"Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir."
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun! 🇹🇷❤️
@bpthaber Eser Karaca’nın ölümü, kadınların sadece katillerine değil, görmezden gelen yöneticilere, yetersiz yasalara ve umursamazlığa karşı da yaşam savaşı verdiğini gösteriyor. Onun ölümü ihmaller zincirinin en acı halkasıdır. Bu ülkede kadınların yaşama hakkı hâlâ garanti altında değil.
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız konusundaki düşüncelerimdir:
Üzerinde yaşadığı toprakları düşmandan sakınamayan toplumlar, boyunduruk altına girerler ve özgür olamazlar.
Ancak, nice canları pahasına topraksal istiklallerini korumayı başarabilmiş toplumlar vardır ki hala özgür değillerdir.
O topraklarda özgür olup olamayacaklarını belirleyen, ifade özgürlüğü başta olmak üzere kendi değerlerini koruyup koruyamadıkları, kendi hukuklarını ve toplumdaki sevgi ve güven ortamını el birliğiyle üretip üretemedikleri, kendi kültürlerine sahip çıkıp çıkamadıkları, birbirleriyle kenetlenerek o topraklarda mütemadiyen zar atılmasını engelleyip engelleyemedikleri, içerikli eğitimle kendi coğrafyalarında hiçbir kırgınlıkları ve zaafları olmadığından emin olup olamadıklarıdır.
30 Ağustos Zafer Bayramı, bu sebeple Atatürk için bir tamamlanış noktası değil bir başlangıç adımıydı. Yurtta sulh cihanda sulh derken, başka savaşlar kazanamayacağı için değil, sadece savaşlar kazanarak gerçek özgürlüğü tesis edemeyeceği için, artık gerçek toplumsal özgürleşme adımlarını atma imkanına kavuştuğu ve bunun için vakte ihtiyacı olduğu için barışı önceliklendirmiştir.
Atatürk'ün 1922 senesindeki o büyük zaferden sadece 9 yıl sonra, 1931'de, anneannemin de içinde bulunduğu şu fotoğrafta İzmir Kız Lisesi'ni ziyaret ederken, nice zaferlerle topluma özgürlüğünü ebediyen vermiş bir komutanın böbürlenmesi ile değil o zaferler üzerinden kadınıyla erkeğiyle mükemmel eğitim almış bir toplumu kucaklaştırma telaşıyla davrandığı şüphesizdir.
Atatürk sadece benim anneanneme, sadece kendi hayat süresinde bizzat erişebildiği insanlara bir telaşlı kararlılık görevi yüklemekle kalmamıştır. Tüm bir toplumun atası olma konumunu, topluma bir zafer vererek, bir askeri deha hediyesi vererek değil topluma bir şans, bir ihtimal, bir imkan vererek edinmiştir. Bu sebeple, elimizdeki en kıymetli hazine "zaman"dır. Toplum olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit boş çekişmelerle zaman kaybetme tehdididir. Imkanı ve ihtimali kaybetmek zaman kaybetmekle olur. Potansiyeli gerçekleştirmek ve güce dönüştürmek zamanı doğru kullanarak olur.
2025 senesinde toplumsal olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit, topluma hesap verirken "az zamanda çok ve büyük işler yaptık" diyen bir liderin telaşlı kararlılığını gösterememek, sürdürememek, ortak aklı kaybetmek, atalarımızın kanlarıyla koruduğumuz bu topraklardaki kardeşliği kaybetmek, toplumun ortak sevgi bağını kaybetmek, birbirine güven duygusunu kaybetmek, hukuksuzluğu normal zannedip güçlüye eklemlenmeyi akıllılık zannettiğimiz bir öğretiyi çocuklarımıza geçirmek, sesimizi kesmek, içimize sinmeyene tepki vermemeyi stratejik davranış gibi paketlemeyi öğrenmektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, anneannemin ve Atatürk'ten telaşlı kararlılık emanetini onunla birlikte devralan diğer arkadaşlarının şu fotoğraftaki coşku ve heyecanını bugün de duyan, toplumumuzun tamamı için daha iyisini zamana karşı yarış hissiyle hedefleyen, kendi etki alanında işini en iyi şekilde yapmaya çalışarak katma değer yaratan, sesini kesmek yerine doğru bildiğini söyleyen, herkesin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.
Sevgili çocuklar, önceden bir memur baba 4 çocuğunu birden okutabiliyor, emekli olunca ikramiyesi ile bir ev ve bir araba alabiliyor, biraz erken kalktığında ssk'da işlerini bir günde bitirebiliyordu. O zamanım çocukları sokaklarda oynadı ve emin olun en fakiri bile sizden çok çok daha meyve ve kuruyemiş tüketiyordu. Üniversite mezunu olan birisinin ise işsiz olması imkansızdı.
Maalesef siz cumhuriyet tarihinin en bahtsız nesiliniz.
bir taraftan enflasyonla m��cadele etmeye çalışıyoruz, bir taraftan maaşımızla yarışan kirayı ödemeye çalışıyoruz, bir taraftan trafikte veya sokakta belaya bulaşmadan eve dönmeye çalışıyoruz, eve gelince de dinlenemiyor ülkenin haline üzülüyoruz… yaşamıyoruz ki çile çekiyoruz…