Şahsımı çok seviyorum. Şahsî İlâhımı çok seviyorum. Başka kutsalım yok.
Dünyevî evreni -yer, gök ve içindekiler vs.- hiç sevmiyorum. Ama Âhiret'i çok seviyorum.
Dün, biz Vefalılar için gurur günüydü.
Çünkü prırıl pırıl gençlerimiz okullarını bitirdiler.
Vefa Lisemizin 154. dönem mezunları, büyük Vefa ailesinin alkışları ve sevinç gözyaşları arasında diplomalarını aldılar.
#Vefabitervefakalır
Bu akşam saat 21.00-23.00 arasında değerli meslektaşım Bilge Yurtdagülen'in @halktvcomtr 'deki "Gündem Özel" programına konuk olacağım.
Bekleriz.
@byurtdagulen
“Rakibinden korkan” yine dayanamamış 7 yıllık yönetimimizi eleştirmiş.
İstanbul’u yağma, rant ve talan düzeninden kurtarmamız onun için kâbus olmuş.
Bize hapisteyken bile laf yetiştiriyor.
Ulaşım demişken;
yıllardır yatırım planına almadığınız için yapamadığımız Sefaköy - Beylikdüzü Metrosu’nu ve diğerlerini hızlıca imzalayın da işimize taş koymayın.
Ben Gvir'in sözleri, kendisinin soykırım arzusunu ifade etmekle beraber, Sayın Bennett'in sözleri ise insanlık vicdânına en uygun bir yöndedirler. Ben Gvir'in soykırım hedefleyen sözlerini reddediyoruz! MASUM SİVİLLERE ZARAR VERİLEMEZ! (Bennett'in yapıcı üslûbu ise çok kıymetli)
Piers, words matter.
There is a war. There is no genocide.
The IDF warns civilians before strikes, drops leaflets, makes phone calls, sends text messages, and opens evacuation routes.
Can you name a single genocide in history where the attacking side repeatedly warned civilians to leave before military operations?
This weekend alone, we lost five of our boys fighting Hezbollah face-to-face on the ground. If Israel’s goal were to kill Lebanese civilians indiscriminately, why would we risk our own troops instead of simply carpet-bombing entire areas?
You’re smart and you know this.
As for Ben Gvir: you’re citing the wrong person.
I already told you he’s a clown. A noisy and incompetent clown.
I would never have let him into my government, nor should Bibi have.
Soon we’ll be replacing this miserable government.
Ben Gvir insisted on rebranding himself as “National Security Minister” because he liked the dramatic title.
In reality, he oversees the police. He doesn’t command the IDF, doesn’t formulate military strategy, and doesn’t make operational decisions in Lebanon.
Quoting Ben Gvir to explain Israeli military policy is like quoting a loud backbencher to explain Britain’s war strategy.
Israel’s actions are determined by its government and carried out by the IDF in accordance with international law.
Tayyib Bey, bu hususda çok doğru söylemiş...
Eyleme dönüşen hâliyle bu durum, selim fıtratımıza aykırı bir sapıklıktır; Yüce Allâh'ın belâsına uğramak için de bir sebebdir.
Tayyib Bey'le aynı siyasî çizgide olmasam da kendisinin bu konudaki sözünü ve duruşunu destekliyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Kendisini akışa bırakan değil, akışa yön veren bir gençlik yetiştireceğiz.
LGBT gibi insan fıtratına aykırı sapkınlıklar, buna benzer fikir ve ideolojiler, bu odaklar tarafından genç zihinlere enjekte edilmeye çalışılıyor."
Türkiye’nin saygın iletişim uzmanı Prof. Dr. Haluk Şahin yazdı;
"TELEVİZYONA ÇIKSIN,
DAHA DA BATSIN!"
Bu akşam Sözcü TVde mülakata çıkacak olan mutlak butlancı Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’ndan söz ediyorum.
50 küsur yıllık iletişim hocası olarak iki noktaya değinmek isterim:
1) Son haftalarda gündemin göbeğinde olan bir siyasal figürü ekranda sorgulamak haberciliğin ve demokrasinin gereğidir. Sözcü’nün yaptığı doğrudur ve yerindedir.
2) Sosyal psikoloji ve bilişsel araştırmalar gösteriyor ki, derinden tepki duyulan ve hatta nefret edilen bir siyasal figür sıcağı sıcağına böyle bir şey yapmakla tepkileri ve nefreti daha da arttırır.
Yeni nefret malzemelerini karşısındakilere altın tepsi içinde sunmuş olur.
Kısacası, yapacağı, bilime aykırı ve akla ziyan bir hamledir!
Meğer ki, erken kurultay tarihini ve istifasını açıklamış olsun! Yoksa daha da batar!
Değerli İzmirli Hemşerilerim ve Kamuoyumuzun Bilgilerine
Cumhuriyet Halk Partimiz’in maruz kaldığı “Mutlak Butlan” kararı ve takip eden süreçte yaşananlar herkesin malumudur. Bu sürecin Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş ve Cumhuriyetimizi kurmuş olan partimizde büyük zararlara yol açtığını görüyor ve anlıyorum. Özellikle son günlerde üst üste alınan ihraç kararları çok endişe vericidir. Dün, bir grup il başkanı ile birlikte İzmir İl başkanımızın görevden alınması İzmir’in siyasi iradesine yapılmış büyük bir haksızlık ve kabul edilemez bir yanlıştır.
Partimizin üyelerinden ve seçmeninden gelen siyasi iradenin hoyratça gözardı edilmesi, gelecek günlerde alınacak benzer kararların habercisi niteliğindedir. Ardı ardına alınan bu kararların olağan görülmesi ve kabul edilmesi mümkün değildir. Bu şartlar altında çıplak gerçeklerle yüzleşmemizin artık kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Partimizin normal demokratik yönetim ortamına en kısa zamanda kavuşması için hepimizin üzerine düşen sorumluluklar elbette vardır. Bugüne kadar ki tavrımla, söylemlerimle ve olağanüstü kurultay için imzamı vererek bu sürece elimden geldiğince katkı vermeye çalıştım.
Ancak anlıyor ve görüyorum ki iyiniyetli çabalarımız beklediğimiz süre içerisinde sonuç vermeyecek, bunun yanında pek çok parti üyemiz haksız ve hukuksuz bir şekilde hedef yapılmaya devam edilecektir. Ülkemizin her türlü kurgu, vesayet ve manipülasyondan uzak, halkımızın hakları ve refahı için çalışan bir Cumhuriyet Halk Partisine ihtiyacı olduğuna yürekten inanıyorum. Yaşamım boyunca bu mücadelenin bir parçası olmaya devam edeceğim. Ancak “ Mutlak Butlan CHP’si” bu mücadelenin çatısı değildir.
Bu kanaat ve düşüncelerle, büyük bir üzüntüyle ve bir gün geri dönebilme umuduyla Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ediyorum. Bundan sonraki süreçte bağımsız olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimi sürdürecek, şehrimize ve halkımıza tüm gücümle hizmet etmeye devam edeceğim.
Saygılarımla bilgilerinize sunarım.
ABD ile İran arasındaki anlaşmazlığın diplomasi yoluyla sonlandırılmasını memnuniyetle karşılıyorum. Arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan, Katar ve katkı sunan tüm tarafları kutluyorum.
Bu savaş hiç yaşanmamalıydı. Binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonların güvensizlik içinde yaşadığı, küresel ekonominin sarsıldığı bu çatışmanın yarattığı tahribat büyüktür. Başta Trump Yönetimi ve Netanyahu Hükümeti olmak üzere askeri seçeneği tercih edenlerin, bu ağır bedelin ortaya çıkmasındaki sorumluluğu göz ardı edilemez.
Bugün önümüzde bir fırsat penceresi açılmıştır. Bu pencereyi, Ortadoğu’nun bütününü kapsayan kalıcı ve adil bir barış mimarisine dönüştürmek için çalışma zamanıdır. Bu mimarinin anahtarı Filistin’dir. Gazze’deki insani trajedi son bulmadan, Filistin halkının meşru hakları güvence altına alınmadan ve iki devletli çözüm temelinde gerçek bir siyasi süreç başlatılmadan, bölgede kalıcı barıştan söz etmek mümkün değildir.
İsrail’i Gazze’de ve Lübnan’da uluslararası hukuka uymaya çağırıyorum. İran’ı da nükleer şeffaflık ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliği konularında yapıcı ve kararlı bir tutum benimsemeye davet ediyorum.
Türkiye, tarihi, coğrafi konumu ve diplomatik birikimi ile bu süreçte belirleyici bir rol oynayabilir ve oynamalıdır.
Ortadoğu’nun daha fazla savaşa ihtiyacı yoktur. İhtiyaç daha fazla diyalogdur. Bugün atılan bu adımın Filistin’den Lübnan’a uzanan kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir bölgesel barış sürecinin başlangıcı olmasını temenni ediyorum.
HALİL BEZMEN ARDINDA BİNLERCE TON DDT ZEHİRİ BIRAKARAK ABD'YE KAÇTI!
Paul Hermann Müller 1939 'da bulduğu ve DDT adını verdiği kimyasalın böceklere karşı çok etkili olduğunu açıkladığında bu haber, tüm dünyada devrim etkisi yarattı.
Zira DDT, o tarihlerde insanoğlunun en büyük baş belalarından sıtma sineği ve bitlere karşı çok etkiliydi. Tarımda da büyük üretim artışı sağlıyordu.
Hermann, bu buluşu nedeniyle 1948'de Nobel Ödülü'ne layık görüldü.
Ancak çok değil, sadece 22 yıl sonra bir başka bilim insanı, Rachel Carson, DDT'nin sadece böcekleri değil doğadaki tüm canlıları zehirlediğini kanıtladı.
Carson'a göre DDT, mucizevi bir ilaç olmadığı gibi, topraktan atılması uzun yılları bulan korkunç bir zehirdi.(Daha sonra 60 yılda atıldığı belirlendi.)
Acilen yasaklanması, hatta bir yerden başka yere nakledilirken olağanüstü önlemler alınması gerekiyordu.
DDT, 1972 yılından itibaren başta ABD olmak üzere tüm dünyada yasaklanmaya başlandı.
O yıllarda ve sonrasında DDT, ülkemizde yaygın olarak kullanılıyor, peynir ekmek gibi kolayca satılıyordu.
Beklenen yasağın 1985'de gelmesine karşın elde büyük stoklar bulunuyordu.
Bu fabrikalardan en büyüğü de Halil Bezmen'e ait Koruma Tarım İlâçları Fabrikasıydı.
Halil, "İSKİ Klor Yolsuzluğu"ndan yargılanırken ABD'ye kaçıp, New-York yakınlarındaki milyarderler semtinde bulunan bir malikanede yaşamaya başladı.
90'lı yılların ortasında ARENA'ya gelen bir ihbar üzerine fabrikanın Kocaeli'ndeki (Derince) depolarına giden ekibimiz, çinko tavanların yırtıldığını ve yağmur sularının DDT torbalarını patlatmış olduğunu görüntüledi. Durum çok vahimdi. Zehir çevreye yayılıyor, toprağa, suya ve atmosfere karışıyor ve yöre insanları DDT türevi olan BHC'li havayı soluyorlardı.(Yüzde 100 kanserojen olmasının yanı sıra Alzheimer'e de sebebiyet veriyor.)
Fabrika sonradan başka kişilere satıldı.
Ancak Halil'den devir alınan DDT stokları, torbalar ve varillerde durmaya devam ediyordu.
Yeni sahipleri depoları güçlendirdiler.
Bu arada gerek Kocaeli Barış Gazetesi'nden Uğur Enç kardeşimin, gerekse bizim ısrarlı yayınlarımız sonrasında stokların önce Almanya'da, sonra da İZAYDAŞ'ta imhasına başlanıldı. imha süreci, ancak 2 yılda tamamlanabildi.
Yani demem o ki; Halil'in o zehir stoklarını derme çatma baraka depolarda bırakıp kaçmış olması -canlılara verdiği zarar düşünüldüğünde- başlı başına- ÇEVRE FELÂKETİYDİ ve İNSANLIK SUÇUYDU...
Ancak bunun hesabı kendisinden sorulmadı.
(Halil'in hikâyeleri bitecek gibi değil. Şimdilik bu kadar...)
Sırtımda bir yağ bezesi vardı. Yıllar içinde büyüdü ve bilye büyüklüğüne erişti. Aldırmalıydım ama ihmal ettim. Sonuçta enfeksiyon kaptı ve kızararak ağr�� vermeye başladı.
Pazar günü Acıbadem Altunizade Hastanesi'ne gittim.
Karşıma gencecik bir estetik, plastik ve rekonstrüktüf cerrahi uzmanı çıktı. Adı Dr. Ayşe İrem İskenderoğlu...
Doktorum Vefa Lisesi' nden 2002 yılında mezun olduğunu söylediğinde nasıl gururlanıp sevindiğimi anlatamam.
O anda Vefa'da okuyan çocuklarımız için yaptığımız çabaların hedefine ulaştığını görmenin eşsiz hazzını yaşadım.
İrem kardeşim, sırtımdaki enfekte bölgeyi ameliyathanede mahir elleriyle opere etti ve birkaç gün içinde ağrılarımdan kurtuldum.
Ömrüm yettikçe Vefa Lisesi'ne ilgi ve desteğimi sürdüreceğim.
Çünkü bizde Vefa biter, vefa kalır...
(Not: Masraflarım özel sağlık sigortamca karşılandı.)
@ugurdundarTV Sayın Dündar; siz, ülkemiz çocuklarının maddî ve ma'nevî güzelliklerle yaşayabilmeleri için elinizden geleni -fazlasıyla- yaptınız. Ama maalesef ki, ülkemizin itibarına leke sürenler, durmak bilmiyorlar. Dünyânın gıpta etmesi gereken pırıl pırıl ülkemiz, ne hâllerde.. Yazık..
@ugurdundarTV Ülkemizin düşürüldüğü hâl çok üzücü. Sayın yöneticilerimizin en çok teveccüh etmeleri gereken konulardan birisi, budur.
Sevgi ve saygılarımla, millî değerimiz Sayın @ugurdundarTV 🇹🇷
@ugurdundarTV Millî kültürümüzün tek merkezi Türkiye; sahip olduğu ni'metlerle, doğal güzelliğiyle, maddî ve ma'nevî zenginliğiyle her şeyin en iyisini temsil etmeli iken bu kıymetli ülkenin değerli itibarına böyle zarar verilmesi çok üzücü. Allâh Te'âlâ, Türkiye'mizi korusun.
Sevgilerimle, 🇹🇷