol muhâsarasına gelüb şehîd olanların ekseri Tersâne ardına defin olunmuş. Hâlâ mezâr taşlarında Kûfî hatlar vardır.”
Dünya harıl harıl silahlanıp sığınak inşa ederken Atatürk üzerinden başlatılan sebepsiz ve neticesiz tartışmalar tehlikelidir. Bu dedikodulara titr sahibi kimselerin de dahil olması acıdır. Biz evvelâ utancımızı defetmek üzere akla ve ilme sarılmalıyız. Aman...
Hat ve saltanatta iki büyük Ahmed'in tek sayfada buluşması... Ahmed Karahisarî'nin 953 Hicrî tarihli ketebe sayfası ve altında Sultan I. Ahmed Han'ın şahsî mührü. Tuğranın sağında: "Es-Sultân 'azze nasruhu Ahmed" ve altta: "Sene 1013" kazılıdır.
Karamanoğlu Beyi, Bedredin Mahmud Bey oğlu I. Bedreddin İbrahim Bey’in (1332-1340) Amerika’daki bir kitap üzerine nakşedilmiş Arapça kaydı. Bi-resmi (...) ehu’l-mulûki ve’s-selâtîn İbrâhim bedrü’l-ümem el-merhûmu’l-mağfûr Mahmud bin Karaman e’azzellahu ensârehu ve nassara a’vâneh
Bir delille kırk âlim ikna edilirken kırk delille bir câhilin ikna edilememesi garip değildir. Zira âlim bilmediğini bilir ama câhilin bilmediği yoktur.
Ali Şir Nevâî’nin Tahran’da Kâh-ı Gulistan saray-müzesindeki nadir hatırası:
En üstteki mühürde ismiyle beraber bir hadîs-i şerîf yazılıdır: “كن في الدنيا كأنك غريب أو عابر سبيل عليشير الفقير”
(devamı Facebook sayfamızdadır.)
Aziz dostlarım, silahlara veda hususunda tam olarak neler olduğunu bilmediğimizden millet olarak endişeli ve telaşlı bir ümit içindeyiz. Zira puslu havada balık avlıyor, hiçbir şeyi kendi hüviyetiyle seçemiyoruz. Hal böyle iken büyük kahramanlar ve alçak hainler türetip duruyoruz
Neye üzüleceğimizi vallahi şaşırdık... Alçak bir dergi Rasulullah'a yakışıksız bir hücumda bulunmuş, buna karşı çıkmak doğrudur. Fakat Hazreti Musa (as) da Peygamberimiz değil mi, yani ona dil uzatılabilir mi? Bu nasıl bir gaflettir, nasıl bir aymazlıktır?!
Aziz milletim, insanlık kedere boğulsa da ümitsizik yok. Bu mübarek toprağın siperlerinden bir aziz demiştir ki: "İman hem nurdur hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir." (23. Söz: 284). Resim üzeri: (نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ)
Devlet-i Aliyye'de Padişahın tuğrası, Vezir-i Azamın pençesi, hattatın ketebesi olduğu gibi kâtibin de gülü vardır. Burada kâtip yukarıdan aşağıya: "Harrerehü Mehmed (bunu yazan Mehmed'dir) diye imzalamış.