#SonDakika#Flaş
Milyarlar havada uçuşmuş!
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre:
“AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya.
Peki, bu hanımefendi ne yapmış?
8 Nisan’da başlıyor. Özat hissesinden 250.000 adet almış, eylül ayına gelindiğinde 4.482 TL’den satmış.
63.359.000 TL para yatırmış, 1.344.000.000 TL çekmiş.
İlyas Kaya, hanımefendinin eşi. 255 TL’den 155.000 adet hisse almış, 4.482 TL’den satmış. 99.687.000 TL yatırmış, 826 milyon TL çekmiş.”
IBAN’dan, açıklama yazmadan ödeme alan esnafın hesabına giden 1.000 TL’yi tespit edip vergi cezası kesmeni sağlayacak yapay zekâ destekli sistemlerin var. Ama fon piyasasında bir senede %40.000 getiri sağlayan fonun döndürdüğü pisliği tespit edecek mekanizman yok. Öyle mi?
Muhalif gazeteci, belediye başkanı veya sosyal medya fenomeni gözaltına alındığında sekiz açıdan, 4K çözünürlükte; elleri arkadan kelepçeli, kafası öne eğik şekilde karakola götürülürken görüntülerini servis edebiliyorsun. Ama bu fon olayının başındaki adamların gözaltı videoları tost makinesiyle çekilmiş gibi: karanlık, çamur gibi görüntü; suratları bile belli olmuyor. Öyle mi?
Millet yurt dışında okuyan çocuğuna 1.000 euro harçlık gönderirken banka 50 tane açıklama, izah, belge talep ediyor; havale MASAK denetimine takılıyor. Ama bu adamların İsviçre’ye gönderdiği yüz milyonlarca frankı tespit edemiyorsun. Öyle mi?
Bu iş sıradan bir dolandırıcılık hikâyesi değil. Kaybolan para ne kadar büyükse, işin skandal boyutu daha da büyük.
Sustum sustum ama şiştim ya.. Sol Partili Elif Eralp, Berlin Başbakanı ve Belediye Başkanı seçilmiş. Hayırlı olsun olmasına da Berlin’i de Sol Partiyi de çoğu kişiden iyi bildiğimi iddia ediyorum. Uzmanlığımı, Berlin yeniden başkent olduktan sonra başlatılan yeniden yapılanma sürecinde imzamı attığım kentsel dönüşüm projeleriyle aldım. Berlin’i de Sol Partiyi de iyi bilirim. Peki Elif’in Sol Partisini siz bilir misiniz? Ben söyleyeyim, “Türkler Ermeni soykırımını kabul etsin, özür dilesin, Türkiye Kıbrıs’ta işgalcidir, masum sivilleri katletmiştir, Türkiye Kürtleri katlediyor, Türkiye Pontus soykırımı yapmıştır, Türkiye Süryanilere soykırım yapmıştır” diyen karanlık bir zihniyettir. Elif görevini yaparken Cem Özdemir denilen Türkiye düşmanı dallamanın durumuna düşmesin. Ev kiralarını düşürmeye, küçük esnafı korumaya, pisliğe, çöpe bulanmış kenti temizlemeye kısacası Berlin’i yönetmeye yoğunlaşsın. Partisinin ve çevresindeki halaycı zıpırların dolduruşuna gelerek Türkiye’ye tarih dersi vermeye, soykırım, katliam, işgal iftirası atmaya soyunmasın, işine baksın. Soykırım, katliam arıyorsa da memleketi Almanya’nın tarihine baksın. Alası var.
@meleklerinpayi 2014 yılında çıkarılan yönetmelikle asistan hekimlerin resmi ünvanı”uzmanlık öğrencisi” (ekleri olabilir) olarak değiştirildi. Asistan denildiğinde öğrenci anlaşılmasındaki yanılsamanın temel nedeni. Herşeyin değeri bir şekilde düşürüldü maalesef.
Mahremiyetin tanımı aşağıdad��r. Kamu hastanesinde ipinizin keyfine göre doktorun cinsiyetini seçemezsiniz, denk geldiyse ve rahatsız olacaksanız ve bu durum sağlığınızdan daha önemliyse o zaman ortamı terk eder en olmadı başka bir gün gelirsiniz veya başka bir hastaneye başvurursunuz.
Gidip öğretim üyesi hocaya ‘karıma bakamazlaaağğrr’ diye böğürüp olay çıkarıp poliklinik hizmeti bekleyen onca hastanın hakkına giremezsiniz.
16 yıldır süren bir malpraktis davası bir hekimin sağlığını ve tek evini kaybetme noktasına getiriyorsa, bu dosya yeniden incelenmeyi hak ediyor.
@adalet_bakanlik@saglikbakanligi: Bilirkişi kararları şeffaflaştırılsın, çelişkiler açıklansın. Bugün Tuncay Hoca, yarın herhangi bir hekim olabilir; destek için paylaşın.
🔴 1935 yazında Başbakan İsmet İnönü yaklaşık iki hafta boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu dolaştı. Döndüğünde Atatürk’e ve Bakanlar Kurulu’na sunduğu rapor, yalnızca bir gezi notu değildi.
Bir devletin kendi coğrafyasını güvenlik, nüfus, ekonomi, ulaşım, sağlık ve dış politika açısından nasıl okuduğunu gösteren son derece ayrıntılı bir stratejik durum tespitiydi.
29 Haziran 1935’te +++
@mehmetceyhan23 Sayın hocam. Hasta yakınları hekimlerden daha bilgili olduğu için hekim arkadaşlar laf anlatmaktan, papaz olmaktansa “iste de gitsin” diye düşünüyor sanırım. ülkede doktor dövme özgürlüğü var. Netekim.
Dünyada ciddi sol şu anda Alman aşırı sağcı parti AfD'nin Sachsan-Anhalt'taki başarısını tartışıyor.
Nasıl oluyor da Almanya'nın en yoksul bölgesinde altı üstü 10 yıl önce kurulmuş bir parti, yılların deneyimine sahip sol ve sendikal mücadeleye rağmen toplumda tektonik bir kırılmaya yol açarak seçmenin %44'ünün oyunu alabiliyor.
Yanıtı aslında çok basit:
Sol, birçok ülkede halkın sorunlarından, kaygılarından ve geleneksel değerlerinden koptu.
Bu sorunu Gramsci 1930'larda tartışmıştı.
Nasıl olur da birkaç yıllık faşist partiler, köklü sosyalistve sendikal harekete rağmen ezilenlerin, işçilerin ve her gün daha çok yoksullaşarak emekçi sınıflara dahil olan orta kesimdeki insanların oylarını alıp iktidar olabiliyor.
Gramsci, sosyalistlerin mevzi savaşlarında ustalaşmasını önerir. Mevzi savaşı, genel sloganları tekrar etmek değil yerelleşmektir, halktan tarz ve yöntem öğrenmektir, halkın ulusal ve kültürel değerlerini önemsemektir.
Sosyalist mücadele sadece emek-sermaye çelişkisi ekseninde yürütülerek başarılı olunacağı düşünülüyorsa, bu yol çıkmazdır ve bununla sadece duvara toslanır.
Sosyalist hareket sözüm ona kirlenmekten korkarak, halkın kaygılarını gericilik, milliyetçilik, ulusalcılık diye yaftalayarak halktan koptuğunu, dar bir çevre içine sıkıştığını, sözüm ona temiz insanlardan oluşan kadroların kitabi sloganlarına mahkum kalarak içten içe çürüdüğünü görmelidir...
Bu kuşkusuz Türkiye için de geçerlidir...
@KendineMuhabir Göz bakar ama görmek için beyin gerekir. Beynini nasıl eğitirsen(varsa tabii) onu görür. Ben Türk kadınını görüyorum. Atatürk’ün kızlarını görüyorum. Ve gururlanıyorum.
Doğan Avcıoğlu'nun eserlerine ilgi oluşmuşken ve son günlerde Türklere dair saçmalamalar ayyuka çıkmışken çok değerli bir eserini daha tanıtmak istiyorum.
TÜRKLERİN TARİHİ
Samimi de bir paylaşım yapacağım: Ben kitabı epey geç bir zamanda ve hayli önyargılı okudum. Dürüst olmak gerekirse fikirlerimi bariz biçimde değiştirdi ve beni çok etkiledi.
Size de fikir vermesi ve okumaya teşvik etmesi için notlarımdan süzerek Avcıoğlu'nun çok önemli altı tezini aktarıyorum:
Tez 1: Türkleri uygarlık dışı ve “tarihsiz” ve istilacı göçebeler olarak gören Avrupa-merkezci tarih anlayışı da ırkçı-romantik Turancı tarih tezleri de reddedilmelidir. Zira her iki yaklaşım da son tahlilde statik ve özcüdür. Toplumların gelişimi, üretim ilişkileri ve sınıfsal çatışmalara göre açıklanabilir. Bu çerçevede Türkler, ezelden beri var olan değişmez bir topluluk olarak görülmemeli, modern ekonomik ve siyasal koşullar içinde oluşmuş tarihsel bir olgu olarak kavranmalıdır.
(Böyle bakıldığında göçebe boyları doğrudan “ulus” saymaz. Öyle ki Türkiye Cumhuriyeti, Türklerin ilk ulusal devletidir. Daha provokatif ifade edersek: Türkiye Cumhuriyeti, son Türk devleti değil, ilk Türk devletidir.)
Tez 2: Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması süreci, tek başına askerî bir fetih anlatısıyla açıklanamaz. Bu dönüşüm, asırlar süren toplumsal, ekonomik ve biyolojik bir kaynaşmayla gerçekleşmiştir. Bu süreçte başrolü, yönetici Selçuklu ve Osmanlı askerî kastı (ki bu yapılar tarihsel olarak göçebe Türkmenlere düşmanca ve mesafeli yaklaşmışlardır) değil; yerli halklarla (Rum, Ermeni, Süryani, Gürcü, Kürt) karışan ve kaynaşan göçebe Türkmen kitleleri oynamıştır.
Olguya bir defa böyle bakıldığında Anadolu'da ortaya çıkan kültür, Orta Asya gelenekleri ile yerli Anadolu-Akdeniz kültürlerinin, tarım yöntemlerinin ve hatta mutfak alışkanlıklarının birleştiği özgün bir Anadolu sentezi olarak görülecektir. Bu sentez dinsel alanda da kendini göstermiş ve Hıristiyan azizleri ile Türk azizlerinin (örneğin Sarı Saltuk ile St. Nicholas, Hızır İlyas ile St. George) kaynaşmasına ve de heterodoks Türkmen inançlarının (Bektaşilik, Alevilik) kök salmasına yol açmıştır.
Tez 3: Batı-merkezli anlatıdaki bozkır toplumlarının baştan itibaren despotik olduğu ya da tamamen sınıfsız kaldığı yönündeki iddialar doğru değildir. Bozkırda “askerî demokrasi” (akrabalık ve kabile içi eşitlik) aşaması zamanla çözülmüş; kabileler arasında bir s��mürü ilişkisi kuran ve soylu-soysuz ayrımına (Ak Kemik/beyler ve Kara Kemik/kara budun) dayanan bir göçebe feodalizmi (örneğin Cengiz Han ve Moğol dönemi) ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla Marksist tarih anlatımındaki Avrupa-merkezli feodal çözümlemeler, “göçebe feodalizmi” (koyun güden çobanlar üzerinde egemenlik kuranlardan hareketle bir nevi “mobil feodalizm”) kavramı ekseninde gözden geçirilmelidir.
Bozkır devletleri (Hunlar, Göktürkler vb.), bugünün kavramlarıyla söylersek, merkeziyetçi-üniter yapılar değildir. Yerleşik toplumlarla (başta Çin olmak üzere) kurulan yağma, haraç ve ticaret ilişkilerine bağımlı, kriz anlarında hızla dağılmaya elverişli gevşek boylar konfederasyonlarıdır. O bozkırda yapabilecekleri başka bir şey yoktur. Malum: "İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ama onu kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar altında değil, doğrudan karşılarına çıkan, geçmişten devralınmış ve aktarılmış koşullar altında yaparlar.”
Tez 4: Selçuklu ve Osmanlı seçkinleri, yerleşik bir düzen kurmak, bürokrasiyi yönetmek ve vergi akışını güvenceye almak için Sünni-Ortodoks İslam'ı devlet ideolojisi hâline getirmiş ve yerleşik İran-Arap-Bizans kurumlarıyla bütünleşmiştir. Buna karşılık Şamanist geleneklerini koruyan ve vergilendirilmeye, iskâna karşı çıkan göçebe Türkmen kitleleri bu merkezileşmeye direnmiştir.
Anadolu'da ortaya çıkan Babailik, Bektaşilik ve Kızılbaşlık gibi dinsel görünümlü akımların altında aslında antifeodal sınıf tepkileri vardır. Bu ayaklanmalar, devlet destekli feodalleşmeye, köylünün serfleşmesine ve mülkiyetin tekelleşmesine karşı çıkan göçebe ve yoksul köylü kitlelerinin (“kara budun”) başkaldırısıdır.
Tez 5: İçinde, Doğu toplumlarının kendi iç dinamikleriyle gelişemeyeceği varsayımını barındıran katı “Asya Tipi Üretim Tarzı” (ATÜT) teorilerine eleştirel yaklaşmak gerekir. Zira Selçuklu ve Osmanlı arazi rejimleri (miri toprak, ikta ve tımar sistemleri) tek başına “Asya tipi despotizm” olarak açıklanamaz. Bu sistemlerde gelişmiş pazar ilişkilerinin, para dolaşımının ve fiilî mülkiyet haklarının bulunduğu görülmektedir. Bu yapıları, doğrudan üretici köylünün artık ürününe devlet eliyle (ekonomi dışı baskıyla) el konulan birer merkezî feodalizm veya vergisel-tüccar yapısı olarak kavramak gerekir.
Tez 6: Selçuklu ve Osmanlı kent yaşamında Ahi teşkilatı (Ahilik), salt bir meslek loncası veya mistik bir esnaf birliği olarak görülmemelidir. Bu yapıların, özellikle Moğol istilası ve fetret devirlerinde kentlerin (Sivas, Kayseri, Aksaray, Niğde vb.) yönetimini doğrudan üstlenen; özerk, demokratik ve yeri geldiğinde kurulu feodal düzenle ve zorbalarla çatışan ihtilalci/devrimci bir halk örgütlenmesi niteliği taşıyan yönleri vardır.
Mutlaka okuyunuz!
KOCAM NEDEN DÖNMEDİ PAŞAM
(Ben gidersem devlet yıkılır diyenlere ithaf edilmiştir)
👇👇
6 Şubat 1923’te İzmir’den trenle Balıkesir’e gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün beraberinde eşi Latife hanım, Kazım Karabekir ve diğer devlet zevatı vardı. Hep birlikte cadde boyunca kendisini görmek için toplanan kalabalığı selamlıyor ağır adımlarla belediye binasına doğru ilerliyorlardı.
Atatürk kalabalık arasında “Paşam, Paşam” diye bağırarak kendisine ulaşmaya çalışan bir kadını gördü.
Durdu ve kadına doğru yürüdü.
Atatürk ile karşı karşıya geldiklerinde 5-6 yaslarında ki erkek çocuğunun elinden tutan kadın birden ağlamaya başlamıştı.
Heyecandan titreyen ses tonu ile sordu.
– Paşam kocam Hacı Bayram 4 yıl önce cepheye gitti ve hala dönmedi. Komşularım o şehit olmuştur diyorlar. Yoksa gerçekten öldü mü?
Gazi şaşırmıştı.
Bu sırada Kazım Karabekir Atatürk’ün kulağına eğilerek;
– "Çanakkale şehitleri" diye fısıldadı.
Anlamıştı Gazi Mustafa Kemal.
Eğildi ve kadının elinden tuttuğu çocuğun sevgiyle başını okşadı. Saçlarından öptü.
Kadına dönerek şunu söyledi.
– Hayır. Onlar Ölmediler.
Bundan sonrasını Mustafa Kemal Atatürk’ün ellerinden tutup saçlarını okşayarak öptüğü Balıkesirli Ayakkabı tamircisi Cevdet Dedemiz anlatmış.
Ben babamı hiç görmedim. Annem bana 7 aylık hamileyken babam Çanakkale’ye gitmiş. Babamın bir fotoğrafı dahi yoktu.
O günden sonra Atatürk her ay kendi maaşının bir kısmının kesilerek anneme teslim edilmesi talimatını vermişti. Bu görevi Balıkesir belediye başkanı Hayrettin Karan üstlenmişti.
Annem Atatürk'ün “Onlar ölmediler” sözünü bir umut ışığı olarak kabul etti. Kendince o söze ” Bir gün geri dönecekler” manasını yükledi.
O günden sonra hep babamın dönmesini bekledi.
Ne zaman evden dışarı çıkacak olsa bana tembihte bulunurdu.
– Cevdet ben çarşıya alışverişe gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Veya...
– Cevdet ben komşulara gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Yada...
– Cevdet ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
10 yaşında çarıkçı dükkanında çırak olarak çalışmaya başlamıştım.
Böylece aradan yıllar geçti.
Ustam yaşlanıp çırak olarak çalıştığım işyerini bana bıraktığında 25 yaşındaydım.
Annem ise artık iyice yaşlanmış, baston yardımı ile geziyordu.
Ama yinede her gün dükkana gelir, bir yere gidecekse yine bana haber verir ve 20 yıldır tekrarladığı aynı şeyi söylerdi.
– Cevdet baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Günler, haftalar, aylar, yıllar böylece geçti.
Annem hastalandı.
Ölüm döşeğinde yatıyordu.
Teyzem ve komşular annemin başında kuran okuyorlardı.
Annem bir ara gözlerini açtı bana bakarak;
– Cevdet bak oğlum sakın unutma. Baban gelirse ona de ki, “Annem hep senin yolunu gözledi. Hep senin gelmeni bekledi. Ama sana hiç bir zaman kızmadı. Hiç bir zaman küsmedi."
Sonra tekrar uyumaya başladı.
Bir süre sonra aniden yerinden doğrulup gülümseyerek kapıya baktı ve şunları söyledi.
– Hacı Bayram. Erim. Yiğidim. Evimin direği. Hoş geldin. Paşam gelecek demişti. Bak geldin işte.
Bunlar annemin son sözleri oldu.
"Ben olmazsam devlet yıkılır" diyorsunuz ya...
"Bu Vatanı kim kurtardı" diye soruyorsunuz ya...
İşte sizlere tarih yerine bu yaşanmış olan bu öyküyü anlattım.
Bu vatanı Hacı Bayram ve onunla birlikte cephede savaşarak can veren nice isimsiz kahramanlar kurtardı
"Ben sizlere savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" diyerek ömrünün yarısından fazlasını cephelerde geçiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurtardı.
Her gün erinin yolunu bekleyen, son nefesinde "vatan borcu namus borcudur bu yüzden sana hiç küsmedim, kızmadım" diyen yetim Cevdet’in anası kurtardı.
İşte bu yüzden hiç korkmayın hiç çekinmeyin
Adına vatan dediğimiz bu topraklar yazı tura ile kazanılmadı
Kan ile, can ile, kemik ile kazanıldı
O yüzden birileri giderse bu devlet yıkılacağı gafletine düşenlerin uğrayacağı hezimet kaçınılmaz ve çok yakındır.
Bu vatanın evlatlarının taşıdığı yürekler yıkılmaz sanılan nice sarayların yüzölçümünden çok ama çok daha büyüktür.
"Mardinli ırgat çocuğuydum. Dedem, ağa'nın adamları tarafından öldürülüp mallarına el konulmuş. Atatürk, köyün ağasıyla birlikte ağaya yardım ve yataklık eden 21 kişiyi kurşuna dizdirmiş. İbret olsun diye 1 hafta köy meydanında kalmışlar. Köye derhal okul kurulmuş. Ninem ise veremden ölmüş. Köyümüze bir de sağlık ocağı açılmış. Okulumuzdaki Türkay öğretmen sık sık kimseye kul köle olmamamızı öğütlerdi. İşte o okulda okuyan ırgatın oğlu Aziz Sancar, Kimya ödülü olan Aziz Sancar oldum. Ey Atatürk, sana minnettarım. Sen ebediyet ufkunda doğan bir güneşsin"
Aziz Sancar👏👏❤
Atatürk, 1923’ten sonra Time dergisine 2. kez 21 Şubat 1927 tarihinde kapak oldu.
Fotoğrafın altında yazan sözü herkes bilmiyor. Bu paylaşımda anlatılmış.
https://t.co/fOKQMzyUNg
DEM Parti 30 Ağustos'u kutlamadı! Tıpkı diğer milli bayramları kutlamadığı gibi!
"Birlikte savaştık" lafının gerçek olmadığını biliyorlar.
O laf, sadece tarih cahili Türk kamuoyunu ikna için!
Kutladıkları bayram ise 15 Ağustos! PKK'nın kanlı eylemlerine başladığı gün!
Bir de iftiradan ibaret olan 24 Nisan gününü (sözde Ermeni soykırımı) anıyorlar.
AMA ÇOK TUTARLILAR!
Ya 30 Ağustos'u kutlayıp bunları kardeş ilan eden partiler!
ÇOK TUTARSIZLAR!
‼️TÜRK UYUMA... Uyursan seni boğacaklar...
Bakın 2 kamu Bankasının genel müdürlerinden gelen peşpeşe açıklamalar.
👉Halkbank Genel Müdürü; "Diyarbakır'a ayrımcılık yapacağız" diyor.
👉Vakıfbank Genel Müdürü de "1.5 milyar dolar Diyarbakır ve çevresine dağıtacağız" diyor.
‼️Anayasamızın 10. Maddesine göre Kanunlar Karşısında herkes eşittir.
Ayrıca; Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz...
‼️Bu açıklamalar Anayasanın EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRIDIR. Bürokratlar alenen suç işliyorlar...
‼️UYAN TÜRK...!!!
Vergiler altında eziliyorsun bir de üstüne çerçeve yasanın nimetlerinden faydalanacak kişilere finansör olacaksın...
#cumartesi #ekonomi #çerçeveyasa #HainsizTürkiye
“Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”
-Yahya Kemal Beyatlı
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun