İstiğfara çok önem verin, çok ama çok önem verin. “Estağfirullâhe’l-Azîm ve etûbü ileyh” zikrini her gün en az 100 defa ihlâsla vird edinin. Bunu inanarak, şeksiz ve şüphesiz söylüyorum; Allah’ın izniyle hem gönlünüzde hem de hayatınızda bereketini görmeye başlayacaksınız.
İstiğfar, yalnızca günahları silen bir zikir değildir. Kalbe ferahlık, rızka bereket, dertlere çıkış yolu ve sıkıntılara genişlik vesilesidir. Nice kilitli kapılar istiğfarla açılmış, nice ağır yükler istiğfarla hafiflemiştir. Yeter ki dil ile söyleneni kalp de tasdik etsin, kul da günahına dönmemeye azmetsin.
Rabbimiz, bizi istiğfarı dilinden düşürmeyen, tevbesini kabul ettiği kullarından eylesin. Kalplerimize sekînet, hanelerimize bereket, rızıklarımıza genişlik ihsan buyursun. Gizli açık bütün günahlarımızı affetsin, bizleri rahmetinden ayırmasın. Âmin.
Allah'ım! Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e salât ve selâm eyle, Onun sevgisini kalbimize yerleştir, Onu örnek alıp yaşamamızı kolaylaştır.
💢Seyyid Kutub (rh) dedi ki;
❝Allah'ın (cc) rahmetini hissedebilmen de Allah'ın bir rahmetidir! Rahmeti umabilmen ve onun farkına varabilmen de bir rahmettir. O rahmete güvenmen ve her durumda onu bekleyebilmen de bir rahmettir.❞
@imamkurtubi_ @bahrul_hibr0 Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’ün fi’l-ardi velâ fi’s-semâi ve hüve’s-semî’u’l-‘alîm.”
Anlamı:
“Adı anıldığı zaman gerek yerde gerekse gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla! O, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.”
(Ebû Davud, Edeb, 110)
Lût kavminin ne kadar iğrenç bir işi başlattığını biliyoruz. O çirkin fiili yapanların anlatıldığı ayetlerin bir kısmı Hicr suresinde.
Yaklaşık bir sayfa boyunca onların helak süreci anlatılırken 72. ayette enteresan bir yemine rastlıyoruz.
Rabbimiz, ahlaksızlıkta sınır tanımayıp sarhoşlar gibi yaşayanlardan söz etmeden önce Rasulullah’ın hayatına yemin ediyor.
En şerefli insanın ömrüne yemin edilip hayvanlardan daha aşağı mahluklara ait bazı bilgiler veriliyorsa bu, tefekkür edilesi bir mevzudur.
Peki o utanmazların, terbiyesizlerin azgınlığından bahsederken Allah, neden Hz. Muhammed’in yaşantısını yemin konusu yapıyor?
Doğrusunu elbette Allah bilir ancak ayetten şu notları çıkarabiliriz:
1.Peygamberimizin hayat metodu dışına çıktığımız an, o kötülüklerin normalleştiği bir ömrü yaşama süreci başlar.
2.Kur’an’a ve sünnete bağlılık zayıflayınca dünyaya ve şehvetlere bağlılık artar.
3.Şerefli bir hayat, şerefli insanların izini sürerek yaşanır.
4.Nesillerin eğitimi ancak Siyeri Nebî ile gerçekleşebilir.
5.Rasulullah’ın kulluğunun eşi benzeri yoktur ve hepimiz O’nun kulluğunu örnek almalıyız.
Deccal çıktı. Kim olduğunu söylemeden önce ne yaptığını söyleyeceğim.
Bugün bir sosyal deney gördüm. Yolda yürüyen birisi cebinden bilerek 200 lira düşürüyor. Arkasından yürüyen on kişiden dokuzu parayı alıp cebine atıyor. Hiç çekinmeden haram yiyor.
İşte deccal, haramı sıradan hâle getirdi. Zinayı utanılan bir günah olmaktan çıkarıp dizilerle, filmlerle ve şarkılarla hayâyı öldürdü. Ev kredisi, araba kredisi, düğün kredisi ve promosyon gibi isimlerle faizi her eve sokup bereketi yok etti.
Kumarı, içkiyi ve kul hakkını yaygınlaştırarak toplumun ahlâkını çökertti. Müslümanların kalbine şatafatı, şöhreti, şehveti ve dünya sevgisini yerleştirerek kalpleri öldürdü. İlim yerine cehaleti yüceltti. Aileyi zayıflattı, anne ve babanın değerini düşürdü. Sabrı ve kanaati küçümseyip hırsı, tüketimi ve israfı hayat tarzı hâline getirdi. Mazlumu suçlu, zalimi güçlü göstererek adalet duygusunu zedeledi. Ahireti unutturup dünyayı tek hedef hâline getirdi. Sahte din adamlarıyla dini sulandırıp ümmeti parçaladı.
Şimdi soralım: Bütün bunları yapan deccal kim?
Eğer hâlâ tek bir isim arıyorsak, deccali tam olarak anlayamamışız demektir. Çünkü deccal sadece bir kişi değildir; aynı zamanda bir sistemdir, bir şahs-ı manevîdir ve fitnesi çoktan ortaya çıkmıştır. İnsanları günaha alıştırarak, haramı normalleştirerek ve ahlâkı bozarak imanları söndürmeye çalışmaktadır.
Bu fitneden kurtulmanın tek yolu; deccalin fitnesini tanımak, ona karşı uyanık olmak, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak, sünnet-i seniyyeye ittiba etmek ve Müslümanlar olarak birlik içinde yaşamaktır.
Rabbim hepimizi deccalin fitnesinden muhafaza eylesin. Bizlere hakkı hak bilip ona tâbi olmayı, batılı batıl bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin. Âmin.
“Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın muhkemat kal'asına gir ve Sünnet-i Seniyeyi rehber yap, selâmeti bul!.”
(Lem'alar, On Üçüncü Lem’a)
Dün "BÜYÜK BELA GELİYOR
en büyük felaket imansız ölmektir ve bugün günahlar birçok insanın imanını çalıyor. Tedbir alalım.." diye attığım tiwitten sonra
Elhamdülillah insanların büyük kısmı meseleyi anladı. Fakat her zaman olduğu gibi birileri güldü, birileri alay etti, birileri “iyi yapıyoruz” dedi, birileri de “hangi çağda yaşıyoruz” diyerek küçümsemeye çalıştı.
Bu yorumları görünce Kur’ân’da anlatılan kavimler aklıma geldi. Peygamberleri onları yaklaşan azapla uyardığında onlar da gülmüşlerdi. Onlar da alay etmişlerdi. Hatta “Doğru söylüyorsan vaat ettiğin azabı getir” diye meydan okumuşlardı. Fakat hakikat ortaya çıktığında artık iş işten geçmişti.
Kur’ân’da anlatılan kavimler içinde yalnızca Hz. Yunus Aleyhisselâm’ın kavmi ger��eği anlayıp tövbe etti. İstiğfara sarıldı. Bunun üzerine üzerlerine gelecek azap kaldırıldı.
Bu yüzden biz tövbeye ve istiğfara davet etmeye devam edeceğiz.
Çünkü bazen bir memleket salih insanların duasıyla ayakta kalır, bazen de bir edepsiz yüzünden bir memleket harap edilir.
Rabbim içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etmesin.
Kul hakkının yenmesinin, devlet malına el uzatılmasının, zinanın yayılmasının, faizin artmasının, çıplaklığın normalleştirilmesinin, diziler ve filmlerle ahlâksızlığın özendirilmesinin, iftiranın, ihanetin ve her türlü kötülüğün yaygınlaşmasının; dinimizin, değerlerimizin ve edebimizin ayaklar altına alınmasının karşısında sessiz kalmayalım.
İnsanları kurtarmak için çalışalım. Ateşe doğru koşan bir insanı uyarmanın felaket tellallığı olmadığını bilelim.
Rabbim son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eylesin, bizleri tövbe ve istiğfarla yaşayan kullarından eylesin.
Âmin.
günahların cezası yalnızca bedene isabet eden hastalıklar, rızıkta meydana gelen darlıklar veya dünyanın görünen sıkıntıları değildir. bazen kulun farkına dahi varamadığı daha derin ve daha ağır mahrumiyetler vardır. bunların en acısı ise kalbin, rabbine karşı duyarlılığını yitirmeye başlamasıdır. öyle ki insan ibadet eder ama eski huzuru bulamaz, zikreder ama kalbi eskisi gibi titremez, ayetleri işitir ama gönlünde derin bir yankı oluşmaz. gözler okur fakat kalp seyretmez, dil söyler fakat ruh hissedemez. işte bu hâl, dünya musibetlerinden çok daha ağır bir imtihandır. çünkü kulun asıl sermayesi kalbinin Allah’a yakınlığıdır. ne büyük bir mahrumiyettir ki insan, münacatın lezzetinden, secdenin huzurundan, gözyaşının inceliğinden ve rabbiyle baş başa kalmanın tatlılığından uzak düşer de bunun farkına bile varamaz. salihler, dünyalık kayıplardan ziyade kalplerindeki nurun eksilmesinden korkarlardı. çünkü bilirlerdi ki bütün hayırlar Allah’a yakınlıkta, bütün zenginlikler onunla ünsiyette ve bütün huzur onun zikrindedir. bu sebeple rabbimizden yalnız günahlarımızın affını değil, kalplerimizin diri kalmasını da istemeliyiz. ya rabbi, bizi sana karşı katılaşan kalplerden, zikrinden lezzet alamayan ruhlardan ve günahları sebebiyle manevi mahrumiyetlere uğrayan kullardan eyleme. kalplerimizi nurunla dirilt, ruhlarımızı zikrinle ihya et ve bizi bir an dahi nefsimizin karanlığına terk etme. allahümme âmin.
Çok ama çok büyük bir bela geliyor.
Belimizi kıracak, bugüne kadarki bütün belaların yanında küçücük kalacağı bir bela.
Belanın ne olduğunu söyleyeceğim ama önce neden geldiğini izah edeyim.
Bir gassal tanıdığım, son zamanlarda yıkadığı cenazelerin yüzlerinde, ruhlarının büyük bir ızdırap çekerek alındığını hissettiren izler gördüğünü ve bunun son zamanlarda çok arttığını söyledi. Neden?
Çünkü bu toplumda kul hakkı yeniyor. Torpil, adam kayırma ve rüşvet toplumu sarmış.
Hem bir yanda çıplaklık normalleşmiş. Takva sahibi olmak ise anormal görülür olmuş.
Diğer yanda sanal kumar ve uyuşturucu… Uyuşturucuya bulaşanların sayısı 10 milyona, bahis oynayanların ise 20 milyona ulaşmış.
Bununla beraber devlet malına el uzatılıyor. Hiç olmayan tarlayı varmış gibi gösterip devletten para alan da var, eşinden boşanmış gibi yapıp hak etmediği emekliliği alan da.
Hem ekranlardaki dizilerde hayasızlık, filmlerde ahlâksızlık, şarkılarda edepsizlik artık normal görülür olmuş.
Bir liralık malı on liraya satıp haram yiyenler artmış.
Zinanın her çeşidi toplumu ahtapot gibi sarmış.
Ana-babaya hürmet kalkmış, güven yerle bir edilmiş.
Özetle toplumun birçok yerinden günah ve isyan akıyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça bildiriliyor ki günahlar alenî işlenmeye başlarsa ve insanlar bunu normal görürse Allah’ın azabı gelir. Kur’ân bunun örnekleriyle doludur.
Şimdi gelelim başta bahsettiğim belaya. O bela imansız ölmektir. Ondan daha büyük bir bela yoktur. Dünyadaki her musibetin bir çözümü vardır ama imansız öldü ise bir insan yeri ebedi cehennemdir. Bu günahlardan dolayı bir çok insan imansız ölüyor.
Ben işte böyle bir beladan bahsediyorum.
Ve bununla beraber dünyevî belaların da gelebileceğini söylüyorum. Bazı kardeşlerimizin gördüğü rüyalar da bu yönde.
Ama ne olur yanlış anlamayın. Bunları korkutmak amacıyla yazmıyorum. Çünkü insanları korkutmak da bir vebaldir.
Sadece tedbir alalım diye yazıyorum. Tıpkı bir doktorun, “Eğer dikkat etmezseniz bu hastalığa yakalanırsınız.” demesi gibi, ben de bir kardeşiniz olarak söylüyorum:
Tedbir almazsak dünyevî ve uhrevî belalar kapımızı çalabilir.
O belaları def edecek şey ise tövbedir, istiğfardır ve duadır.
İçimizde hâlâ ağzı dualı, gönlü güzel insanlar var ki onların duası hürmetine belalar bizi bulmuyor.
Şimdi gelin kardeşlerim, biz de o dua halkasına katılalım. Birlikte Dua edeli.
Biliyorsunuz, Aşure Günü’ne az kaldı.
Sizden şunu rica ediyorum:
Şimdi Öncelikle Benimle beraber tekrar edin. Tövbe istiğfar ve dua edeceğiz. Sonra da bu duayı aşure gününe kadar Hergün bir kere yapın.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.
Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah.
Allah’ım! Elimizden, dilimizden, gözümüzden ve diğer azalarımızdan sadır olan ne kadar günah varsa hepsinden tövbe ediyoruz. Bizi affet.
O günahlar yüzünden bizi helâk etme.
Ya Rabbi! Bu tövbemiz hürmetine bizi ve vatanımızı dünyevî ve uhrevî bütün belalardan muhafaza eyle.
Üzerimize rahmet, huzur ve bereket yağdır.
Kardeşlerim, sizden ricam; bu Gönderiyi beğenin, paylaşın ve sevdiğiniz herkese gönderin. Bu tövbe ve dua halkasının büyümesine vesile olun.
Belki bir kişiye daha ulaşır. Belki onun duası hepimize rahmet olur.
Bu niyetle herkese ulaştırın.
Rabbim bu tövbeler ve dualar hürmetine hem bizi hem de vatanımızı bütün belalardan muhafaza eylesin.
Üzerimize yağmurun sağanak hâli gibi huzur, rızık ve bereket yağdırsın.
Âmin.
Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kulunun tevbe etmesinden dolayı, Allah-u Teala'nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır."
(Buhari,Deavat,4)