Ve geride kalanlar uyandı…sadece sevdiklerini değil,
bir ömrü aradılar elleriyle…
bir hatırayı,
bir sesi,
bir sıcaklığı…
sessizliğin içinden gelen ağırlıkla,
yıkılmış bir dünyanın ortasında,
adı konulamayan bir boşlukla.
Yastıklarda yarım kalan dualar vardı,
soğuyan çay bardakları masalarda,
yarım bırakılmış mesajlar telefon ekranlarında.
Bir “sonra konuşuruz” cümlesi asılı kaldı havada,
geri dönmeyecek bir zamana açılan kapı gibi.
ışıkları kapatıp son defa yarının hayalini kurdular, belki de…
Binlerce güzel insan son defa eşlerini çocuklarını öperek kapattılar ışıklarını ve ebedi uykuya daldılar….
Uykunun en ağırına en karanlığına…
son defa kahkahalar atıldı,şarkılar söylendi…
ya da evde son defa duyuldu sevinç çığlıkları…
belkide son defa olmadığını bilerek, sarıldılar sımsıkı sevdiklerine…
İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar
Yüzler karanlıktı iki gözüm
Düşünceler dar
Bir geçit bulamıyordum sana
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik
Hep yabancıydı çaldığım kapılar
Ben sana hep üşüyordum,
Çünkü kıştım.
Nakıştım, bakıştım.
İnkar etmiyorum da bunu,
Seni sevmek gibi büyük işIere kaIkıştım.
Ve Iütfen inkar etme;
Sana en çok ben yakıştım.
– Özdemir Asaf