Blockchain (Blok Zinciri), işlemlerin merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymadan, kriptografik yöntemlerle güvence altına alınarak bloklar halinde kaydedildiği ve birbirine zincir şeklinde bağlandığı dağıtık dijital kayıt teknolojisidir. Bu yapı sayesinde veriler şeffaf, değiştirilemez ve ağdaki tüm katılımcılar tarafından doğrulanabilir. Blockchain; kripto paralar, akıllı sözleşmeler, dijital kimlik, tedarik zinciri ve birçok farklı alanda güvenli veri paylaşımı ve işlem gerçekleştirmek için kullanılmaktadır.
DOGE (Dogecoin)
2013 yılında geliştirildi.
Kendi blok zincirine sahip bir coindir (token değildir).
Proof of Work (PoW) konsensüs mekanizmasını kullanır.
Scrypt algoritması ile madenciliği yapılır.
Blok süresi yaklaşık 1 dakikadır.
Litecoin ile merged mining (birleşik madencilik) destekler.
Maksimum arz sınırı yoktur; her yıl yaklaşık 5 milyar DOGE dolaşıma eklenir.
Düşük işlem ücretleri ve hızlı transferleriyle öne çıkar.
Mikro ödemeler, bahşiş sistemi ve ödeme aracı olarak kullanılabilir.
Asıl soru şu. Dolandırıcılıktan bir çok sabıkası olan bir adama bu millet bildiği halde nasıl bu kadar güvendi.
Hemde para konusunda.
Ders niteliğinde bir konu?
Hüseyin Can ı herkese sordum iyi biriymiş. Genelde seviliyor. Genç yaşta büyük bir makama getirenler bu arkadaşı yakmış gibi. Siyaset gün geçtikçe kirleniyor.
Yargılamanın tutuksuz olması gerekiyor.
Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner tutuklandı.
Oysa gözaltı kararı verildiği anda yurt dışındayken hemen Türkiye’ye dönen, çağrıldığı her an gidip ifadesini verecek, görevinin başında olan bir belediye başkanından söz ediyoruz. Evinde yapılacak aramalar için yedek anahtarını dahi teslim edecek kadar sürece açık ve şeffaf davrandı…
Soruyorum; kaçma şüphesi nerede? Delilleri karartma ihtimali nerede?
Deliller ortada. Belgeler ortada. Hiçbiri bir yere kaçmıyor.
Tutuksuz yargılama mümkünken neden kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran en ağır tedbire başvuruluyor?
Unutulmaması gereken temel ilke şudur:
Tutukluluk bir tedbirdir ve cezaya dönmemelidir.
Yalnızca başka hiçbir tedbirin yeterli olmayacağı zorunlu hâllerde başvurulabilecek son çaredir.
Bugün ise ne yazık ki son çare olması gereken tutuklama, ilk tercih hâline getiriliyor.
Oysa tutuklulukta geçen tek bir saatin bile telafisi yoktur. Kaybedilen zamanı hiçbir mahkeme kararı geri getiremez. Ailelerin yaşadığı acıyı hiçbir gerekçe ortadan kaldıramaz.
Adalet; özgürlüğü kolayca elinden almak değil, hukuk devletinin güvencesi altında adil yargılamayı sağlamaktır.
Hüseyin Başkanın yanındayız.
FETÖ kumpasıyla Genelkurmay Başkanı olması engellenen, FETÖ’ye karşı koyarak duruşma günü mahkemeye gitmeyen ve adliye üzerinden F-16 uçurarak akıllara kazınan, “Erkekseniz gelin alın beni!” diyerek meydan okuyan Emekli Orgeneral Saldıray Berk Paşamızı vefatının 2. yılında saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
Bir gün Saldıray Paşa, helikopterle bölgedeki karakolları denetlemeye çıkar. Ancak bu seferki rotası önceden bildirilmemiştir. Hiç hesapta olmayan, kuş uçmaz kervan geçmez, oldukça yüksek rakımlı küçük bir üs bölgesine ani bir iniş yapar.
Pervane rüzgarı dinerken kapı açılır, Paşa aşağı iner. Tabii karakoldaki askerler ve genç teğmen şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez. Hazırlıksız yakalanmanın verdiği o meşhur askerlik gerginliği havada asılı kalır.
Paşa, karakolu gezmeye başlar. Her köşeye bakar, her askerin gözünün içine bakarak hal hatır sorar. Bir ara mevzilerden birine yaklaşır ve oradaki nöbetçi askere döner:
“Evlat,” der, “Burası çok soğuk, kumanyanız tam mı? Isınıyor musunuz?”
Asker “Sağ olun komutanım, her şeyimiz tam!” diye tekmil verir. Paşa gülümser, ama bir eksiklik fark etmiştir. Teğmene döner: “Evlat, bu çocukların çayı nerede? Bu soğukta çaysız nöbet mi olur?”
Teğmen kekeleyerek, “Hemen demletiyorum komutanım,” derken Saldıray Berk elini kaldırır: “Dur, ben demleyeceğim. Siz geçin şöyle.”
Saldıray Paşa, bizzat mutfağa (veya o anki imkanlarla ocağın başına) geçer. Yanındaki korumalarını ve karakol personelini şaşkına çevirerek çayı demler, bardaklara doldurur ve nöbetçi askerlere bizzat kendi elleriyle götürür.
O gün o karakolda sadece bir denetleme yapılmamış, koca bir Ordu Komutanı, en uçtaki askeriyle aynı bardaktan çay içmiştir. Bu olay kısa sürede tüm bölgeye yayılır. Askerler arasında Saldıray Berk ismi, sadece “disiplin” değil, aynı zamanda “sırtını yaslayabileceğin bir dağ” anlamına gelmeye başlar.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.🇹🇷
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu eski performansını yakalamış gibi. Numan Kurtulmuş u köşeye sıkıştırıyor. Can Atalay’ın serbest bırakılmasını sağlarsa sahaya yeniden inmiş olur.
Muhsin Yazıoğlu davası çok önemli. Karanlıkların üzerine ilk kez bu kadar kararlı gidiliyor.
Fetö ve devlete paralel tüm yapıların siyasi ve iş dünyası ayaklarına da girilmesi umuduyla. 👏