Bugün okuduğum en güzel yorum. Karşılıklı ahlaksızlık sözleşmemiz var. Zaten halk ahlaklı olsa halkın içinden çıkan yönetim de ahlaklı olur. Bizde çürüme dipten.
Kordon’da çöplerin toplanmasına engel olmak isteyen sendika işçileriyle yaşanan tartışma sırasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, grevcilere sert tepki gösterdi: “Belediyeyi batıramayacaksınız… Bu işleri yapacak adam bulurum ben!”
Bu çocuk, sadece Alevi olduğu için Bayramın ilk gününde Banyas Katliamı'nda öldürüldü.
Fakirlikten dolayı kemer yerine siyah bir siyah pamuk ipliğiyle pantolonunu bağlıyordu.
Bugünkü sokak hareketlerinin Gezi eylemlerinden çok temel bir farkı var. Gezi, ekonominin, hukukun görece çok daha iyi olduğu, memleketin milyonlarca düzensiz göçmenle dolmadığı, insanların bir şekilde gelirleriyle ev, araba alıp tatile gidebildiği bir dönemde, ağaçların kesilecek olması ihtimaline karşı olarak başlayıp, moderrn yaşam tarzına müdahale endişesiyle devam eden ve kapsamı bu çerçeveyle sınırlı olduğu için de -genellikle- seküler ve eğitimli kesimin başrolde olduğu bir hareketti.
19 Mart hareketiyse toplumda çok yüksek teveccühü olan, üst üste üç seçimde oylarını katlayarak en büyük kenti yöneten, ülke çapında her kesimden karşılığı olan bir siyasetçiye yapılan sayısız yargı hamlesinin en sonuncusunda göz altına alınması ve ortaya çıkan büyük haklı mağduriyet sonucunda gerçekleşiyor. Bu nedenle de sadece belli bir kesimin değil, genç yaşlı, modern muhafazakar, esnaf beyaz yakalı, köylü kentli herkesi kapsıyor ve yine iktidarın ve hatta belki de çoğumuzun beklemediği hızda büyümesinin sebebi de -ekonomik, hukuki ve sosyal koşulların da bu sürede çok geriye gitmiş olmasının etkisiyle- bu. Ve bu mağduriyet büyüdükçe kitlesel desteğin de artarak devam edeceği aşikar.
Deniyor ki ‘iyi de ya iddialar doğruysa?’ ‘Bir siyasetçi soruşturulamaz mı?’ Pek tabi soruşturulur, hatta hep soruşturulsun bana kalırsa da, burada soruşturmaların kamu vicdanında inandırıcı olabilmesi ve destek görebilmesi için hukuk organlarının tüm siyasetçilere eşit davranması gerekir. Kendi partisinin kurucusu tarafından başkenti idare ettiği dönemde şehri parsel parsel cemaate verdiği söylenen eski bir belediye başkanına veya bakanlığı döneminde kocasının firmasından bakanlığa dezenfektan sattığı ortaya çıkan eski bakana, Kızılay’ın çadırlarını sattığı bilinen zatı muhtereme, ne hikmetse hiçbir AKP belediyesine ve daha burada sayamayacağım yüzlerce dosyaya dokunmayıp bir tek İstanbul Belediye Başkanı’nın üstüne -üstelik başkanlığında pek çok danıştay incelemesi geçirmişken- dava üstüne dava açarsanız, sizden çıkarı olan yancılarınız ve seçmen kitlenizin en fanatik kesimi dışında kimseyi ikna edemezsiniz.
Bundan sonra ne olur? Kestirmek çok güç. Benim görüşüm, eğer muhalefet partileri gerçekten yeni bir Türkiye istiyorlarsa bir olup, yanyana durup sokaktaki büyük kitleleri yalnız bırakmaz, kitlelerse muhtemelen birkaç güne aralarına karışmaya yeltenen provakatörleri anında bastırıp bu büyük sesi barışçıl ve kararlı bir şekilde çıkarmaya devam ederlerse bu hukuk garabetinden geri adım atılması ve bir nebze olsun normalleşmemiz muhtemel diye ümit ediyorum.
Şunu herkesin görmesi şart:
Beşar Esad, 13 yıl boyunca dünyanın her tarafından Suriye'ye gönderilen ve başta ABD olmak üzere Batı tarafından her türlü silah ve teçhizatla donatılan cihatçılara karşı ülkesini korumayı başardı.
Sonra -muhtemelen- Suriye devleti içeriden çökertildi.
Kimi yorumlara göre Rusya, kimilerine göre İran Suriye'yi desteklemekten vazgeçti. Kimileri ise Trump'ın Zelenskiy'i "bırakması" karşılığında, Putin'in de Esad'ı "sattığı", Ukrayna'nın bedelinin Suriye olduğu yorumları yaptı. "Büyük devletler" hep böyledir; genellikle "küçükleri yerler".
Esad'ın hataları çoktur. En başta kendi ekonomisi ve ordusunu reforme etmemesi, halkın geçimi ve esenliği için üstüne düşenleri yapmamasıdır. Suriye'de kimi kamu görevlilerinin ve ordudaki bazı generallerin 13 yıl süren savaşta çeteleştiği, toplumda gelir eşitsizliğinin arttığı, evlere elektrik bile verilmediği 2019'dan beri yazılıp çiziliyordu. Baas bu sorunlara hiçbir çözüm bulmadı. Esad -yine muhtemelen- Putin ve Rusya'ya fazla güvendi ve 13 yıl direnmiş ve ayakta kalmış bir devlet, 13 günde çözülüp dağıldı.
Moskova'da olduğu bilinen, üç aydır Suriye'de olan bitenlere dair tek bir cümle açıklama yap(a)mayan Esad'ın kefaretini artık tarih yazacaktır.
Suriye'de şu 3 ayda olup bitenler ise Aleviler, sekülerler, Dürziler için bir "kan banyosu"dur. Özellikle Esad döneminde dahi yönetimde son derece zayıf bir yeri olan, son derece fakir bir toplum olan Aleviler, 3 aydır HTŞ'nin saldırıları altında yaşamını sürdürmektedir.
Lazkiye, Humus ve Tartus'tan "imdat" çığlığı ve telefonu almadığımız gün yoktur. Evler basılmakta, insanlar HTŞ'li çetelerin silahlı adamları tarafından bilinmeyen yerlere götürülmekte, bir kaç gün sonra -şanslı olanların- cesetleri yol kenarlarında bulunmaktadır. Alevi bilim kadınları ve adamları, eskiden orduda askerlik yapmış gençler, kadınlar, çocuklar, hatta "bebekler", HTŞ canilerine hedef olmaktadır.
HTŞ'nin sicili ve özellikle dini-mezhebi azınlıklara yönelik siyaseti, güneyde Dürziler'in haklı olarak "özerklik" ve "silah bırakmama" kararı vermesine yol açmıştır. Kürtler, ülkenin kuzeyinde 2011 yılından beri fiili özerk bir statü içinde yaşamaktadırlar. Bu iki halkın, ABD ve İsrail gibi iki güçlü koruyucusu da vardır.
Peki Aleviler ne olacak? Ne yapacaklar?
Dün gördük ki, Aleviler ve Dürziler, Suriyeli laik halk, HTŞ'ye isyan ettiler. Sadece 3 ayda "bıçak kemiğe dayandı". Suriye'de söz konusu olan, masum halkların "direnme hakkı"nı kullanmasıdır. Bu haklı ve meşru direnişi, hiç kimse "Esad yanlılığı" (Aleviler), "İsrail işbirlikçiliği" (Dürziler) olarak tanımlayamaz. Bu, direnişi karalamak ve yeni katliamlara davetiye çıkarmaktır.
Özellikle Türkiye'de solcuların ve Alevilerin takip ettiği gazete ve televizyonlar, daha dikkatli ve sorumlu yayın yapmalıdır. Masum bir halkın direnişinin yanında olmak ve gerçekleri yazmak halihazırda mesleki sorumluluğunuzdur.
Colani'nin, Suriye'nin yarınlarında bir yeri yoktur. Tarih onu çoktan masumların kafasını kesen bir cihatçı terörist olarak defterine kaydetmiştir. Her ne kadar emperyalistler onun adını "terör listeleri"nden çıkarsa da bu böyledir.
Direniş kazanacak, cihatçılar yenilecektir, bedeli ne olursa olsun!
Ortadoğu’da bu katliamlara sessiz kalan herkes bilsin ki sıra onlara da gelecek.
Kadınlara, çocuklara, kundaktaki bebeklere dahi düşmanlık hisseden kim varsa lanet olsun.
Bu katliamları durdurun!
#syria#gaza
Antakya, tarihinde yedi defa depremlerle yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş bir kent. Son depremden sonra yıkılan eski tarihi Antakya sokakların altından çıkan bir kent daha var. Bunların altında da kaç kent var daha kim bilir…
“Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da göze alsın. Çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız, karanlık da sizin içinize bakmaya başlar.”
@MisterNobadi CHP Hatay’a ihanet etti maalesef. Lütfü Savaş’ın aday gösterilmesi tüm Hataylı’lara bir hakaretti.
İçimiz acıyor, ama Lütfü’nün kaybetmesi hepimizin önceliğiydi.
ABD'nin yönettiği ve İsrail'in uyguladığı soykırım savaşında anne ve babaları öldürülmüş küçük çocuklar kendilerinden daha küçük kardeşlerini buluyor ve kimliklerini teyit ediyor: 👇