Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne yönelik katliamları öylesine acımasızdı ki, küçük çocukların bile vahşice öldürüldüğünü gören Birleşmiş Milletlerin o dönemki en yüksek rütbeli askeri bile “Ben daha önce böyle bir vahşet görmedim” demişti.
Rum vahşetini anlatan videomuzun bu bölümünde Rum teröristlerin okul çağındaki soydaşlarımızı nasıl toplu halde katlettiklerini şahitlerin anlatımıyla yayınlıyoruz.
Kıbrıs Türkü’ne yapılanları unutmayacağız, unutturmayacağız! 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
We have not forgotten and we will never forget or allow others to forget the brutal and barbaric massacres committed against the Turkish Cypriot people by the Greek Cypriot terrorist organization EOKA and its supporters.
Greek Cypriot terrorists systematically massacred Turkish Cypriots-children, women, and the elderly alike-staining the island with blood and leaving behind a legacy of shame.
Devoid of the most fundamental human values and any respect for international law, these barbarians who sought every means to flee when confronted by the Mehmetçik (Turkish soldier) will continue to be exposed through the videos we will share, documenting the crimes they committed.
#MillîSavunmaBakanlığı
Rum terör örgütü EOKA ve destekçilerinin, Kıbrıs Türkü’ne yönelik barbarca ve vahşice katliamlarını unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız!
Kıbrıs Türkü’nü yok etmek için sistematik bir şekilde çocuk, kadın, yaşlı demeden adayı kana bulayan Rum teröristler, adlarını tarihe utançla yazdırdılar.
Temel insani değerlerden ve uluslararası hukuktan nasibini almayan ve Mehmetçiğin karşısında kaçacak delik arayan bu barbarların katilliklerini yayınlayacağımız videolarla anlatmaya devam edeceğiz!
#MillîSavunmaBakanlığı
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi uzun zamandır restorasyondaydı. Şimdi kubbedeki tezyinatın (kalemişi ve hatlar) tamamen kazınıp yerine yeni bir kubbe tezyinatı yapılması kararı tartışılıyor. Burada da grup işbirliği kokusu geliyor. Eski mevcut strüktür ile yeni arasındaki zevk farkını kim çıplak gözle baksa görür. Anlaşılan bu iş ya ehliyetsizce karar altına alınıyor yahut da takım kayırmasıyla.
Mimar Sinan imparatorluk coğrafyasına, imparatorluğun sanatına kendi üslûbunu ve merkezî Osmanlı havasını veren dâhidir. Lütfen herkes 16. asır Türk mimarisine, büyük ustanın en büyük eserine sahip çıkmayı öğrensin. Sinan’ın eserleri her kulun hatta her toplumun kendi tekeline alıp harcayacağı miras değil.
Edirne Selimiye Camii Kubbe Yazılan Restorasyonu: İhya mı, İmha mı?
Dünya kültür mirasının en önemli eserlerinden sayılan ve Mimar Sinan’ın yüksek sanat anlayışıyla Türk-Islam mimarisine damgasını vurmuş olan Edirne Selimiye Camii’nin kubbesine, çinilerine, taş ve mermerlere işlenmiş bulunan yazılar aslen 16. yüzyılın meşhur hattatı Ahmed Şemseddin Karahisari’nin (ö. 1566) talebesi Hattat Hasan Çelebi (5.1594) tarafindan yazılmıştır.
Bu kapsamda;
1. Edirne Selimiye Camii’ndeki Hasan Çelebi’ye ait Karahisari ekolündeki yazılar kesinlikle muhafaza edilmelidir.
2. Edirne Selimiye Camii’nin hiçbir yerine günümüz hattatlarından herhangi birisinin yazısı kesinlikle yazılmamalı, 450 yıllık bu tarihi mirasta, yaşayan bir hattatın imzasına yer verilmemelidir.
3. Tarihi camilerimizin dönemine ait yazıları konusunda uzman hattatlar ve hat sanatı akademisyenleri, restorasyon için oluşturulan bilim kurullarında yer almalı, bu konuda ayrıca danışma heyeti oluşturulmalıdır.
4. Selimiye Camii’ndeki yazılarda tespit edilen imlå hataları varsa bunlar tashih edilmeli ve âyetlerin yanlış yazılması sebebiyle çoğu zaman anlam bütünlüğünü bile ortadan kaldıran bu tür sehivleri de muhafaza etmeye yönelik aşırı korumacı bir tutumdan vazgeçilmelidir.
5. Hat ve tezyinat konulanında da birden fazla uzmandan teşekkül eden heyetler oluşturulmalı, bilim kurulundaki mimar, sanat tarihçi vs. branşlardaki uzmanlar yerine, doğrudan hat ve tezyinat uzmanı olan heyet üyelerinin ortak kanaatiyle hat ve tezyinata müdahale karan alınmalıdır. Hat veya tezyinat hususunda özel bir ihtisası olmayan bilim kurulu üyelerinin sadece kendi ihtisas alanlarıyla ilgili konulardaki görüşleri dikkate alınmalıdır. Kültürel varlıklarımızın korunması, gelecek nesillere aktarılması ‘aslımı bozmadan onarmak’ esasına bağlı kalınarak restore edilmektedir. Aslı bozularak yapılan restorasyon ihya edilecek eserin imha edilmesidir.
Konu hakkında yetkili mercileri Edime Selimiye Camii’nin aslının korunması için acil müdahaleye davet ediyor, üst kurul tarafından verilen kararın iptalini talep ediyoruz.
AVRUPA İKİNCİSİYİZ! 🥈
12 Dev Adam, FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası'nı ikinci tamamlayarak gümüş madalya kazanıyor.
Sizinle gurur duyuyoruz!
#BuYolculukHepimizin#EuroBasket
Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesidir. Uzun zaman için Dışişleri Bakanlığı bunu böyle vurgular, mensuplarının ve genç adayların bu anlaşmayı iyi bilmesini isterdi. Bugün Lozan üzerinde zafer mi mağlubiyet mi kavgası yapılıyor. Bu boş ve art amaçlı bir kavgadır. Bir grubun bilhassa Oniki Ada’nın Yunanistan’a bırakılması gibi muayyen maddeler ileri sürdükleri, yakın Türkiye tarihinden haberdar olmadıkları görülüyor. Bunlar samimi davranışlar değildir. Hukuki vesikalar mesnetsiz tarih kavgalarına alet edilemez. Şüphesiz ki Lozan bir vesika olarak tarafların riayet ettiği, bu bölgedeki barışı ve hâkimiyeti tanıyan önemli bir girişimdir. Bu niteliğin herkesçe böyle bilinmesinde fayda vardır.
Lozan bir zafer midir? Lozan’ın zafer olduğunu o günlerde Avrupa basını da ilan etmiştir. Lakin büyük mesele Cumhuriyet’imizin ve milletimizi tatmin eden bir uzlaşmanın varlığıdır. Kapitülasyonların kaldırılması konusu hiç şüphesiz ki Britanya ve kapitülasyon sahibi devletler tarafından tatmin edici değildir. O yüzden aralarındaki ihtilafa rağmen bu devletler; yani Fransa, İtalya ve İngiltere Lozan’daki kapitülasyonlar konusunda birleşmişlerdi. Fakat ordunun kazandığı zafer, Mustafa Kemal ve İsmet Paşaların bu konudaki direnci meseleyi değiştirmiştir. Lozan’da kapitülasyonlar kaldırıldı.
Lozan, Türkiye’yi müstakil bir devlet ve Cumhuriyet olarak ilan etti. Vakıa Cumhuriyet bundan sonra ilan edilecektir. Ama TBMM Hükûmeti’nin 1922 yılı kasımından beri saltanat sistemini lağvettiği biliniyor. Lozan Antlaşması olmasa Birinci Dünya Savaşı da İstiklal Savaşı da hukuki statü bakımından devam edecekti. Böyle savaşı bitirmeyen, mütareke rejimiyle devam eden ülkelerin örneği vardır. En başta Avrupa; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1980’lerin sonuna kadar Almanya’nın statüsü beynelmilel bir antlaşma ile tespit edilmiş değildi. Mütareke hükümlerine göre ve bunun üzerine verilen tekil anlaşmalarla durum devam etti. Mesela Avusturya mütarekeden sonra devlet anlaşması denen 1955 tarihli müttefikler ve yeni Avusturya arasındaki bir anlaşmayla bağımsızlık statüsüne kavuştu.
#ilberortaylı
#yakıntarihingerçekleri
1.000.000 liralık sıfır aracı, vergileri ile 2.500.000 liraya aldık.
2.500.000 lirayı kazanmak için de 1.600.000 lira gelir vergisi verdik.
4.100.000 lira kazanıp 1.000.000 liralık otomobil aldık.
Vergi oranı: %310
Dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir düzen yok...
19 Mart Darbesine karşı en ön safta direnerek geleceklerine sahip çıkan üniversite öğrencilerinden 301’i hukuksuzca tutuklandı ve bayramı ailelerinden ayrı geçiriyorlar.
Öğrencilere, annelere, babalara, kardeşlere yapılan bu zulme karşı gençlerin başlattığı tüketim boykotunu gönülden destekliyorum. Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum.
Millet, devletin gerçek sahibidir.
Devleti milletin karşısına diken bir avuç cuntacı kaybedecek, millet kazanacak.
#2nisantüketimboykotu
Senin bir yüzükle çıktığın bu yolda, yurt içinde, yurt dışında hesabını zerresi için bile veremeyeceğin tonla leken varken benim üç nesildir biriktirdiğim varlığıma, işime ve emeğime göz koyuyor; namusumuza, haysiyetimize söz ediyor, evlatlarımın geleceğini gasp ediyorsun. Bütün bunları bir avuç niteliksiz insanla yapıyorsun. Bu işin içinde olan herkes kirlidir.
Ben milletime söylemiştim ve uyarmıştım. Diplomama el koyan bu akıl, sizin malınıza, namusunuza, mülkünüze çöker ve her türlü gaspı, tecavüzü yapar. Milletçe bu kötülüğün karşısında olmalıyız. Milletime çağrımdır. Millet büyüktür.
Bir çağrım da yargı mensuplarına. Yüce Türk Yargısının namuslu, ahlaklı, milletine hizmet aşkı yaşayan on binlerce savcısına, hakimine haykırıyorum. Siz ayağa kalkmalı ve bu Türk yargısını perişan eden, bizi bütün dünyaya rezil eden, itibarımızı yerle bir eden bir avuç meslektaşınıza tedbir almalısınız. Yüce Türk Yargısına güveniyorum. Sessiz kalamazsınız, kalmamalısınız.
Son olarak AK Parti’de görev yapan ve iktidar ittifakı olan tüm siyasilere sesleniyorum. Bu olaylar partilerimizi, siyasi ideallerimizi aşmıştır. Artık süreç sizin aileleriniz başta olmak üzere milletimizi ilgilendirmektedir. Sesimizi çıkarmak günü gelmiştir.
Bu topraklarda “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye bir söz olmaz, olmamalı. Herkesin “bana dokunmayan yılan dahi, bu topraklarda barınamaz” diyerek sesini yükseltmesini diliyorum.
Milletimiz büyüktür. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.