NATO Ankara Zirvesi ve bize hatırlattıkları üzerine....
NATO Ankara Zirvesi bize yalnızca başarılı bir organizasyonu değil, aynı zamanda bir medeniyetin hafızasını da hatırlattı.
Türkiye, Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'yle dünya standartlarının yeniden tartışılmasına neden olacak ölçekte bir organizasyona imza attı. Her ayrıntısı titizlikle planlanan ve neredeyse sıfır hatayla yürüt��len bu zirve, yalnızca kurumsal kapasitemizi değil; devlet aklımızı, tarihî birikimimizi ve organizasyon kültürümüzü de ortaya koydu.
Bu zirve aslında sadece dünyaya değil, bize de çok şey anlattı.
Tarihçi Roger Crowley, 1453 adlı eserinde Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethettikten sonra yeni bir imparatorluk inşa ederken Bizans'ın imparatorluk mirasının bazı unsurlarını bilinçli biçimde Osmanlı siyasal sistemine dâhil ettiğini ifade eder. Bunların başında da törensellik, saray protokolü ve devletin görünürlüğünü temsil eden sembolik düzen gelir. Crowley bunu, Bizans'ın taklit edilmesi olarak değil; evrensel imparatorluk geleneğinin sahiplenilmesi ve yeni bir medeniyet anlayışı içerisinde yeniden yorumlanması şeklinde değerlendirir.
Gerçekten de at sırtında fethedilen coğrafyalardan taşınan Türk devlet geleneği, İslam medeniyetinin kurumsal birikimi ve İstanbul'un fethiyle devralınan şehir kültürü aynı potada birleşmiş; Doğu ile Batı'nın devlet tecrübeleri Osmanlı bünyesinde yeniden şekillenmiştir. Ortaya çıkan yapı, yalnızca askerî başarıların değil, aynı zamanda kurumsal zarafetin, devlet protokolünün ve medeniyet estetiğinin de taşıyıcısı olmuştur.
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde gördüğümüz tablo da bu uzun tarihî sürekliliğin günümüzdeki yansımasıdır.
Mehteran Bölüğü'nün tarihî ritmi, Yeniçeri temsilleri, atlı birlikler, modern Türk Silahlı Kuvvetleri'nin disiplini, Türk mutfağının özenle seçilmiş örnekleri, başkentin estetik hazırlığı ve Ankara halkının misafirperverliği yalnızca başarılı bir organizasyonun parçaları değildir. Bunlar, yüzyıllar boyunca oluşmuş devlet geleneğinin ve kolektif hafızanın görünür hâle gelmiş sembolleridir.
Bu nedenle Ankara'da sergilenen tabloyu sadece protokol başarısı olarak okumak eksik kalacaktır. Bu, devlet olma kültürünün ve medeniyet sürekliliğinin yeniden görünür hâle gelmesidir.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında ulus devletlerin kuruluş sancıları, ekonomik imkânsızlıklar ve ardından İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı küresel yıkım, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de tarihî devlet geleneklerinin uzun süre geri planda kalmasına neden olmuştu. Modernleşme zorunlulukları çoğu zaman tarihî hafızanın görünürlüğünü azaltmıştı.
Bugün ise şartlar değişmektedir.
Türkiye yalnızca ekonomik ve askerî kapasitesini değil; tarihsel devlet tecrübesini, diplomatik özgüvenini ve medeniyet hafızasını da yeniden uluslararası sahneye taşımaktadır. Bu anlamda "tarih geri döndü" ifadesi, geçmişe nostaljik bir özlem değil; tarihsel devlet kapasitesinin yeniden görünür hâle gelmesini anlatmaktadır.
NATO Ankara Zirvesi de bunun en somut örneklerinden biridir.
Zirve, başarılı bir organizasyon olmasının ötesinde; Türkiye'nin küresel güvenlik mimarisindeki ağırlığını ve diplomatik kapasitesini ortaya koyan güçlü bir stratejik gösterge niteliği taş��maktadır. Bugün Türkiye, savunma sanayiindeki atılımları, askerî kabiliyetleri ve çok boyutlu dış politikasıyla yalnızca uluslararası sisteme uyum sağlayan bir ülke değil; gerektiğinde gündem belirleyen ve denklemi etkileyen bir aktör hâline gelmiştir.
Ancak dış politikada başarı yalnızca verilen aile fotoğraflarıyla ölçülmez. Asıl ölçü, o fotoğrafların arkasında yürütülen müzakerelerin Türkiye'ye kazandırdığı somut stratejik sonuçlardır.
Yakın tarihimiz NATO ve Avrupa Birliği süreçlerinde yaşanan tecrübeler nedeniyle bize önemli bir ilkeyi sürekli hatırlatmaktadır: Uluslararası ilişkilerde kalıcı olan dostluklar değil, çıkarlardır. Bu nedenle olumlu atmosfer kadar stratejik ihtiyatı da korumak zorundayız.
Bugün müttefiklerimizin Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye'nin onlara duyduğu ihtiyaçtan daha görünür hâle gelmiştir. Bu durum ülkemize güçlü bir müzakere zemini sunmaktadır. Esas mesele, bu zemini millî çıkarlarımızı tahkim edecek kalıcı kazanımlara dönüştürebilmektir.
Türkiye'nin gerçek başarısı; zirvelere kusursuz ev sahipliği yapmasının yanı sıra bu zirvelerden egemenlik haklarını, ulusal güvenliğini ve millî devlet kapasitesini güçlendiren somut sonuçlarla ayrılabilmesidir.
Uluslararası siyasette güçlü fotoğraflar vermek önemlidir. Fakat tarihe geçen devletler, o fotoğrafların arkasını doldurabilen devletlerdir.
Günümüz diplomasisi artık yalnızca devletler arasındaki ilişkilerden ibaret değildir. Liderler arasındaki güven, kişisel diplomasi ve doğrudan iletişim de uluslararası siyasette yeni bir etki alanı oluşturmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllara dayanan uluslararası tecrübesi ve küresel ölçekte kurduğu liderlik ilişkileri, Türkiye'ye bu yeni diplomatik zeminde önemli bir hareket alanı kazandırmaktadır.
Önemli olan ise bugün elde edilen bu diplomatik avantajları geçici başarılar olarak değil; Türkiye'nin uzun vadeli stratejik çıkarlarını güçlendirecek kalıcı kazanımlara dönüştürebilmektir. Çünkü büyük devletler, yalnızca tarihi olan değil; tarihini geleceğe taşıyabilen devletlerdir....
KAMUDA ÜST YÖNETİCİLER İÇİN DE BENZER DÜZENLEME GEREKİYOR.
TBMM’ye sunulan kanun teklifiyle; 2018 yılında daire başkanı için getirilen 5 yıllık hizmet süresi kaldırılarak tekrar 10 yıla çıkarılması planlanıyor. Kamuda liyakat ve kariyer basamaklarının düzenlenmesi ve güçlendirilmesi açısından iptal edilerek eski uygulamaya dönülmesi oldukça önemlidir.
Ancak bu düzenlemeye benzer şekilde, iki hususta daha düzenleme yapılması gerekmektedir. Bunlardan ilki, genel müdürler için daha önce uygulanan 12 yıllık hizmet süresi şartının yeniden getirilmesidir. İkincisi ise kamu hizmetinin ve kamu yararının, sosyal devlet ilkesinin ayrılmaz bir parçası olduğu bilinciyle, genel müdürlerin kamunun içinden yetişmiş kamu görevlileri arasından atanmasına yönelik düzenlemenin hayata geçirilmesidir.
Kamu personel sisteminin daha hızlı, etkin ve kaliteli bir yapıya kavuşması amacıyla hazırladığımız raporda; hem kamu görevlilerinin kariyer beklentilerinin güçlendirilmesi hem de karar alma ve uygulama süreçlerinde görev yapan üst yöneticilerin, kamunun içinden yetişmiş kamu görevlileri arasından atanmasının önemini vurgulamıştık.
Sorunları biliyor ve çözümü sıralıyoruz. Geç kalmaya, tekrar tekrar tecrübe etmeye gerek yok…
GELİRDE ADALET, ÜCRETTE DENGE İÇİN KAMUDA REFORM ŞART !
Haziran ayı enflasyon oranı %0,99 , 6 Aylık enflasyon %17,76 ve enflasyon farkı %6,09 olarak gerçekleşti. Hakem Kurulu’nun %7’lik artışıyla birlikte kamu görevlisi ile emeklilerimizin maaş/ücret artışı toplam %13,52 olarak gerçekleşti.
En düşük kamu görevlisi maaşı (Hizmetli 15/1 - Bekar) 58.305₺’den 66.188 ₺’ye, 5434 sayılı Kanuna göre en düşük emekli aylığı ise 27.772 ₺’den 31.527 ₺’ye yükseldi.
Hakem Kurulu’nun 2,5 yıllık karnesinde özetle;
2024 yılının
▪️1. 6 ayında 4 ay
▪️2. 6 ayında 3 ay
2025 yılının
▪️ 1. 6 ayında 5 ay
▪️ 2. 6 ayında 3 ay
2026 yılının
▪️ 1. 6 ayında 2 ay
kamu görevlilerimiz ve emeklilerimiz enflasyona yenildi ve maaş/ücret artışları enflasyon farkıyla belirlendi.
🌑 Kamu işvereninin uzlaşmaz Hakemin umursamaz tavrı ve gerçeği sorgulamaya yetmeyen kararı nedeniyle kamu görevlisi ve emeklilerimizin alım gücü; ipi kopmuş uçurtma gibi enflasyon rüzgârında savruluyor.
İşveren ve Maliye tarafı; bu olumsuz tabloyu nominal değerler üzerinden karşılaştırarak tezyin edilmiş ifadelerle perdelemek yerine, gerçekleri görmeli ve alım gücü kaybını telafi etmelidir.
Masaya “olmaz”la gelen Hazine ve Maliye yöneticileri; paylaşımda adalete, ekonomik gerçeklere, market-pazar etiketlerine ve enflasyon altında ezilen memurlara artık gözlerini kapatmamalı.
Memur-Sen olarak, hayal olarak görülen bu karnenin gerçek olacağını defaatle dile getirdik, ısrarla altını çizdik, ikaz ettik. Haklı çıktığımız için değil, memurlarımız ve emeklilerimiz ekonomik olarak kaybettiği için sesimizi yükseltiyoruz.
▪️Yıl içerisinde sürekli yenilenen enflasyon hedefi gibi maaş/ücret artışları da adil şekilde yenilenmeli, Temmuz maaşları “Gelirde Adalet, Ücrette Dengeyi” sağlayacak şekilde Seyyanen Zamla iyileştirilmeli, kamuda ücret reformu gecikmeden yapılmalıdır.
@memetsimsek | @HMBakanligi@isikhanvedat | @csgbakanligi
Genç Birlik Ankara olarak, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Sayın Bilal ŞENTÜRK’ü, “Türkiye Yüzyılında Gençlik ve Devlet Vizyonu” başlıklı programımızda ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduk.
Sayın ŞENTÜRK’ün bilgi, tecrübe ve vizyonunu gençlerle buluşturduğu bu kıymetli programda; Türkiye Yüzyılı hedefleri, kamu yönetimi, devlet vizyonu ve gençliğin gelecekte üstleneceği rol üzerine verimli bir istişare gerçekleştirdik.
Katılım sağlayan tüm misafirlerimize ve değerli katkılarından dolayı Sayın Bilal ŞENTÜRK’e teşekkür ediyoruz.
Çalışma Arkadaşımız Selami Ünal’ı Hakk’a Uğurladık.
Çalışkanlığı, güler yüzü ve mütevazı kişiliği, yardımseverliği ve vefasıyla kurumumuzda iz bırakan; Selami Ünal’ı daima güzel hatıralarla anacağız.
Aynı zamanda Memur-Sen Arama Kurtarma Ekibimizin fedakâr üyelerinden olan Selami Ünal, özellikle 6 Şubat depremleri başta olmak üzere milletimizin yardımına ihtiyaç duyduğu her anda tereddütsüz şekilde sahaya koşmuş, zor zamanlarda umut olmak için gayret göstermiştir. Gösterdiği özveri, adanmışlık ve insan hayatına verdiği değer, onun ardında bıraktığı en kıymetli miraslardan biri olacaktır.
Aramızdan ayrılışı bizleri derinden üzmüş olsa da geride bıraktığı güzel ahlakı, emekleri, fedakârlıkları ve insanlığı hafızalarımızda yaşamaya devam edecektir.
Merhuma Cenab-ı Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarımıza ve tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
📌 *Eğitim-Bir-Sen*
Sözleşmeli Öğretmenlerin Kadroya Geçirilmesini Sağlayan SENDİKADIR (2011)
🛎️ H A T I R L A Y A L I M …
📝 Kurum İdari Kurulu Kazanımlarımız
✍🏻 Ekim 2009 KİK’te sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi için talepte bulunduk; 04.06.2011 yılında çıkartılan 632 sayılı KHK ile bu talebimiz gerçekleşti ve sözleşmeli öğretmenler kadroya geçti.
🎯 O kazanım da BİZE ait.
✅ İyi ki Eğitim-Bir-Sen Var
@EgitimBirSen
🙋🏻 H A Y I R L I C U M A L A R
D İ L E R İ M
Gündeme gelmek ve gündemden düşmemek için kullandığınız dil, sendikal alanın güçlenmesi ya da sorunun çözülmesi değil "sorunu biliyorum" güzellemesidir.
Toplu sözleşme masasında, Hakem Kurulu sürecinde Maliye'nin dibinde, Meclis'in önünde buluşan kitlenin sesini; her platformda, buluşmada ve toplantıda gündeme getirilen adaletsizliği "kısık ses" diye alıntılamak gerçeğe gözünü kapatmaktır.
Tek taraflı düzenlemelerin ve sosyal diyaloğu zayıflatan eylemlerin sonucunda oluşan/oluşturulan fotoğrafın sorumlusunu işaret ederken sendikal alandaki eşitsizlikleri görerek "sonuç kadar süreci de irdeleyerek" ve düzeltilmesi için irade göstererek hareket edilmeli...
Memur sendikalarında Memur – İşçi ayrımının getirdiği riskler
Memur sendikacılığında en sıkıntılı konulardan birisi de aynı işi aynı ortamda statü farkından dolayı farklı maaşlarla yapan personelin olmasıdır.
Hatta bazen daha düşük vasıflı işler daha yüksek ücretlerle işçilere yaptırılmakta ve durum da ister istemez tepkilere yol açmaktadır.
Memur sendikaları kısık sesle de olsa bu durumu zaman zaman dile getirebilmektedir. Tolu sözleşme sürecinde işçilerin daha yüksek zam almaları da memur sendikalarını sıkıntıya sokabilmektedir.
Emeğin Örgütlü Gücü 31 Yaşında..
31 yıldır emeğin onurunu, hakkını, hukukunu; milletin değerlerini ve insanlığın ortak vicdanını savunan büyük bir yürüyüşün adıdır #MemurSen.
Bir avuç inanmış yüreğin başlattığı bu kutlu mücadele; bugün milyonların umuduna, kamu görevlilerinin güvencesine, emek hareketinin en güçlü adresine dönüşmüştür.
Memur-Sen; sadece ücret ve özlük hakları için değil; adalet için, özgürlük için, insan onuru için, mazlumların sesi olmak için mücadele eden bir medeniyet hareketidir.
Kurucu Genel Başkanımız merhum Mehmet Akif İnan’ın emanet ettiği dava bilinciyle; 31 yıldır alın terini savunan, emeğin, insani değerlerin ve millet iradesinin yanında durmanın mücadelesini veriyoruz.
Bugün 1.130.000’i bulan üye sayımız, dinamik teşkilat gücümüzle; geçmişimizin birikiminden, kardeşliğimizin dayanışmasından ve ortak ideallerimizden aldığımız güçle, yerelden evrensele daha büyük hedeflere yürüyoruz.
Bu büyük yürüyüşe emek veren, alın teri döken, ömür adayan tüm teşkilatlarımıza, sendikalarımıza, üyelerimize ve dava arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.
31 yıldır aynı inançla, aynı kararlılıkla;
Hakkın yanında, emekçinin safında, milletimizin hizmetindeyiz.
Yaşasın emek mücadelemiz,
Yaşasın dayanışmamız,
Yaşasın Memur-Sen.
#MemurSen31Yaşında #EmeğinÖrgütlüGücü
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎MANZARA-İ UMUMİYE ZİYADESİYLE İBRETLİK BİR HAL ALMIŞTIR!▪︎▪︎▪︎
“O sendikayı fetöcüler kurdu. Vekil,
...., kurucu genel başkanın ceza almaması için kefil oldu, cesaretleri varsa çıkıp yalanlasınlar.”
“Rakı parasını sendikadan karşılayan daha ne yapmaz ki? Onca suçlama karşısında ben böyle bir şey yapmadım, ispat etmeyen şerefsizdir, haysiyetsizdir demiyor.”
“Genel Başkan, fetöcü değilim diye dava açmadı, benim bilgilerime nereden ulaştın, diye dava açtı.”
“Üyelerini PKK’lı diye yaftalayan bir sendika başkanı düşünülebilir mi?”
“Temsil hakkı ve ek ders ödemesi dört ay öncesine kadar 50.000 lira ödeniyordu, benim teklifim ve talebimle 10 bine indirilmiştir.”
“MHP Bolu İl Başkanı, Türk Sağlık-Sen Bolu Şube Başkanının görevden alındığını duyurarak, liderine sadık olmayan hiçbir kimseyle yolculuğumuz yok, dedi.”
…
Ülkemizde, memur sendikacılığının, acilen ele alınması gerektiği, gecikilmesi halinde sendikacılığın, telafisi mümkün olmayan şekilde zarar göreceği ile ilgili tespitimizde ne kadar haklı olduğumuz anlaşılmıştır sanırım.
Büyük laflar ettiler. Fark edilebilmek için en galiz küfürler, iftira ve çarpıtmalarla saldırdılar. Bizim üzerimizden kendilerini ifade etmeye çalıştılar. Eleştiri adına, yaptıklarımızı değersizleştirmeyi denediler. Ortaya bir şey koyamadılar ve artık kendi sicillerinde boğulma evresine sürüklendiler.
Seviyeli olacaklardı, ilk sınavda çakıldılar. Temiz dil kullanacaklardı, eğitimcilerin yüzünü kara çıkaracak manzaralar sergilediler. Apolitik olacaklardı, muhalefet vekillerinin önce oyuncağı sonra da maskarası oldular.
Şeffaf olacaklardı, maaş bordrolarını yayınlıyor, temsil hakkı, ek ders vs. başka hiçbir ödeme almadıklarını ilan ediyorlardı. Gördük ki kamuoyunu yanıltmışlar, dürüst davranmamış, açık açık yalan söylemişler.
En ibretlik olanı ise, bize yıllar yılı, “sendikamsı yapı” diye saldırıp, camiamızın bütün vakıf, dernek ve teşkilatlarını “sakıncalı” ilan edenlerin içine düştükleri acınası durumlarıdır.
Şimdi kamuoyu, eylem kararı alması yasaklanan, aldığı eylem kararı iptal ettirilen, şube başkanının parti il başkanı tarafından görevden alınabilen hilkat garibesi bir yapıyı görüyor ve hayretle izliyor.
Bütün bunlar olurken biz ise, bir taraftan ülkemizdeki sendikal gündemi belirliyor diğer taraftan Cenevre’de bir katliamcıyı susturmak için fitili ateşliyor; bakanlık, işveren ve emek kesimi temsilcilerini harekete geçiriyorduk.
Seviyesizliği ve açmazları ile sürekli bölünen, üyesinin iradesini genel yönetim kurulu üyeliği için pazara çekip satışa çıkaran, bir partinin iç kargaşasında taraf olup siyaset yapan ve siyasetin esiri olanlara inat;
Yakında başlatacağımız yeni eğitim hamlesiyle, uluslararası sempozyum ve diğer etkinliklerle bir sendika, seçim sürecinde bile üreterek nasıl kardeşlik ve eğitimci duruşu ile yönetiyor kamuoyuna göstereceğiz.
Bizi izlemeye ve farkımızı fark etmeye davet ediyorum.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]@EgitimBirSen
📍Cenevre
İLO Genel Kurulu
🎙️4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu Değişmelidir
Sendika yasamızın uluslarası normlara uygun hale gelmesi ve sendika özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan grev hakını da içeren bir hüviyete kavuşması en önemli mücadelemizden biridir.
ILO’nun 114.Çalışma Konferansında talebimizi kürsüden dile getiren, emekçiler adına 2026 Türkiye Delegesi ve Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’a teşekkür ediyorum.
#ILC2026
Enerji Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı, kıymetli dava ve mücadele arkadaşımız Mustafa Daşdan, Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.
Ömrünü emek mücadelesine, sendikal harekete ve değerler eksenli bir duruşa adayan Mustafa Daşdan; gayreti, samimiyeti ve hizmetleriyle daima hayırla yâd edilecektir.
Merhuma Cenab-ı Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, Enerji Bir-Sen camiasına ve Memur-Sen ailemize sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Rabbimiz mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Başımız sağ olsun.
Bazı insanlar vardır; çalışma arkadaşından öte, hayatınızın bir parçası olur. Mustafa kardeşimiz de benim için böyle bir insandı.
Yıllar boyunca aynı davaya, aynı emeğe ve aynı mücadeleye omuz verdik. Birlikte sevindik, birlikte yorulduk, birlikte nice hatıralar biriktirdik. Her zaman güler yüzüyle, samimiyetiyle, dostluğuyla ve vefasıyla gönüllerimizde müstesna bir yer edindi.
Vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrendim. İnsanın bazen söyleyecek sözü bulamadığı anlar olur; bugün de o anlardan birini yaşıyorum. Çünkü sadece bir çalışma arkadaşımızı değil, güzel bir dostu, kıymetli bir yol arkadaşını uğurluyoruz.
Mustafa kardeşimizin bıraktığı güzel izler, hatıralarımızda ve dualarımızda yaşamaya devam edecek. Onu daima hayırla, muhabbetle ve güzel hatıralarla yâd edeceğiz.
Rabbimden merhum kardeşimize rahmet, mağfiret ve cennet-i firdevs niyaz ediyorum. Başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına, dostlarına ve teşkilatımıza sabır diliyorum.
Mekânın cennet olsun Mustafa kardeşim… Seni unutmayacağız.
Başımız Sağ Olsun
Sendikamızın kıymetli Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Daşdan’ın vefatını derin bir teessür ve büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Samimiyeti, çalışkanlığı, mütevazılığı ve sendikal mücadelemize sunduğu değerli katkılarla gönüllerimizde müstesna bir yer edinmiştir.
Merhum Mustafa Daşdan’ın ardından duyduğumuz acı tarifsizdir. Ancak geride bıraktığı hizmetleri, hatıraları ve emekleri daima yaşayacak, teşkilatımızın hafızasında saygı ve minnetle anılacaktır.
Merhuma Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına, teşkilatımıza ve tüm Enerji Bir-Sen camiasına sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
📌 *Eğitim-Bir-Sen*
Proje Çalışmalarına Ek Ders Ücreti Ödenmesini Sağlayan SENDİKADIR (2010)
🛎️ H A T I R L A Y A L I M …
📝 Kurum İdari Kurulu Kazanımlarımız
✍🏻 Nisan 2010 Kurum İdari Kurulu toplantısında aldırdığımız kararla Bakanlığın düzenleme yapmasını sağlayarak, TÜBİTAK koordinesinde yapılan proje çalışmaları kapsamında yapılan görevlerin “Ders Dışı Eğitim Çalışmasına” dâhil edilerek görev alan öğretmenlere ek ders ücreti ödenmesini sağladık.
🎯 O kazanım da BİZE ait.
✅ İyi ki Eğitim-Bir-Sen Var
@EgitimBirSen
🙋🏻 H A Y I R L I C U M A L A R
D İ L E R İ M
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ İLE İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLÜ İMZALADIK
Kocaeli Üniversitesi ile Memur-Sen olarak sendikal alan başta olmak üzere ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştireceğimiz proje, organizasyon ve eğitimlere yönelik iş birliği protokolü imzaladık.
Kamu görevlileri sendikacılığı açısından önemli bir işlev görecek yeni bir projeyi birlikte hayata geçireceğiz.
Kocaeli Üniversitesi Rektörü Sayın @NuhZaferCanturk ile birlikte imzaladığımız protokol hayırlı olsun.
@NuhZaferCanturk@kou92official
Er Şehit Ailelerimizin ve Gazilerimiz için kurulan komisyondaki Emsal çalışmalarını en kisa zamanda tamamlanmasını dile getirdik
Temsilcik Başkanımız çalışmaların takipcisi olduğunu dile getirdi
@tcailesosyal@MahinurOzdemir@hulusiakarmedya@GazilerVakfi
Gazze’deki soykırım, mevcut düzenin neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu çok net bir biçimde göstermiştir.
Eğer bir sistem kuvözdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa bu, yapısal bir çürümedir.
Bu tablo, ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz halidir.
Küresel sistemde yaşanan kriz, evvelemirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir.
Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze’ye bakmak yeterlidir.
Son 2,5 yılda 73 bin Filistinli İsrail saldırılarında can verirken yaralananların sayısı 172 bini geçiyor.
Dün Suriye ve Gazze’de, bugün Batı Şeria ve Lübnan’da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir?
Dahası kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem krizi karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?
Bizim dünya beşten büyüktür şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan, çok net söylüyorum, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir.