Son günlerde Esme’nin özellikle ilk bölümlerdeki o, Adil’e kurşun sıkacak kadar büyük öfkesinin "tutarsız" olduğunu ve altının yeterince doldurulmadığını söyleyen birkaç tweet gördüm. Ben bu durumu biraz psikolojik bir yerden okumaya çalıştım; belki sizin de kafanızda bu öfkenin sebebi biraz daha netleşir.
Esme’nin bugün izlediğimiz hâlini sadece gördüğümüz olay örgüsü üzerinden değil, insan zihninin uzun süreli travmalar karşısında nasıl ayakta kaldığı üzerinden düşünmek gerekiyor. Mesela bugün Esme’yi aktif olarak halüsinasyonlar görürken izliyoruz. Kızıyla geçiremediği o kayıp 20 yılı, sanki gerçekten birlikte yaşamışlar gibi zihninde yeniden var ediyor;
Burada aslında zihnin muazzam bir hayatta kalma mekanizması çalışıyor.
Gerçekleşmemiş ihtimallerin ve ağır travmaların yarattığı o devasa duygusal yükü kaldıramayan beyin, işlevselliğini korumak için alternatif bir realite inşa ediyor. Yani gerçek hayatta baş edemediği, dolduramadığı o korkunç boşlukları kendi yarattığı yeni bir gerçeklikle kapatıyor.
İşte tam bu noktada geçmişe,20 yıl önceye bakmamız gerekiyor. Zihninin o dönem geliştirdiği ilk savunma mekanizması da aslında tam olarak bugün izlediğimiz bu mantıkla kurulmuştu.
Esme için o 20 yıl boyunca "Biz birbirimizi hâlâ deli gibi seviyoruz, ben onun canını kurtarmak için bu cehennemdeyim ama biz asla kavuşamayacağız." düşüncesiyle yaşamak imkansızdı. Bu seviyedeki bir çaresizlik duygusu insanı zihnen dağıtabilir.
Üstelik şunu da unutmamak gerek; Esme o evde Şirin gibi dışarıdan şefkatli görünen ama içeride inanılmaz profesyonel olan bir duygusal manipülatörle yaşıyor.
Devamlı olarak manipülasyona ve izolasyona maruz kalan insanlar, bu çaresizliğin yaratacağı hasardan kaçmak için yaşadıkları olayları ve geçmişi tamamen yeniden anlamlandırabilirler.
Zihin, o acıyı dindirmek adına "Biz hala birbirimizi çok seviyoruz ama asla kavuşamayacağız" çaresizliğini, "O zaten beni hiç sevmemişti, her şey yalandı, beni sadece kullandı" senaryosuna çevirmiş olabilir.
Çünkü böyle bir öfkeyle baş etmek, o çaresizlik hissiyle baş etmekten çok daha kolay gelebilir. Öfke, çoğu zaman zihnin çaresizlik acısını örtmek için kullandığı bir kalkandır. Adil’e öfke duymak; hiçbir şeyi değiştiremediği gerçeğiyle yüzleşmekten çok daha taşınabilir, çok daha katlanılabilir bir durum haline gelmiş olabilir.
Üstelik Adil hapisten çıktığında, Esme’nin canını yakmak için gidip inadına Hicran’ı kullandığında ne oldu? Esme’nin beyninin hayatta kalabilmek için ürettiği o "Beni zaten hiç sevmedi" inancını farkında olmadan besledi.
Yani ilk bölümlerde gördüğümüz o hırçınlığın sebebi Esme’nin tutarsız yazımı değil, öfkeyi kendine zırh yapmış yaralı bir kadın olmasındandı. Yumuşadığı an zihinsel olarak mahvolacağını biliyordu.
Ne zaman ki “Kızım yaşıyor olabilir mi?” ihtimali doğdu, işte o zaman o öfke zırhı çatlamaya başladı. Esme sorular sormaya, doğru bildiğini sandığı her şeyi yeniden değerlendirmeye ve Adil’i gerçekte olduğu gibi yeniden görmeye başladı. Esme’nin öfkesi sevgisinin yokluğundan değil; kaybettiği yılların, elinden alınan seçimlerin ve bir hiç uğruna feda ettiğine inandığı hayatın ağırlığındandı.
başında karakterin kötü olduğunu bilerek kabul edip sonra normalleştirmeye,aklamaya çalışanlardan sonra onun objektif bakış açısı ilaç gibi geldi ya,ona ve profosyonelliğine bayılıyorum durum bu
esdilin ilk 6 bölümden sonrasını yazacak olan kişiler nolur şu eksiklikleri serpiştiriverin içine.. mesela bu sahne, eleninin esmenin şerife abi dedigini duyup adile soylemesi.. bunlar hep enemies erada olmasi gereken seylerdii
Bu yaşananlar sadece Esme’nin travması değildi; Adil’in de, Eleni’nin de travmasıydı. Kimse onların acısını küçümsemiyor zaten.
Ama buna rağmen yapılan şey hâlâ yanlıştı. Sorun cezanın kendisi değil, uygulanış şekli ve zamanlamasıydı. Esme’nin yirmi yıldır beklediği düğün gününde, onu gelinliğiyle gemiye götürüp yirmi yıl önce yaşadığı travmanın aynısını tekrar yaşatmak doğru değildi.
Fortuna’nın o sesi duyunca vicdan yapacağını falan mı düşünüyorsunuz gerçekten? Bunlar merhameti olmayan insanlar. Katiller, suçlular… Küçüğe de acımadılar büyüğe de.
Ve en acı tarafı da Adil, Esme’ye yıllarca onu bu acıdan koruyamadığı için üzülüyordu ama sonunda ona aynı acıyı kendi elleriyle tekrar yaşattı.
Eleni’nin amacı intikam olabilir ama Esme için o gece, yıllardır kaçmaya çalıştığı kabusun yeniden başlamasıydı. Ve bunu ona, en mutlu olması gereken gecede yaşattılar.
Her zamanki gibi en büyük probleminiz, olaylara hep tek bir karakterin açısından bakmanız. Birinin acısını anlamaya çalışırken diğerlerinin yaşadıklarını görmezden geliyorsunuz.