Adamın biri doktora gider ve rahatsızlıklarını anlatır. Doktor, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını sorar. Adam bir ilaç ismi verir ve “Onu kullanıyorum” der. Doktor da “Kullandığınız o ilaç bağımlılık yapar, biliyorsunuz değil mi?” diye sorar. Adam şöyle cevap verir: “İyi de doktor bey, ben neredeyse 15 yıldır o ilacı her gün kullanıyorum ve bağımlılık yaptığını hiç görmedim.”
Her gün aynı şeyleri yapıp, aynı şekilde düşünerek, aynı şekilde konuşarak ne değişebiliriz ne de değiştirebiliriz. Sıkışıp kaldığımız ezberlerin, şablonların, tabuların farkına bile varamayız. Hiç kimse durduğu yerden bir adım bile kıpırdamazsa yeni ve yaratıcı çözüm olanaklarını da oluşturamayız.
Sıkışıp kaldığımız yer, 40 yıllık çatışma ortamının yol açtığı acılar, öfkeler, ön yargılar ve bunların sebep olduğu güvensizliklerdir. Bunlar önemsiz demiyorum ama bunları aşmanın, yaralarımızı sağaltmanın yollarını bulamazsak “bağımlılıklarımızın” farkına bile varamayacağız, köklü ve kalıcı çözüme ulaşmakta zorlanacağız.
İnancı, düşüncesi, idealleri uğruna canını vermenin kutsallaştırıldığı bir toplumsal gerçeklikte iki temel zorlukla karşı karşıya kalırız. Birincisi, canını feda etmiş olanların kıymetli hatırasının ve canlarını vererek yarattıkları değerlerin manevi baskısını silip bir kenara atamayız, atmamalıyız da. İkincisi de bir düşünce, inanç uğruna çok sayıda can feda edilmişse o düşünce ve inanç, sosyolojik ve siyasi açıdan otomatikman “doğru” haline gelmez ancak bizler bunu kabul etmekte zorlanırız. Vatan uğruna, bayrak uğruna, ideoloji uğruna veya örgüt uğruna bunca can feda edilmişken yeni şeyler düşünüp yeni şeyler yapmaktan işte bu nedenle korkar, çekiniriz.
Fakat artık bir noktada şuna ikna olmamız gerekiyor, gelinen aşamada tek bir evladımız bile canını boş yere feda etmedi. Yürütülen süreçte eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasiyi esas alan bir “kardeşlik hukuku” oluşturmaya, bir ve beraber yaşamaya odaklanmışsak kaybettiklerimizin hatırasına halel gelmeyecek demektir.
Dolayısıyla tüm taraflara ve sürecin ana aktörleri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, MHP lideri Bahçeli'ye ve PKK kurucu lideri Öcalan'a bir kardeşiniz, barış için çabalayan bir siyasetçi olarak sesleniyorum; lütfen somut adımlar atmaktan vazgeçmeyin, onun bunun ne dediğine bakmayın, kendinize güvenin ve 86 milyonun barışı hasretle beklediğine inanın.
Ayrıca silahları tümden bırakarak dağdan inmeyi bekleyen insanlar “önder” olarak tanımladıkları Abdullah Öcalan'ın sadece güvenlik birimlerince değil siyasetçiler tarafından da ziyaret edilip dinlendiğini görmek ve bu şekilde siyasete dönüşün mümkün olduğunu ve devletin bu konuda samimi ve ciddi olduğunu görmek, güvenmek ve silahları tümden bırakmak istiyorlar.
Değerli milletvekillerine de seslenmek istiyorum; gençlerimizi yıllarca dağlara, sınır ötesi operasyonlara gönderdiniz. En büyük riski onların omuzlarına yüklediniz ve ne yazık ki bazıları bunun bedelini canlarıyla, kanlarıyla ödediler. Şimdi risk alma ve bu çatışmayı kökten bitirme olanağı yakalanmışken lütfen siz de azıcık risk alın ve İmralı Adasına giderek bu meseleye noktayı koyun. Üstelik alacağınız risk gençlerimiz gibi ölüm riski de değil, azıcık siyasi risktir.
Hep birlikte cesur davranalım, son düzlükte ezberlerimize, korkularımıza takılıp da tarihi barış fırsatını zora sokmayalım lütfen.
Hepinize içten selam, sevgilerimi gönderiyor, en kısa zamanda özgürlük, barış, demokrasi ve kardeşlik dolu günlerde buluşmayı umuyorum.
Selahattin Demirtaş
8 Kasım 2025
Edirne Cezaevi
"Barışın kaybedeni olmaz" demişti, değerli Sırrı Süreyya. Evet, bugün senin de yüreğini koyduğun çabaların ilk meyvesini aldık.
Kaybeden olmadı, olmayacak.
Hayırlı, uğurlu olsun. Emeği geçen herkese selam ve teşekkürlerimle...
Kabul Etmiyoruz
Muş Rüstemgedik Beldesinde seçilen CHP adayına adli sicil kaydı nedeniyle mazbatası verilmedi. YSK, 2nci sıradaki HDP adayına mazbata verilmesine karar verdi. İlkesel olarak kabul etmiyoruz. Halkın seçtiğini YSK bu şekilde iptal edemez. Burada seçim yenilenmelidir
Beyanlarını sonlandıran Selahattin Demirtaş: Davanın sonuna gelirken bütün kalbimle şunu söyleyeyim. Bizim ödediğimiz bedeller barışa katkı sunsun biz hayatımızı vermeye hazırız. Bizi yalnız bırakmayan halkımıza sonsuz teşekkürler. #HDPYargılıyor
İsrail pervasızca insanlık suçu işliyor. Bunu yaparken de bütün dünyanın gözü önünde saldırıları gerçekleştiriyor ve bu durum destekleniyor. Bir an önce bu saldırıların durdurulup ateşkesin sağlanması gerekiyor.
#hastane
Şêx Saîd ve arkadaşları, Kürtlerin hak ve özgürlükleri adına mücadele ettikleri için 29 Haziran 1925’te idam edildiler. Onların şahsında tarihten günümüze katledilen tüm Kürt öncüleri saygıyla anıyorum. Mücadele mirası ve özlemlerini taşıyarak hak edilen noktaya ulaştıracağız
Merhabalar. Yarın Artı Gerçek'te yayımlanacak röportajımdan iki paragrafı sizlerle paylaşıyorum:
"Ben kendi adıma, halkımıza layık bir politika ortaya koyamadığımız için içtenlikle özür diliyorum. Pratikteki çabalarımla bu eksiklikleri giderme sözü veriyorum.
Ayrıca, bana yönelik yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Eleştirilerden yararlanmaya çalışacağım. Mücadeleyi cezaevinden her yoldaşım gibi dirençle sürdürürken, aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum."
Hepinize yoldaşça selam, sevgilerimi gönderiyor, hepinizi hasretle kucaklıyorum. Özgür günlerde görüşebilmek dileğiyle.
Hileli ve sahte bir zaferin sarhoşluğuyla, lüks sarayının balkonundan gırtlağını yırtarcasına iftira, tehdit ve hakaretlerini sürdüren yaşlı kral ve karşısında yalanlardan, hazdan başı dönmüş bir linç güruhu, hep beraber “idam” diye bağırıyor.
Olay, bir zamanların Fransa’sında geçmiyor. Sene 2023, yer Ankara.
“Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz. Sadece şunu söyleyeyim:
Ben, adını aldığım Kudüs fatihi büyük Kürt Komutan Selahaddin Eyyubi'nin torunuyum. Günü geldiğinde, hepinize adil davranacağıma söz veriyorum.