Kudüs üzerinden hadsizce ahkâm kesenlere hatırlatmak gerekir ki; tarih, işgalcilerin kibriyle değil, milletlerin iradesiyle yazılır.
Gazze’de on binlerce masumun kanı henüz kurumamışken, kadınları ve çocukları hedef alan bir terör devleti yönetiminin insanlığa, tarihe ve medeniyete dair söz söyleme hakkı yoktur.
Kudüs; tankların, bombaların ve işgal politikalarının değil; adaletin ve vicdanın şehridir. Bugün dünyaya güç gösterisi yapanlar, dün olduğu gibi yarın da işledikleri zulümlerle anılacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir tehditten çekinmez; hiçbir vesayet diline boyun eğmez. Bölgeyi ateşe verenler değil, barış ve hakkaniyet için mücadele edenler tarihte iz bırakacaktır.
Zulüm ile abad olunmaz. Kudüs de Filistin de insanlık vicdanı da er ya da geç özgürlüğüne kavuşacaktır.
İçinden geçtiğimiz dönemde bir kez daha görüyoruz ki; “söz”, bazen bir köprü inşa eder; bazen de onarılması güç yaralar açabilir.
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz." (Yunus Emre)
Bilerek ya da bilmeyerek etnik kökeni, inancı, mezhebi ya da aidiyeti hedef alan; insanları aşağılayan hiçbir sözün mizahla, alışkanlıkla veya başka bir gerekçeyle izahı olamaz.
İnsanların kimliğini küçümseyen, ötekileştiren ve inciten söylemler toplumsal barışı tehdit etmektedir.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Arabıyla, Alevisiyle, Sünnisiyle bu milletin hiçbir ferdi aşağılanamaz, dışlanamaz, ikinci sınıf görülemez.
Tam da Türkiye’nin "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda tarihi bir eşiğe geldiği bir dönemde, iş dünyasından siyaset kurumuna, medyadan sivil topluma kadar herkes sürecin ruhuna uygun bir sorumluluk bilinciyle hareket etmeli; provokasyonlara ve kutuplaştırıcı dile karşı dikkatli olmalıdır.
Çünkü etrafımızdaki coğrafya adeta ateş çemberi… Bölgemiz istikrarsızlıkla, savaşlarla ve küresel hesaplarla kuşatılmışken, Türkiye’nin kendi iç huzurunu tahkim etmesi artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Açıkça ve en başta ifade etmek gerekir ki; "Terörsüz Türkiye" sürecinin başarıyla neticelenmesi, bölge üzerindeki tüm kirli senaryoları boşa çıkaracak en stratejik hamledir.
Türkler ve Kürtler arasındaki kadim bağ; ortak tarih, ortak kader, ortak inanç ve ortak medeniyet tasavvuruna dayanmaktadır.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye, İstiklal Harbi’nden modern Türkiye’nin inşasına kadar Türkler ve Kürtler ne zaman omuz omuza verdiyse, tarihin akışını değiştirmiştir. Bu köklü geçmiş, gelecekte de ortak bir istikbali birlikte inşa etmeye muktedirdir.
Elbette böylesine hassas ve büyük süreçler, yüksek bir dikkat,özen ve sabır gerektirir.
Ancak dikkatli olmak, süreci hantallaştırmak ya da belirsizliğe mahkûm etmek anlamına da gelmemelidir.
Zaman en büyük sermayemizdir. Sabotajlara ve algı operasyonlarına fırsat vermemek adına süreç; devlet ciddiyetiyle, toplumsal hassasiyetleri gözeterek ama aynı zamanda kararlı ve hızlı bir şekilde ilerletilmelidir.
Çünkü tarihî fırsatlar cesaret ister. Eğer bu fırsat basiretle değerlendirilemezse, aynı zemini yeniden bulmak mümkün olmayabilir.
Bu kritik dönüm noktasında, elini taşın altına koyarak bu tarihi kapıyı aralayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları devlet aklı ve cesur irade her türlü takdirin üzerindedir.
Bugün hepimize düşen, bu iradeye omuz vermek ve süreci memleketin selameti için sahiplenmektir.
Gün,ayrıştırarak korkuları büyütme değil, farklıklıkları zenginlik olarak görme ve bin yıllık birlikteliğimizi tahkim etme günüdür.
Türk’ün de Kürt’ün de geleceği birdir, ortaktır. Bu toprakların huzuru da istikbali de kardeşliktedir.
Kürt kadınlarını hedef alan incitici ve ayrımcı ifadeleri asla kabul etmiyor, şiddetle kınıyoruz.
Bu faşizan ve aşağılık yaklaşımdan dolayı soruşturma açılarak hukuki sürecin başlatılması isabetli olmuştur.
Gönüllere giden yol; samimiyetten, muhabbetten ve milletle hemhâl olmaktan geçer.
Biz makamların değil, gönüllerin kapısını çalmayı; mesafe koymayı değil, gönül köprüleri kurmayı esas alıyoruz.
Çünkü kalıcı olan iz, gönüllerde bırakılan izdir.
İstanbul’un Fethi’nin 573. yılı kutlu olsun.
Bir çağı kapatıp yeni bir çağı açan bu kutlu fetih; iman, azim ve kararlılığın tarihe altın harflerle yazılmış destanıdır.
Başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, Fahri Kâinat Efendimiz’in (S.A.V.) müjdesine ve övgüsüne mazhar olmuş tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyoruz.
Rabbim bu aziz millete, fetih ruhunu ve medeniyet ufkunu daima muhafaza etmeyi nasip eylesin.
#İstanbulunFethi
#29Mayıs1453
#ADIYAMAN'da sesiz sedasız bir haber olduysa'da #Ankara'nın gündeminde bomba bir haberdi. Gözlerden kaçmadı!
Kıymetli bakanımız @AhmetAYDIN_02 şehrimiz adına
tebrik ediyorum.
Ankara’da Ödül Gecesi: Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın’a "Yılın Bürokratı" Ödülü! https://t.co/fET7hOgaP4
📍Antalya İl Emniyet Müdürlüğü
Antalya İl Emniyet Müdürümüz Sn. Sabit Akın Zaimoğlu’nu ziyaret ettik.
Milletimizin emniyeti için gece gündüz fedakârca görev yapan tüm emniyet teşkilatımıza çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.
@mehmedmus@celebimehmeta@VeyselTipioglu@suleymansahan66@FeyziBerdibek1
Anadolu’da insanlar evlatlarına isim koyarken “adıyla yaşasın” diye dua ederler ki çocuklar onlara verilen isimlerin anlamı gibi bir karaktere sahip olsun.
Sana da edep sahibi olasın diye Edip; cömert ve hoşgörü sahibi olasın diye de Semih adını vermişler lâkin heyhat! Olamamışsın…
Her eline kalemi aldığında kime yakası açılmadık hangi hakareti etsem diye düşünen isminin anlamlarından uzak bu kişinin iki yıldır hakkımda yazdıklarını okuyor lâkin cevap verme ihtiyacı hissetmiyordum. Bunun iki nedeni var. Birincisi bu gibi isimlere karşılık verdiğinizde gemi azıya alırlar ve daha da hakaretamiz ifadelere sarılırlar. İkincisi ve daha önemli olan ise MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı olan saygımdı. Sayın Bahçeli bana karşı olan eleştirilerinde çoğu zaman sert olmuştur ama 12 Eylül Darbesi’nin ardından ülkücülerin davalarını üstlenmem sebebiyle bütün ülkücülerin bana karşı sevgi ve saygısı olduğunu, kendisinin de bunu çok iyi bildiğini ifade etmiştir.
Lâkin geldiğimiz noktada had aşıldı, sabır taşı çatladı…
Geçtiğimiz Cumartesi günü yaptığım bir konuşmada ifade ettiğim fikirler üzerine senin o irin damlayan kaleminden bana doğru akıttığın ifadeler bende tutmaz. 40 yıldır siyasetin içindeyim, tek rehberim de vicdan ve ahlâk oldu. Bugüne kadar bana karşı çemkirdiğin tüm ifadeleri temerrüt faizi ile sana iade ediyorum.
Senin için “kimdir bu?” diye sorduğumda ne diyorlar biliyor musun?
“Şaribül leyli ven nehar”
Tarih alanında profesörmüşsün, sen anlarsın ne demektir bu…
Seninle ortak bir acımız var; evlat acısı. Dünyanın en büyük acısıdır yalnız onu yaşayanlar bilir derler. İnan benim bir gecede saçlarım kırardı. Böylesine bir acıyı yaşayan insanlarda gözlemlediğim bir şey var. İnsanın vicdan terazisi hassaslaşır, merhamet kapıları ve gönül gözü ardına kadar açılır. Senin ise merhamet kapılarına zincir vurulmuş, vicdan terazin tartmaz gönül gözün kör olmuş.
Ezcümle diyeceğim şudur. Bu insan artık bunlara son vermelidir. Aksi takdirde kendisini bizzat Sayın Bahçeliye şikâyet edecek ve kendisinin yardımcısı sıfatını taşıyan bu kişinin hakaretlerine son vermesini isteyeceğim. Bu hakaretlere karşı artık sesimi kısmak niyetinde değilim.
Diyarbakır’ın kanaat önderlerinden, iş insanı Sayın Tahsin Arslan’ı Bakanlığımızda misafir ettik.
Bölgemize, hemşehrilerimize ve ortak değerlerimize dair verimli bir sohbet gerçekleştirdik.
Kıymetli ziyaretleri için kendilerine teşekkür ediyorum.
@Tahsinarslan021
Bugün; alın terini kutsal bilen bir medeniyetin mirasçıları olarak, helal kazancın izzetini, dayanışmanın sarsılmaz kudretini ve emeğin yüce değerini hep birlikte selamlıyoruz.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü; fabrikalarda çarkları döndüren, tarlalarda toprağa can veren, aklıyla ve emeğiyle geleceği inşa eden, ülkemizin kalkınma yürüyüşünün öncü gücü olan milyonlarca emekçimizin onur günüdür.
Bu anlamlı günün, 2009 yılından itibaren resmi tatil ilan edilerek işçilerimize armağan edilmesi, devletimizin emeğe verdiği değerin ve sosyal barışa olan inancının en somut nişanesidir.
Bugün Türkiye, her alanda dev adımlar atarken; savunma sanayiinden otomotive, enerjiden yüksek teknolojiye kadar pek çok stratejik sektörde sergilediği yerli ve milli üretim başarısıyla adından söz ettirmektedir.
Bandından inen her yerli ürünümüz, devreye alınan her tesisimiz ve küresel pazarda karşılık bulan her markamız; özünde emekçilerimizin zihin teri ve alın teriyle yükselmektedir.
#TürkiyeYüzyılı ,işte bu çok yönlü üretim gücünün, mühendisinden teknisyenine, işçisinden çırağına kadar her bir ferdimizin ortak çabasıyla harmanlandığı büyük bir vizyonunadıdır.
Bu vizyon, emeğin değer bulduğu, istihdamın arttığı ve her bir çalışanımızın refah payının yükseldiği bir çalışma hayatının da teminatıdır.
Türkiye Yüzyılı’nı, işçimizin gayretiyle, mühendisimizin parlak fikirleriyle ve her kademedeki emekçimizin özverisiyle, omuz omuza vererek hep birlikte inşa edeceğiz.
Bakanlık olarak, çalışma hayatında adaleti tesis etmek, iş sağlığı ve güvenliğini en üst seviyeye taşımak, çalışma şartlarını iyileştirmek ve her bir vatandaşımızın hakkını korumak adına durmaksızın çalışıyoruz.
Biliyoruz ki; emeğin hakkının gözetildiği her adım, bizi daha güçlü ve daha müreffeh bir Türkiye hedefine bir adım daha yaklaştıracaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, ülkemizin her köşesinde emeğiyle değer üreten tüm kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü gönülden kutluyorum.
#1Mayıs
#EmekVeDayanışmaGünü
Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda Terör Devleti İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırı; hukukun, vicdanın ve insanlığın açıkça hedef alınmasıdır.
Sivillerin, gönüllülerin ve insanlık onurunu savunanların bulunduğu bu filoya yönelik saldırı; adaletin ve vicdanın boğulamayacağını bilenlere geri adım attıramayacaktır!
Tüm ülkeleri ve Uluslararası kuruluşları; insan haklarının ve insanlık onurunun yanında açık ve net bir duruş sergilemeye davet ediyoruz.
Tarih, soykırımcıları lanetle anarken, direnen mazlumları şerefle yazacaktır!
Mazlumların safında olan, onurlu duruşuyla insanlığa umut olan tüm vicdanlara selam olsun!!!
#SumudSaldırıAltında
Sayın eski HSK Başkanvekili ve şimdi Yargıtay 12. Ceza Daire üyesi Mehmet Yılmaz’ın geçmiş tecrübelerine dayanan özel olarak gönderdiği bu yazıyı kendilerinden aldığım izin ile paylaşıyor ve yeni seçilen HSK üyelerine başarılar diliyorum.
“Devletin temeli adalettir. Adaletin temeli ise bağımsız ve tarafsız yargıdır. Bu ilahi dengenin dünyevi bekçisi, hâkimlerin vicdanı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun iradesidir.
HSK, sadece atama ve terfi yapan bir kurul değildir; halkın hakkını, mazlumun duasını, hukukun evrensel ilkelerini taşıyan kutlu bir emanettir. Seçilen her üye, yalnızca bir idari sorumluluk değil; aynı zamanda milletin adalet beklentisini, hukuk tarihinin binlerce yıllık sorumluluğunu da omzuna alır.
Unutulmamalıdır ki:
Hâkim teminatı, gücün değil hakkın korunmasıdır.
Yargı bağımsızlığı, iktidarların değil, halkın güvenliğidir.
Tarafsızlık, yalnızca bir erdem değil; adaletin varlık şartıdır.
Kurul üyelerinin her kararı, adaletin terazisine bir ağırlık koyar. Eğriye eğri, doğruya doğru diyemeyen bir yargı, halkın güvenini, devletin meşruiyetini kaybeder. Çünkü hukuk susarsa, zulüm konuşur.
Bugün seçilen her kurul üyesi, sadece yargı teşkilatına değil, tarihe ve vicdanlara da hesap vereceğini bilmelidir. Bu makamlar gelip geçicidir; fakat adaletin şaşmaz kaydı, halkın ve tarihin hafızasında ebedidir.
“Adalet kutup yıldızıdır; yerinde durur, bütün yönler ona göre belirlenir.” ve HSK, işte o kutup yıldızının göğündeki en stratejik gözlem kulesidir.”