@spkgovtr siz neden bu kadar ağır çalışıyorsunuz içerşde sizi kimse denetlemiyormu yönetici yokmu başınızda
şaka mısınız siz insanlarla eğleniyormusunuz
“PBLK alacaklarının” tahsiline yönelik olarak işletmeyi gerekli gördüğüm hukuki süreçlerde “Tasfiye Kanunu’ndan” sonra bir değişiklik olup olmadığına ilişkin çok soru alıyorum. “Kanun’un” “PBLK” konusundaki görüşlerimde bir değişikliğe yol açması mümkün değildir. Bunun sebebi, hukuki yol haritamın temelini oluşturan kriterlerin yalnızca SPK-79’a da değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve uluslararası sözleşmelere dayanmasıdır. Hatırlarsınız ki “PBLK’lıların” ve konu üzerinde çalışan meslektaşların ezici çoğunluğu daha düne kadar “PBLK alacaklarının” SPK-79 kapsamında “Takasın Kesinliği İlkesi’nin koruması altında” olduğuna ilişkin bir konsensüs sağlamıştı. Bu ön kabul göz önünde bulundurulduğunda “PBLK alacakları” doğrudan Anayasa’da ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan mülkiyet hakkının koruması altındadır.
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
- Madde 13
Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
“Kanun’la” bir “alacak” hakkını “fon katılma payına” dönüştürmenin doğrudan hakkın özüne yönelik bir değişiklik teşkil ettiği kanaatindeyim.
Bir hukukçu olarak Anayasa’da ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan mülkiyet hakkının kapsamında yer alan bir “alacağın” “Kanun” tarafından “fon katılma payına” dönüştürüldüğü bir durumda nasıl Anayasa’ya rağmen Kanun tarafından bir hakkın özünün değiştirilebileceğini kabullenebilirim?
Tekrar ediyorum, salt “Kanun” sebebiyle “PBLK alacaklarının” “fon katılma payına” dönüştüğünü kabul ederek “alacağın tahsiline” yönelik idari ve adli yargıda işletmeye karar verdiğim hukuki süreçleri “tazminat davasına” dönüştürme yönünde bir değişikliğe gitmem mümkün değildir. “Kanun” sebebiyle elbette süreç uzayabilir; ancak “Kanun” Anayasa’da güvence altına alınan bir hakkın özünü değiştiremez.
Hukuki süreçlerdeki temel dayanağımın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası sözleşmeler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, idari ve adli yargıda işletmeyi gerekli gördüğüm hukuki süreçlerin “Kanun’dan” sonra değişikliğe uğraması için bir sebep göremiyorum. Yol haritam sabittir; “PBLK’lılar” ve meslektaşlar ön kabulde yanılmıyorsa yargı makamları “Kanun’u” değil Anayasa ve uluslararası sözleşmeleri göz önünde bulundurarak karar verecektir.
Bir “alacak hakkı” söz konusuysa ve “Alacağı” ödeme yükümlüsü “SPK” ise “alacak” idari yargıdaki süreç sonucunda “SPK” tarafından ödenmelidir; yok eğer “Alacağı” ödeme yükümlüsü “tasfiye süreçlerinin yürütülmesinde yetkilendirilmiş İlgili Banka” ise “alacak” adli yargıdaki süreç sonucunda “İlgili Banka” tarafından ödenmelidir. Bir “alacak hakkı” söz konusuysa bu ikisinden başka bir yolun söz konusu olamayacağı kanaatindeyim. Açık kapı bırakmıyorum. İki süreci de işleteceğim.
Olağanüstü tasfiyeyi 9-5 çalışan memura yaptırırsanız değil 3 ay 3 yıl da sürse umrunda olmaz.
Anlayın artık YÜZBİNLERCE insanı mağdur ettiniz, çözümü de olağanüstü hızda yapmalıydınız.
PARA PİYASASI FONU için ne ara ödeme 45 gün sürmeli, ne tasfiye 6 ay sürmeli.
HAK MIDIR BU?
#PPFResmiGazeteBekliyor