Birleşmiş Milletler 81’inci Genel Kurulu marjında düzenlenen etkinlikte “İklim Eylemi” ve “Adil Geçiş” konularını ele almak üzere bir toplantı gerçekleştirdik.
İklim hedeflerimizi toplumsal ve ekonomik gerçeklerle buluşturamadığımız her öneri, başarısızlığa mahkûm olacaktır.
Ülkelerin refahını güçlendirecek adımların, kendi şartları, imkânları, kalkınma öncelikleri doğrultusunda şekillenmesi gerekiyor.
Finansman ve teknolojiye erişimdeki eşitsizlikler sürerken bütün ülkelerden aynı hızda ilerlemelerini beklemek gerçekçi değildir.
İklim hedefleriyle kalkınma ve refah arasında güçlü bir bağ kurabildiğimiz ölçüde adil geçişi de kalıcı hale getirebiliriz.
Adam iyi kapak yapmış
“Netanyahu’nun BM’de konuştuğu gün Zohran Mamdani, Gazze’den zorla ayrılmak zorunda kalan ya da ailesini kaybeden Filistinlileri evinde ağırladı.
Başkanlık konutunun bahçesine onlarla birlikte bir zeytin ağacı dikti.”
🇨🇦 Kanada Lideri Elizabeth May, yaptığı sert konuşmayla dünya gündemine damga vurdu:
"Barışın düşmanının kim olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki onun bir adı Binyamin Netanyahu"
Videonun yayılması için RT yapmayı unutma!
#Kanada#Netanyahu#Gaza#FreePalestine
Birleşmiş Milletler kürsüsü, katliamların ve savaş politikalarının meşrulaştırılacağı bir alan değildir!
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun BM 81. Genel Kurulu’nda; Gazze’de yaşanan ağır insani tabloyu yok sayan, 70 binin üzerinde masum insanın hayatını kaybettiği yıkımı aklamaya çalışan ve Türkiye başta olmak üzere kendisini protesto eden ülke temsilcilerini hedef alan küstah dili asla kabul edilemez.
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu diplomatik heyetlerin salonu terk ederek ortaya koyduğu tepki, uluslararası hukuku ve insanlık onurunu hiçe sayan bu zihniyete verilmiş tarihî bir yanıttır.
Netanyahu dün boş kalan salona konuşmuştur. Çünkü kendisi, insanlık vicdanında zaten mahkûm olmuştur.
Açık ve net ifade ediyorum:
İç politikadaki görüş ayrılıklarımız ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletimizin, BM kürsüsünden bir savaş suçlusu tarafından hedef alınması kabul edilemez!
Cumhuriyet Halk Partisi, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini sadece bir söylem değil, dış politikasının vazgeçilmez temeli sayar.
Bizim safımız bellidir:
Biz; ezilen, bombalanan, yaşam hakkı gasp edilen Filistin halkının, barışın ve adaletin yanındayız.
Dünya, şiddetin ve işgalin normalleştirilmesine teslim olmamalıdır.
Filistin meselesinin kalıcı çözümü; uluslararası hukuk çerçevesinde, 1967 sınırları esas alınarak, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması ve iki devletli çözümün derhal hayata geçirilmesidir.
Tarihsel sorumluluğumuzun gereği olarak bir kez daha haykırıyoruz:
Filistin halkı yalnız değildir.
Bu katliamların failleri ve sessiz kalanlar, günü geldiğinde uluslararası adalet önünde mutlaka hesap verecektir!
Mart 2010’da Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin oy oranı bir araştırmada yüzde 29,9’du.
Ardından Deniz Baykal bir kaset komplosuyla CHP Genel Başkanlığından ayrıldı.
Aradan 16 yıl geçti.
Bugün o CHP’nin kalıntıları üzerinde siyaset yapan iki ayrı yapı var. GENAR’ın Eylül araştırmasına göre birinin oyu yüzde 21,6, diğerinin yüzde 6,6.
Yani 16 yıl, bölünme, yeni genel başkanlar, yeni partiler, onca kavga gürültü… Toplayınca bile Baykal dönemindeki tek CHP etmiyor.
Eğer amaç Deniz Baykal’ı tasfiye etmek, CHP’yi parçalamak ve onun yürüdüğü çizgiden uzaklaştırmak idiyse, ortaya çıkan tabloya bakınca bunu başardıklarını söylemek mümkün.
Peki bugün “gerçek CHP biziz” diyerek siyaset yaptığını söyleyenler hiç sormuyor mu:
Biz bu pisliği bunca yıldır niye yedik ve hâlâ niye yiyoruz?
Deniz Baykal, siyasi rakibinin önündeki yasağın kaldırılmasına destek verirken bir kişiyi değil, milletin sandıkta ortaya koyduğu iradeyi savunmuştu.
Çünkü ona göre demokrasi, yalnız kendi seçmeninin iradesine sahip çıkmak değildi.
Ama kendisi bir komployla karşı karşıya kaldığında aynı demokrasi hassasiyeti onun için gösterilmedi.
Milletin iradesinin arkasında duran Baykal, sıra kendisine geldiğinde yapayalnız kaldı.
16 yıl sonra geriye dönüp bakınca insanın sorması gereken belki de en basit soru şu:
Değdi mi?
Quo vadis CHP?
Nereye?
Açıkçası beni en çok şaşırtan Ürdün Kralı Abdullah'ın BM'de yaptığı konuşma oldu. Sadece bu bile İslam coğrafyasında önemli bir değişikliğin işareti:
➖“Bu salondaki hiç kimse, bu emellerin Filistin’le sınırlı kalacağını düşünmemeli. Mevcut İsrail hükümetinin yayılma iştahı artık bölgesel bir tehdit. Bugün Suriye’de yaşananlar ise uluslararası toplumun görmezden gelmeyi seçtiği bir uyarı.
Tekrarlanan sınır ötesi askerî müdahaleler, adım adım toprak genişletme ve hayati su kaynaklarının çevresi de dâhil olmak üzere sahada yeni oldubittilerin dayatılması… İsrail, hesaplanmış adımlarla ne kadar ileri gidebileceğini sınıyor. Uluslararası toplum her göz yumduğunda, İsrail daha da ileri gidebileceğini öğreniyor; sınırları aşıyor, hukukun koyduğu sınırları çiğniyor.”
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL
🚨SON DAKİKA ACİL
🆘Doktor Hussam Ebu Safiya yaklaşık 2 yıldır terörist İsrail zindanlarında hapis. Sağlık durumu çok kötüleşti. Nefes almakta ve konuşmakta zorlanıyor. Onu kurtarmalıyız. 😢
Lütfen destek olun!🏷️👇
#FreeDrHussamAbuSafiya yazıyoruz
#sondakika
الله لا يسامح ولا يغفر لكل من سيتجاوز هذه التغريدة دون أن يلتفت لمعاناتنا.
نحن في غزة نناشدكم باسم الدين والإنسانية: مدّوا لنا يد العون، وتحدثوا عنا وانقلوا صوتنا إلى كل مكان. والله إننا مستضعفون، لا حول لنا ولا قوة، ونتعرض لأشد أنواع الظلم والتجويع والتنكيل.
لا تتركونا وحدنا.
Bu gidişle belediyeleri kapatsak memleket için daha hayırlı olacak.
Yerel seçim yapıyoruz.
Partiler milyonlar harcıyor, adaylar meydan meydan geziyor, seçmen sandığa gidip bir partiye ve adayına oy veriyor.
Sonra seçim bitiyor, belediye başkanı bavulunu alıp başka partiye geçiyor.
Madem seçmenin verdiği oyun siyasi adresi seçimden sonra bu kadar kolay değişebiliyor, biz yerel seçimi niye yapıyoruz?
Üstelik belediyeler yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla, makam gücünün kötüye kullanılması tartışmalarıyla da gündemden düşmüyor.
Vatandaşa hizmet için mi varlar; yoksa vatandaşı gelir kaynağına çevirip kendilerine hizmet etmek için mi?
Ekrem İmamoğlu yaptığı yolsuzluklardan tutuklu siyasi bir meftadır. Savcı karşısına çıktığında kendisini savunamayıp güneşi balçıkla sıvamaya çalışan çukurdur...