@akcay_nurettinn Hocam, bu bağlamda AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile STA’lar kapsamında Çin’i dengelemeye yönelebileceğini düşünebilir miyiz? Özellikle Hindistan’ın artan üretim gücü ve nüfusuyla öne çıkacağını, IMEC’e ve dolaylı yoldan Doğu Akdeniz'e yönelik ilginin artacağını öngörebilir miyiz?
Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde tarihi bir seçim yaşandı. İlk izlenimlerim:
AfD %43,8 (+23,0)
CDU %17,2 (-19,9)
SPD %9,3 (+0,9)
Yeşiller %8,9 (+3,0)
Sol Parti %8,6 (-2,4)
BSW %5,3
Seçime katılım %60,3’ten %77,8’e çıktı. Sandığa yönelen yeni seçmen kitlesinden en fazla faydalanan parti açık ara AfD oldu.
AfD hemen her yaş grubunda ilk sırada yer aldı. Sadece 70 yaş üstü seçmenlerde CDU ile başa baş. Bu sonuç AfD’nin artık sadece belirli bir yaş grubuna hitap eden bir parti olmadığını gösteriyor.
AfD oylarını iki kattan fazla artırarak ezici bir zafer kazandı. %43,8 ile son 10 yılda Almanya’da herhangi bir partinin bir eyalet seçiminde aldığı en yüksek oy oranına ulaştı.
83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 milletvekili kazandı. Tek başına iktidar için gerekli 42 sandalyenin sadece 3 gerisinde kaldı.
AfD, barajı geçen diğer beş partiden herhangi biriyle anlaşırsa çoğunluğu elde ediyor. AfD olmadan çoğunluk kurulabilmesi için ise kalan beş partinin tamamının aynı formülde buluşması gerekiyor.
Almanya’daki “Brandmauer”, yani ana akım partilerin AfD ile koalisyon ve düzenli siyasi işbirliğini reddettiği “yangın duvarı”, giderek daha fazla zorlanıyor. AfD büyüdükçe AfD’siz hükümet kurmak hem matematiksel hem siyasi açıdan zorlaşıyor.
Peki AfD’nin bu yükselişinin sırrı ne? Aslında çok da sır değil:
En önemli meselelerden biri temsil krizi. Mevcut siyasi sistemden memnun olmayan, “Bizi duymuyorlar, bizi temsil etmiyorlar” diyen seçmen sayısı artıyor. AfD bu ortamda kendisini mevcut sisteme karşı bir alternatif olarak konumlandırıyor. Seçmene, ana akım partilerin dikkate almadığı sorunları gündeme taşıdığı hissini verebiliyor. Aynı zamanda mevcut siyasi sistemi ve ana akım partileri cezalandırmak isteyen seçmene bir araç sunuyor.
Yabancı, göçmen ve mülteci meselesi son yıllarda Alman siyasetinin ana başlıklarından biri haline geldi. Buna iç güvenlik tartışmaları da eklendi. Son yıllarda kamuoyunda büyük yankı uyandıran bazı saldırıların faillerinin göçmen veya sığınmacı geçmişine sahip olması, göç ile güvenlik meselesini seçmenin zihninde daha fazla iç içe geçirdi. Bu ortamda AfD’nin göç karşıtı söylemi daha geniş bir karşılık buldu.
Ekonomik tablo da AfD’nin yükselişini besliyor. Almanya uzun süredir güçlü bir büyüme üretemiyor. Hayat pahalılığı arttı. Enerji maliyetleri yükseldi. İnsanların yaşam standardını koruma kaygısı büyüdü. AfD seçmenlerinin %89’u fiyat artışlarından, %80’i ise yaşam standardını koruyamamaktan endişeli.
Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi, mülteci krizi ve ekonomik durgunluk son birkaç yılda üst üste geldi. Bu sorunların önemli bir kısmına kalıcı çözümler üretilemedi. Bu durum “siyasi elitler ve mevcut sistem bizim için çalışmıyor” hissini güçlendirdi. AfD bu memnuniyetsizlikten beslendi.
AfD’nin başarısı aynı zamanda Merz hükümetinin başarısızlığının bir yansıması oldu. Seçmen eyalet seçiminde federal hükümeti de cezalandırdı. Ağustos ayında Almanya genelinde federal hükümetten memnun olmayanların oranı %85’e çıktı. Aynı dönemde yapılan genel siyasi eğilim anketlerinde AfD %28 ile ülke çapında birinci parti, CDU/CSU ise %21 ile ikinci sıradaydı.
Friedrich Merz liderliğindeki hükümet daha kurulma aşamasındayken AfD ulusal anketlerde birinci parti oldu. Hükümet kurulduktan sonra da bu konumunu uzun süre korudu.
Burada daha b��yük bir mesele var. Her yeni eyalet seçimi zaferi AfD’yi Alman siyasal sistemine biraz daha güçlü biçimde yerleştiriyor. Her AfD zaferi aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Alman parti sistemini ve siyasi düzenini daha fazla zorluyor.
Önümüzde iki kritik eyalet seçimi daha var. 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern sandığa gidiyor.
AfD bu iki seçimde de yükselişini sürdürürse Friedrich Merz üzerindeki baskı çok daha fazla artacak. Daha önemlisi, Almanya’da bugüne kadar görece istikrarlı işleyen parti sistemi çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya kalabilir.
Türk dış politikasındaki dönüşümü, özerklik ve dengeleme perspektifinden ele alan kıymetli bir makale:
Turkish foreign policy in a post-western order: strategic autonomy or new forms of dependence? https://t.co/sWUI9BItc8
Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu: “Kıbrıs sorunu çözülmüştür”
Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs’ta müzakerelerle bir sonuç alınamayacağını ifade ederek, “Kıbrıs sorunu çözülmüştür. Mevcut durum ‘de facto’ çözümdür. Rum, sözde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanındığı sürece, çözüm, mevcut durumdan başka bir formül olamaz.” dedi.
Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi ev sahipliğinde, “Aynı Köklerle, Ortak Geleceğe" vizyonuyla düzenlenen "Akdeniz Barış ve Diplomasi Forumu”na katılan heyeti kabul ederek görüştü.
Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Toycan başkanlığındaki heyette, Irak, Azerbaycan, Suriye, Kosova, Kuzey Makedonya, Batı Trakya, Gagavuzya, Bulgaristan ve Güney Azerbaycan'dan siyasetçiler, parlamenterler, akademisyenler ve kanaat önderleri yer aldı.
Heyeti, milli Kıbrıs davası hakkında bilgilendiren Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, “Kıbrıs, Türk ulusunun davasıdır. Sizlerin gösterdiği bu dayanışmanın hepimize ders olması lazım. Hepimizin şükran duyduğu bir Anavatanımız var. Bizim gücümüz, Anavatanımızın gücü kadardır” dedi.
Kıbrıs’ta müzakerelerle bir sonuç alınamayacağını ve artık Rumlarla bir ortaklığın söz konusu olmadığını vurgulayan Ertuğruloğlu, “Kıbrıs sorunu çözülmüştür. Mevcut durum ‘de facto’ çözümdür. Rum, sözde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanındığı sürece, çözüm, mevcut durumdan başka bir formül olamaz.” dedi.
Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm politikasından geri adım atılmasının söz konusu olmadığını vurgulayarak,
“Biz, devletimize sahip çıkacağız. Anavatanmızla beraber yürüyeceğiz.” diye konuştu.
Bugün Osmanlı Devleti Hariciye Nezareti’nin kuruluşunun 190. yıldönümü.
Sultan II. Mahmut’un fermanıyla Reis-ül Küttaplık müessesesinin yerini almak üzere Hariciye Nezaretimiz 11 Mart 1836 tarihinde kurulmuştur.
Asırlara uzanan köklü hariciye mirasımızı rehber edinerek; ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla savunmayı, barış, istikrar ve çözüm odaklı diplomasiyi ileri taşımayı azimle sürdürüyoruz.
Nereye gidiyor bu dünya?
2008'de güzergahın küreselleşme değil küresizleşme, tekil/küresel İmparatorluk değil, millet-imparatorluklar dediğim yeni bir mimari yönünde olduğunu yazmışız.
Geleceği kuracak dinamikleri şöyle listelemişiz:
-Mekanın Yeniden Ülkeselleşmesi ve Yükselen Duvarlar
-Ekonomik Milliyetçilik ve Ekonomi Alanının Güvenlikleştirilmesi/Jeopolitikle Kesişmesi
-Küresel Örgütlerin Çözülüşü
-Küresel Silahlanma ve Askeri Rekabetin Artışı
-Kozmopolitanizmin Reddi ve "Öteki" İnşalarının Hızlanışı
-Zamanın siyasallaşması: Tarihin geri dönüşü
-Millet-İmparatorlukların yükselişi
-Kriz Halinin Süreklilik Kazanışı
Ve diğerleri... Tam Metin👇
https://t.co/zkRtbmpJFC
🇹🇷 Cumhuriyetimizin 102. yılını, ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında coşku ve gururla kutluyoruz.
Demokrasimizle taçlandırdığımız Cumhuriyetimizi; özgürlük, adalet ve milli irade temelleri üzerinde, güçlü ve itibarlı bir Türkiye hedefiyle geleceğe taşımayı sürdürüyoruz.
Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet ve şükranla anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
Yüksek lisans eğitimime, Erasmus programı kapsamında Romanya'da bulunan West University of Timisioara'da devam ediyorum. Küresel Güvenlik Çalışmaları departmanında; güvenlik doktrinleri, radikalizm, uluslararası ceza hukuku gibi dersler alacağım.
#Erasmus
Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın simgesi Türkiye Büyük Millet Meclisimizin açılışının 105. yıldönümü ve Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün geleceğimizin teminatı çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷