Ey garip kardeşim… Vallahi sen gariptin. Allah (cc) ise garipleri müjdeler.
Rabbimden niyazım odur ki; senden önce bu yoldan geçmiş ve Rabbine kavuşmuş diğer garip abimizle birlikte, cennette Peygamberimize (sav) komşu olasınız.
Allah’ım, bizlere de hüsn-i hâtime nasip eyle.
Muhammed Emin kardeşimiz emaneti Rabbine teslim etti; fakat arkasında öyle güzel İslami projeler bıraktı ki, kıyamet gününe kadar amel defteri açık kalacak inşallah. Her çocuk bu yayınları izleyip İslam bilinciyle yetiştiğinde, o da bu hayırdan payına düşen ecri alacaktır.
Demek ki bu dünyada bırakılabilecek en büyük miras; zamanı güzel değerlendirmek, imanla, güzel ahlakla ve geride kalıcı hayırlı eserler bırakarak emaneti Allaha teslim etmekmiş.
Halis Hoca'nın Cenaze Konuşmasından Bir Kesit
Ne mutlu Mehmet Emin kardeşimize ki; başta annesi, babası, hocası, cemaati ve tüm arkadaşları ona hayırla şahitlik ettiler. Güzel ahlakıyla, kimseyi incitmemesiyle ve kendisine verilen her işi en güzel şekilde yapmasına dair yüzlerce olay anlattılar. Dün bir kardeşimiz, 'Öyle güzel şeyler duydum ki ilk defa bir cenazenin yerinde olmak istedim,' dedi.
Şimdi hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: “Bugün ben ölecek olsam, kardeşlerim bana iman, güzel ahlak, dava bilinci ve hizmet şuuruyla mı şahitlik edecekler? Yoksa arkamda kalp kırıklıkları ve anlaşmazlıklar bırakarak mı bu dünyadan göçeceğim?”
Muhammed Emin kardeşimizin bize bıraktığı en büyük miras, işte bu muhasebe olmalıdır.
Rabbim seni Firdevs’inde ağırlasın.
Gençliğini vakfettiğin her an ve yaptığın tüm salih ameller hesap günü senin için nur olsun.
Ailenin gönlüne genişlik versin.
Allah’tan geldik ve yine O’na (cc) döneceğiz.
Gençliğinin en güzel zamanlarını İslami çalışmalara vakfeden kıymetli Mehmet Emin Akkaya kardeşimiz (denizde boğularak) vefat etmiştir.
Rabbimiz (cc) rahmetiyle muamele etsin, kendisi hakkındaki iyi şahitliğimizi kabul buyursun, sevenlerine sabır ihsan eylesin.
Hasbihâl 61. Bölüm Yayında!
- Çocuk eğitiminde tavsiye ettiğiniz metod var mıdır?
- Evlilik sürecinde sorun yaşayanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
- Cinlerle iletişim kurulup yardım alınabilir mi?
Ve daha birçok sorunun sorulduğu hasbihâl programımızın yeni bölümünü izlemek için:
https://t.co/YKwUJZvUbi
Afganistan İslam Emirliği Yönetimi 5. Yılını Kutluyor
🔻Afganistan’da Taliban’ın 15 Ağustos 2021’de Kabil’e girişinin yıl dönümü olan “Fetih Günü”, her yıl 15 Ağustos’ta ülke genelinde resmî tatil olarak kutlanıyor.
🔻İslam Emirliği’nin Kabil’i ele geçirmesiyle yaklaşık 20 yıllık ABD ve NATO işgali ile Afganistan Cumhuriyeti yönetimi sona ermişti. İslam Emirliği yönetimi, bu günü ülkenin yabancı güçlerden kurtuluşu ve İslami Emirliğ’in yeniden kuruluşunun sembolü olarak değerlendiriyor.
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ
Muttakilere vadolunan cennetin misali şöyledir: Orada bozulmamış sudan ırmaklar, tadı değişmemiş süt ırmakları, içenlere lezzet veren içki nehirleri ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada onlar için her türlü meyveden ve Rabblerinden bir bağışlanma vardır. (Hiç böyle biri) ateşte ebedî kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar sudan içirilen kimse gibi olur mu?
(47/Muhammed, 15)
https://t.co/gftbEyuYBP
“Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.”
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
Helal ve Temiz serimizin bu bölümünde; Gimdes, TSE ve Helal Akreditasyon Kurumu (HAK) gibi yapıların rollerini, tavukçuluk ve gıda sektöründe yaşanan denetim aksaklıklarını, mekanik kesimden alkollü katkı maddelerine kadar birçok meseleyi inceliyoruz.
https://t.co/sb5POwMulL
Hasbihâl 60. Bölüm Yayında!
-İlmi yetersiz olan biri davet yapabilir mi?
-İslam dünyasının dilindeki "Öze Dönüş" çağrıları ne kadar samimi?
-Fıkıhta çokça suistimal edilen "Ehven-i Şer" kaidesinin aslı nedir?
Ve daha birçok sorunun sorulduğu hasbihâl programımızın yeni bölümünü izlemek için:
📹 https://t.co/5lRZ4y4bMR
"İman ettim" diyen herkes için İlahi bir sadakat testi var!
Yaratılış Gayesi Lailaheillallah serisinin 11. dersinde; Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Bu Kelimeyi İhlas ve Doğruluk (Sıdk) Üzere Söylemek" konusu ele alındı.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:
https://t.co/VTwXPjAoT4