İnsan bazen en çok sustuğu yerde büyür.
Herkese anlatamadığı şeyler olur; içine attığı, kalbine bıraktığı, ama zaman gösterir ki, geçmeyen hiçbir mevsim, dinmeyen hiçbir fırtına yoktur.
Bazı güzellikler geç gelir; ama geldiğinde beklediğin tüm zamana değer.
Bazen yorulacaksın, bazen susacaksın,
ama vazgeçmeyeceksin. Çünkü sen yalnız yürümüyor, fark etmesen de korunuyorsun. İçinden geçen o sessiz dua var ya işte o, en çok duyulan şeydir.
Niyetini düzelt ve bir adım daha at.Çünkü samimiyetle atılan hiçbir adım, karşılıksız kalmaz.
İnsan bazen Allah’a değil, kendi kurduğu hayale sığınır… Kırılınca da sanır ki yıkılan şey kalbidir. Oysa bazen yıkılan, seni O’ndan uzak tutan ne varsa odur ve Allah, kalbini değil… yolunu düzeltir
Allah bazı kalpleri hemen rahatlatmaz. Çünkü bazı bekleyişler ceza değil, olgunlaşmadır. Bekleyen kalp fark etmeden büyür, derinleşir, değişir. Geçmişe dönüp baktığında “hep aynı şeyleri yaşıyorum” dediğin yer, aslında senin artık aynı kişi olmadığını gösterir.
Bazı şeyleri anlamaya çalışırsın, olmadan neden olmadığını çözmeye uğraşırsın…
Ama sonra anlarsın ki;
teslimiyet, anlamaktan değil, güvenmekten doğar.
Rabbine bıraktığın her şey, senin yerine en doğru zamanda yolunu bulur.
Sen sadece sabret, güzel düşün, dua et.
Huzur; sahip olduklarında değil,
sahip olduklarını Allah’tan bilmekte saklıdır.
Teslimiyet; kontrolü bırakmak değil,
kontrolün zaten sende olmadığını fark etmektir.
Kader, korkulacak değil;
imanla bakıldığında güvenilecek bir yazgıdır.
Kehf sûresinde anlatılan Hz. Musa ve Hızır kıssasındaki şu kuralı her hafta yine/yeniden hatırlamalı:
"Neden böyle?" diye ilk anda itiraz ettiğimiz nice şeyler, arka planını anladığımızda "iyi ki de öyle!" diyeceğimiz şeyler olabilir.
Akıl bardaksa, Allah'ın hikmeti okyanustur.