***Pazartesi'den Pazartesi'te***
▪︎▪︎▪︎FON SORUŞTURMASINA NEREDEN BAKALIM?▪︎▪︎▪︎
Anladığımız, bildiğimiz bir alan değildir. Bizi yirmi beş yıl önceye, hortumlanan ve borçlarıyla hazineye devredilen bankalar sürecine götüren bu soygunun, yıllar sonra nasıl yapılabildiğini anlamaya çalışıyoruz. Kavramlarıyla, işleyişiyle, dinamikleriyle bizden çok uzak olsa da sonuçları itibari ile her birimizi etkileyen bir sorumsuzluklar silsilesi gibi önümüzde durmaktadır.
Başımıza ne geldiyse, gerçek hayatla bağı bulunmayan, mal veya hizmet üretmeden, sanal alemde, manipülasyon ve operasyonlarla cereyan eden ekonomik düzenle geldi. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu misali çarşı pazarla, fabrikayla, üretimle, mutfakla, tarlayla, traktörle ilgisi olmayan ekonomi, dijital oyun oynar gibi oynanan bir kumarı andırıyor.
Az koyup çok alınan sistemi kurgulayanlar, oyunu iyi oynadığını düşünenleri önce semirtiyor sonra da soyuyor ve yük, evine ekmek götürmeye çalışan garibanın sırtına yükleniyorsa, ilk sorulması gereken soru buna kim göz yumuyor sorusudur.
Nasıl tespit edilemiyor? Bu kadar kontrol mekanizması kurulmuşken, MASAK topluma güven veren bir marka haline gelmişken, MİT dünya genelinde operasyon yapabilecek kapasiteye kavuşmuşken, istihbarat tek elde toplanmış, SPK, BDDK, vs. bir sürü bağımsız kurum ve kuruluş etkin görev yaparken bu boyutta bir hortumlama nasıl yapılabiliyor?
Son birkaç yıldır basına yansıyan haberler toplumun akıl ve ruh sağlığını bozuyor. Haberlere bakar mısınız; madde kullanan ünlüler, testi pozitif çıkan iş adamları, yasadışı bahis ve kumar çeteleri, belediyelerdeki yolsuzluklar, topladığı bağışı yurt dışına kaçıran cemaat holdingleri, şimdi de koca koca patronların yönettiği fonlar, şirketler, holdingler.
Devlete güven, adalete inanç sarsılıyor. Hiç mi güzel şeyler olmuyor diyor vatandaş. Emekli nasıl baksın her akşam oda dolası, balya balya yığılmış para görüntülerine. Toplu sözleşme masasındaki tartışmalarımız, taleplerimiz, okullarımızda yaşanan bağış ve kayıt ücreti tartışmaları… Bunlar benim yazıyı süslemek için kurguladığım dramatik tablolar değil, toplumsal olayları çalışan üniversitelerimizin, hocalarımızın üzerinde çalışması gereken, bize ait gerçeklerdir. Biz söylemesek kim söyleyecek?
Bu görüntüler her şeyden önce, ateş çemberine dönmüş bölgemizde, yerli silah sanayisini geliştiren, BM kürsüsünden haykıra haykıra dünya liderlerine, İsrail’e karşı gelinebileceğini gösteren ve onları peşine takan Cumhurbaşkanımızın mücadelesine yazık etmektir. Bu mücadeleyi anlamamış, gözünü mal ve makam hırsı kör etmiş kim varsa düşsün bu milletin yakasından.
Bu aşamaya kolay gelmedik, bize tekrar eski karanlık günleri hatırlatmaya kimsenin hakkı yoktur. Neden bedel ödedik o zaman? Her dönemin adamları, gözünü para bürümüş asalaklar, kendinizi gizleyerek edindiğiniz mevkilerde yaptıklarınızla, özgürlük mücadelemize leke sürmeye gücünüz yetmeyecek.
Kenarda, uzak, sessiz ve mağrur duruşumuz sizi korkutsun bence. Temiz ve özgür kalanlar oldukça işiniz zor diyorum. Herkes aklını başına alsın ve ona göre iş tutsun.
Talat YAVUZ
Eğitim Bir Sen Genel Sekreteri
[email protected]
***HEP BİRLİKTE***
Evinde silah olanlar, "benim çocuğum yapmaz" demesin, silahına ulaşılamayacak şekilde önlemlerini alsın!
Emniyet birimleri okul ve çevresine yoğunlaşsın!
MEB, alınan önlemlerin uggulamasını titizlikle denetlesin!
Veliler çocuklarını yakın takibe alsın, dinlesin, güne dair sohbet etsin, çocuğundaki değişimleri ciddiye alsın!
Eğitimciler bütün dikkatleriyle en küçük ayrıntıya bile dikkat etsin. İşin merkezinde olduklarını unutmasınlar!
RTÜK görevini yapsın, öğrencilerimizin ve toplumun ruh sağlığını bozan dizi ve film kahramanlarına, tv kanallarına yaptırımları eksiksiz uygulasın!
Dijital alemi takip edenler gözlerini dört açsın!
Kimse okul ve öğretmenlerle ilgili sorumsuzca kanaat belirtmesin, yargıda bulunmasın, hedef göstermesin!
...
Önlem alınmasaydı okul dışında yaşanan olay Maraş'ta olduğu gibi okul içinde de yaşanabilirdi.
Unutmayalım, eksikleri cesaretle konuşmak ve hep beraber doğru işler yapmak zorundayız.
Kabul etmeliyiz ki bu tür silahlı saldırılar, bulaşıcı hastalık gibi gençlerimizin bilinçaltına işlenmiş durumda.
Unutmayalım eli silahlı, sırtı çantalı saldırgan öğrenci görüntülerine, gençlerimiz film kahramanlarına bakar gibi bakıyorlar.
Hepimize geçmiş olsun.
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM kürsüsünden Sezai Karakoç’un dizeleriyle seslendi:
"Onlar sanıyorlar ki,
biz sussak mesele kalmayacak.
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak...
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar."
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
•••BİZE GELENLER, BİZİM GÖRDÜKLERİMİZ!•••
Okullar açıldı, PISA 2025 başarısı ile güzel bir başlangıç da yaptık. Nasıl başlarsa öyle gider diye umutlanmıştık ancak bir hafta boyunca bize gelenler ile bizim gördüklerimiz, bazı konuları yeniden değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Öncelikle bakanlığın “merkezden yönetim” tercihini, bu tercihin uzun vadede ne getirip ne götüreceğini tartışmalıyız. Biriken devasa problemlerin üzerine kısa sürede sert önlemlerle gidilmesi, sendikalarla karşı karşıya gelinmesi de yeni gündem başlığımız olacak gibi duruyor.
Öne çıkan tartışmalara baktığımızda, yetkililer ve tartışmaların tarafları olarak hepimizin, bazı gerçeklerle yüzleşme zamanının geldiğini gösteriyor.
Biz kabul etmeliyiz ki önlük tartışmalarının temelinde özensiz giyimler var. Yine görmeliyiz ki MEB İMES uygulaması, koordinatörlük görevlerindeki aksaklıklar, yaşanan iş kazaları ve can kayıpları üzerine geliştirilmiş.
Yetkililer kabul etmeli ki mazerete dayalı yer değişikliği taleplerinin karşılanamaması, yüksek puanla çakılı kalanlar ve atama bekleyen yüzbinler, uzun yılların ihmali, sistemsizliğin sonucudur.
Yine her yıl işlemeyen bir sistemin sonucu olarak, illerde yapılan görevlendirmelerin merkeze alınması, ilk hafta birçok aksaklığa sebep olmuş, bir tarafta görev bekleyen öğretmen, diğer tarafta öğretmen bekleyen sınıflar görüntüsüne sebep olmuştur.
Yine yetkililer kabul etmeli ki kayıt parası ve bağış tartışmaları, işi abartan az sayıda okul idaresi probleminin ötesinde, bütçe oluşturulamayan okullar gerçeğinin yansımasıdır. Çözümü ise her fırsatta faturanın okul müdürlerine kesilmesi, spor salonlarının merkezden kiraya verilmesi, sınıfların ve öğretmenlerin merkezden belirlenmesi değil, okullara yeteri kadar bütçe ayrılmasıdır.
Örnekleri çoğaltabiliriz, ancak işleri kör döğüşüne dönüştürmeden, soğukkanlı kalıp, uygulanabilir en doğru sistemi kurmak gerekiyor. Bize gelen talep ve sitemlerin temelinde, yaşanan belirsizlik ve il emri gibi her yıl uygulanan anlık tedbirlerin olduğunu gösteriyor.
“Her yıl il emri veriliyordu, biz de buna güvenerek bütün planımızı yaptık, evimizi taşıdık, şimdi ne yapacağız?” sorusu tam da bu gerçeği ifade ediyor.
Eğer hep beraber çalışırsak, gözyaşları içinde yarım kalan telefon görüşmelerinin, "doğacak ikiz bebeklerime burada nasıl bakacağım?" sorusunun, çok önceden verilmiş cevaplarını mutlaka bulabiliriz.
Bu arada ayrıcalıklı sınıf olarak görülen hakim, savcı ve asker eşlerinin istisna tutulan atamalarına son verecek yöntem mutlaka bulunmalıdır. Bu tartışma çalışma barışını bozacak şekilde gündene oturmuş durumdadır.
Okul güvenliği bitmeyen gündem maddesi olarak önümüzde duracaktır. Bütün dünya alem biliyor ki Maraş’ta üzücü olayın yaşadığı okuldaki idareci ve öğretmenleri cezalandırmanın, problemin çözümüne zerre kadar katkısı olmayacaktır.
Gelin hep beraber çalışalım. Bütün sistemi gözden geçirelim. 1999 model norm, 1982 model kıyafet yönetmeliğini güncelleyelim.
Seçmeli derslerin bütün norm sistemini nasıl bozduğunu, toplum nezdinde çözülen başörtüsü probleminin kıyafet düzenlemelerini nasıl zaafa uğrattığını görelim. Artık bu yasağı, değil mevzuattan zihinlerden kazıyıp yok etme zamanı gelmedi mi?
Gelin yılların ihmalinin, popülist uygulamalarının, plansızlığın, öngörüsüzlüğün yükünü, meslek hayatının başındaki genç öğretmenlerin, annelerin, bebeklerin sırtına yüklemeyelim.
Talat YAVUZ
Eğitim Bir Sen Genel Sekreteri
[email protected]