IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Şimdi anlatalım
Bilgi üniversitesi yerleşkesinde 40 yıllık alan tahsisi/kiralaması yapar.o sebepten dolapdere eski Toyota fabrikası veya santral eski elektrik santralinde kampüs kurmuştur zaten. devlet arazilerinde irtifak hakkı veya yapım/onarım karşılığı kiralama mevzuatına tabidir yani yerleşkeler.
Bu sebepten araziye çökülmek için kapanması saçma bir mevzuat olur. Sebep neymiş Zamanla görürüz.
İkincisi Bilgi üniversitesinin akademik gelmiş geçmiş kadrosu çoğu devlet üniversitesinde (adil bulmamakla beraber)duayen akademisyen bırakmayan cinsten bir süreçte gitti senelerdir.
Ve en çok yanıldığınız konu şimdi isim verip rencide edici bir şey yazmak istemem ama bu üniversiteyi merdivenaltı ile kıyaslamak ahmaklıktır.
Ne puanı düşüktür ne de maalesef ücreti.Eğitim veren akademisyenleri hafife almak da anca cahillikle anlaşılabilir.ben kendimi çok şanslı sayarım,ki bence bütün eğitmenler zaten saygı duyulması gereken bir meslek icra eder isim fark etmeksizin.
Toktamış ateş,Betül Mardin,Mehmet Ali Birand,Barika göncü,Erkan Saka ve daha nice ismi puntolarla yazılacak eğitimci ile aynı amfiye girebildiğim için.
Oturup hasetlikten ve basitlikten çıkıp kıskançlığınızı bir yere bırakıp yapılan şeyin ne kadar korkutucu veya yanlış olduğuna ayırın bir beş dakikanızı.
Ki bu ilk de değil.Sınıf kininiz sonunuz olmuş çoğunuzun ama işin kötüsü burslu çocukları ve eğitmenleri hatta kampüs dışında ekmek yiyen Dolapdere,Kuştepe,sütlüce halkını da hiçe saymışsınız.
Yapay zeka devrimi işimizi elimizden mi alıyor, yoksa teknoloji devleri hatalarını örtmek için AI'ı "günah keçisi" mi yapıyor?
2026’nın en büyük illüzyonuyla tanışın: AI-Washing. (1/5)
Jack Dorsey tek hamleyle personeli eliyor, Sam Altman AI’ın bir "maske" olarak kullanılmasını eleştiriyor.
Gerçek şu: İnsanlar koltuğunu robotlara bırakmıyor; robotların faturasını ödemek için sahneden aşağı itiliyor. (4/5) @jack@openai
Dijital dünyanın görünmez mimarisi içinde öfke, bir sistem hatası veya tesadüfi bir yan etkiden ziyade; bilinçli, planlı ve ölçülebilir biçimde ödüllendirilen bir tasarım tercihidir .Devamı burada 😎https://t.co/QWlSgBHgnh
...Rage bait olarak adlandırılan yaklaşım da bu sistemin motoru hâline geldi: Kullanıcının dikkatini çeken, sinirlendiren veya tehdit algısı yaratan içerikler, algoritmalar tarafından daha görünür kılındı. Devamı 🤳https://t.co/OyWJFObifr