Sana,şimdi,yeni doğmuş gözlerimle baksam..hiç yasını tutmamış gibiyim zamanın,tarumar olan ellerim değilmiş sanki ve ben hiç yanılmamışım gibi işlerde.Temize çektin beni iyi mi,sesini sözünü aldım.saklayacağım ey uzağın bilinmez sahibi.
Çok ironik.
Oksitosin hayatta kalmak ve genleri devam ettirmek için evrildi. Anne ve yavru arasında, sonra birey ve başka birey arasında, birey ve içinde bulunduğu grup arasında güven ve sevgi bağı kurmak için var.
Ama videoya bakınız. Oksitosin ölmesinin sebebi. Onu hayatta tutmak için gerekli kimyasal onun ölmesine yol açıyor. Artık bağ kurmaması gereken bir şeyle bağ kurduğu için genleri kayboluyor.
Genler kimden devam ediyor; güven kırılabilenlerden, sevmeyi bırakabilenlerden, bağları zayıflayabilenlerden. Sadece doğru şekilde bağ kuranların genleri devam ediyor. Dolayısıyla oksitosinin bu işlevi de sonraki nesle aktarılmış oluyor.
Yani, bağ kurması gereken şeyler varken tüm bağı tek bir şeyle kurmak; güveni kırılması gerektiğinde hala güvenmeye devam etmek; sevmeyi bırakması gerektiğinde sevmeyi sürdürmek bir hatadır. Bu hata evrimin sizi elemesine yol açar.
Düşük oksitosin; yalnızlık hissidir. Doğru kişilerle doğru bağları kurmazsanız; elde kalan az bağıntıya beyin aşırı anlam yükler. Yani aile, arkadaş, sevgili, toplum konusundaki bağları dikkate almaz da tek bir şeyi aşırı severseniz; tüm oksitosin kaynağınız o olur. Bu bir evcil hayvan ya da bir türlü unutulamayan sevgili ve hatta futbol takımı da olabilir.
Böylece beyin; o tek bağı kaybetmeye aşırı duyarlı olur. Gittikçe artan oksitosin ihtiyacını karşılamaya o tek şey yetmez. Çünkü sosyal beyniniz için bağlanmanın tek yolu, tek ihtiyacı yoktur. Sonuçta da bir şeye muhtaç şekilde bağlanır ve her şeyinizi ona adarsınız. Evrim böyle kişilerin genlerini eler.
Çağımızdaki hızlı değişim ve Sistem; aile ile alttan gelen neslin bağını kopardı. Sosyal medya insanlığı tek bir gruptan çıkarıp devasa bir alana attı. İlişkilerin yerini flörtler ve sonsuz deneme-yanılma yöntemleri aldı. Bağ kurmak kaybolunca herkes tutarsız ve saplantılı bağlandığı şeyler icat etti.
Herkesin güvenme ihtiyacı var ama ortada güvenecek bir şey yok. İhtiyaç öyle bir yere ulaşıyor ki artık en güvenilmez olana güveniyorsun. Normalde; güven kırıldığında kişinin uzaklaşması gerekir. Ya da bir yerde “neden sadece tek bir şeyle bağ kuruyorum” diye düşünmesi gerekir. İnsanlar çaresizlikten bununla yüzleşemiyor ve uygunsuz hale gelmiş bağlanma yöntemini kimliği hale getirip sürekli onu savunan bir yaşam tarzına bürünüyor.
uykunun yasal sınırlarından çıktık
Biricik uykusuzluğumuzdayız.
Belki içimizde halen
Daha kendine bir yer bulamamış,
Yersiz bir sıkıntı vardır..
Huzur nerde,kimde kaldı tanınmaz yaratık..
bir yanlışı düzeltir gibi sevmiyorum seni
acı bir gerçeği tattım sende
Sevgiler,
peyda olacak enkazlardan kurtulmak için mi var,
yoksa enkazın müsebbibi mi onlar,
tavuk mu yumurtadan çıktı yumurta mı tavuktan albayım.
Konumuza dönecek olursak albayım,
konunun ne kadar sıradan olduğunu görürüz.
Bi Umut Sarıkaya var albayım,
hepimiz aynı insanız
yetiştiriyor albayım.
Hayallerden uyandırıyor. Gerçekler var!
Başkalarının uygulamaya çalıştığı tatsız ölçütler, gerçekler... Gerçekle her karşı karşıya gelişimde,
onu ilk defa görmüş gibi yapıyorum albayım,
tanımazlıktan geliyorum.
Tanımamazlıktan gelirsem tanırım çünkü.
görüntüdeki kedi
kedinin yapış yapış tüyleri, ıslak burnu ayakları,
yani kendini eriten vasat bir anı
içimde metal bir hüzün garip sesler çıkarıyor
gemi batıyor diyor örneğin, daha bir sürü şey..altay öktem
içimde seni taşıyan bir adam üşüdükçe atkısını sarıyor boynuna; boynu kıldan ince ortalama bir dizeden daha uzun, terkedilmiş bir kadından daha sarı, daha ölü, daha az... tutulmuş bir dileğin tutulmadan önceki hali,kırılmış bir aynanın kırılmadan önce
gösterdiği son görüntü gibi
"muhakkak ki su kolay bulduğu yerden akar"...öyle midir?..insanın kendi gerçeğinden kaçmasını ele alırsak öyle
..haa konu biraz da suyun mukavemetiyle ilgili.