geçen biri dedi ki: "insanlar söz söyleyip de itibarlarını kaybetmekten korkuyor"
hiç düşünmemiştim böyle bir şey; yani sen bir şeyin hakikat olduğunu düşüneceksin [velev ki bu aykırı ve çoğunluğun görüşüne ters olsun], fakat korkup bunu gizleyeceksin
ne için yaşıyorsunuz ki?
Türk Eğitim-Sen’in açıkladığı bu tablo gerçekten vahimdir. Aslında herkesin bildiği bir gerçeğin resmî olarak ortaya konmasından ibaret olan bu veriler, Millî Eğitim Akademisi gibi israf niteliği taşıyan uygulamalarla daha da ağırlaşacaktır. Dahası, en az 1,5 yıl boyunca yeni öğretmen ataması yapılmayacak olması, sorunun boyutunu katlayarak büyütecektir. Bu durum yalnızca kamu kaynakları açısından değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini temsil eden nesillerin nitelikli eğitimden mahrum kalması açısından da son derece endişe vericidir.
Peki, hangi ilde ne kadar norm fazlası öğretmen bulunmaktadır? İl emrine verilerek fiilen görev yapmadan maaş alan kaç öğretmen vardır? Okullardan alınıp farklı kurumlara kaydırılan öğretmen sayısı nedir? Bu soruların yanıtları da en az mevcut tablo kadar çarpıcıdır. Nitekim geçmiş yıllarda yayımlanan Sayıştay raporları, bu alandaki yapısal sorunları açık biçimde ortaya koymuştur.
Türkiye’nin önemli eğitim sorunlarından birisi de hiç şüphesiz öğrenme yoksulluğudur.
“Kırsaldaki her 10 çocuktan 6’sı öğrenme yoksulluğu yaşamaktadır. Bu çocuklar, okuduklarını anlamada ciddi güçlükler çekmektedir. Köy okullarında bir sınıfın bir yıl içinde 3–4 öğretmen değiştirdiği durumlar yaşanabilmektedir. Yetersiz beslenme, kalabalık kardeş sayısı ve düşük ebeveyn katılımı da bu sorunu daha da derinleştirmektedir.”
Milliyet Gazetesinden Ozan Ömer Kadüker ile yaptığımız röportaj. @ozankaduker
https://t.co/WpsIQZZZNh…
Üsküdar faşisti olduğumu fark ettim. Gastronomi sokağına her girdiğimde “Haydi yavrum köylü köyüne” dememek için kendimi zor tutuyorum, bu nasıl bir kalabalıktır yaa. Vize uygulaması falan getirilsin mahalleme
Urfa’dan anlık bildiriyorum, Urfalı gençlerin kulaklığın icadından haberi yok. Hep birlikte 10 farklı kişinin reels kaydırışını dinliyoruz Allahım sabır 💆🏼♀️
Yapay zeka yardımıyla yapılan cinsel istismarın çocuklarımız açısından yarattığı tehditleri ve riskleri Yeni Şafak gazetesinden @SalihaEngin1 ile konuştuk.
https://t.co/hvIteaybO4
Pedagojide en önemli ilkelerden biri çocuğa ne yapması gerektiğini, ne yapabileceğini söylemektir. Sadece yasak dersen, yapma bunu dersen çocuk öğrenemez.
Bu din dilinde de en önemli ilke aslında. Resul bunu yapıyordu. O toplumu nasıl değiştirdi diyoruz ya, böyle işte. Onların zihnine basit konuşarak. Yapmaları gerekeni söyleyerek. Yasaklar hep sonradan gelmiştir ve Kur’an’ın yasakları nettir, parmakla sayarsın, ancak yapılacak iyi işler, salih ameller sınırsız gösterilmiştir. Adı konmamıştır, belli bi biçimi, şekli yoktur.
Geleneksel islam bu kodu, dili çok daha önce kaybetti. Tanzimat falan değil yani. Belki de dört halife devrine kadar götürürüz bunu, Emeviler döneminde de adı kondu. Tasavvufi gelenek yaşatıyordu. Ama onların da son zamanlarda yaptığı şey yine yasak koymak oldu.
Abdesti bozan durumlar, namazı bozanlar, orucu bozanlar… haramlar, yasaklar, cezalar, cehennem… hutbeden parmak sallamak, ses yükseltmek, bağırmak çağırmak. İnfluencer vaizlerimize bakın, hepsinde bir kibir diğerinin, ötekinin kusuru üzerinde tepinip, bıyık altından gülerek yav işte bunlar böyle diye konuşuyor. Yanacaksınız diyor.
Ramazan ayında insanların sorduğu sorulardan anlayabilirsiniz artık dinin onların zihninde nasıl kodlandığını. Bir yarış gibi. Hangi kuralı çiğnersem yarışın dışında kalırım diyor. Şunu yaparsam orucum bozulur mu? Diyor. Oysa aslında doğru soru şu olmalıydı oruçluyken nelere dikkat etmeliyim? Günüm nasıl geçmeli? Neler yapmalıyım?
Biz nasıl yaşamalıyız sorusunu bıraktık, ne yapmayalım üzerinde durduk. O zaman kaybettik. Bugün din kitleleri hizaya sokması gereken sopa gibi kullanılsın istiyor birileri. Şöyle giyinemezsiniz diyor. Sakalınız böyle olamaz diyor. Şunu yapamazsın diyor. Böyle olursan sen bizden değilsin diyor.
Ee Kur’an’ın sınırlı tuttuğu günah ve haram üzerinden sen takım tutar gibi taraf belirler ve sonra da sonsuz iyi amel üzerinden insanlara yanında yer açmazsan herkes lafta öyleyim der. Eylemde kendi yoluna bakar. Biz de buna kültür erozyonu olduk, Cumhuriyet tüy dikti deriz. Belki doğru cümle Cumhuriyet sayesinde bu görünür oldudur.
Yarın tercih süreci başlayacak. Öğretmen açığı 15 bin, 10 bin gibi sayılarla kapatılamayacak kadar çok. Sadece İstanbul'da bile 5.000'den fazla sınıf öğretmeni ihtiyacı varken İstanbul'a kaç sınıf öğretmeni gerek görülecek yarın hep birlikte göreceğiz. Ücretli sınıf öğretmenleriyle bu işi hâllediyoruz nasıl olsa diye düşünen bir milli eğitim müdürlüğüyseniz yarın direkt istifanızı sununuz @istanbulilmem