Yemin ediyorum aynısını düşündüm, Türk olmayan ve Türk karşıtları bu ülkeden bal gibi de faydalanıp rahatça yaşıyor. Bizim üzerimizden de para kazanmayı ihmal etmiyorlar
Rezerv yasası çıktığında CHP'nin bu konuda tek kelime bile etmemesi, vekillerin meclisteki oylamaya bile gelmemeleri asla unutmayacağım konulardan birisi.
Hem fakir fukaranın evine hem de zenginin boğaz manzaraları evlerini gasp ediyorlar ve bunun böyle olacağı belliydi
Tütünümüz vardı, Tütünbank açıldı, Pancarımız vardı, Şekerbank açıldı, Pamuğumuz vardı, Pamukbank, Madenimiz vardı, Etibank açıldı, Kumaşımız vardı, Sümerbank açıldı.
Şimdi ne tütün ne pamuk ne pancar ne maden kaldı. Hepsin son 15 yılda yabancılara sattılar. Satmakla yetinmediler, bir de bunları dışarıdan getirmeye başladılar. Bunları yapanlara alk tuttular, beka deyip duacı oldular.
Solucanlara baksanıza şu videoya nasıl kudurmuş ve bozulmuşlar.
“Nasıl olur abi nasıl birçoğumuzdan daha iyi anlar abi” diye ağlaşıyorlar. Bunlar ciddi ciddi bizim bir şeyler bilmediğimiz için onların yanında olmadığımızı sanıyorlar😂 Ülkenin en kibirli, en skik kesimi bunlar.
İngiliz turistler geldi diye İstanbul’un her yerine bira standı açmak, turizm için Antalyayı fuhuş yuvası yapmak, İsrailin en büyük dostu Trump için Ankarayı sirke çevirmek Anadolu kültüründe var mı?
Ülkenin en okumuş kesimi Türk Milliyetçileridir.
Kimse cahilliğinden Milliyetçi falan olmaz. Ülkelerin göçmenler ve dağdan gelenler tarafından bitirildiği dönemde Milliyetçi olmayanda akıl da mantık da yoktur.
6 ay önce rojavada götten yiyip 10 yıldaki tüm kazanımlarını kaybettiler ama şimdi Alman milli formasıyla oynayan adamın golüne seviniyorlar
bambaşka bir eziklik malesef
Çok doğru.Arapların sevdiği oyunculara projelerde yer veriyorlar. Dizilerin konularına bakın,hepsi saçma salak iğrenç şeyler. Çünkü Araplar bu iğrençliklere bayılıyor. Niye artık Elveda Rumeli gibi, Kemal Sunalın filmleri gibi Türkleri ilgilendiren diziler filmler yok? Bu yüzden.
Bu videoyu övünç kaynağı olarak paylaşan Türkler var. Oysa tam tersi, bir utanç kaynağı. Bugün de ülke yabancılara 20 yıl vergi muafiyetiyle benzer yönde ilerliyor
NATO toplantısı öncesi yaşanan baskınlar bizim açımızdan utanç verici olmalı.
1. Bu insanlar teröristse şimdiye kadar neden ellerini kollarını sallayarak geziyorlardı?
2. Değillerse önleyici ceza diye bir şey çıktı da bizim haberimiz mi yok?
3. Türkiye neden NATO üyesi? Bağımsızlığını korumak için. Bağımsızlık ne işe yarar? Kişisel hürriyetlerimizi korur. Yani biz canı isteyen NATO karşıtı eylem yapabilsin diye NATO üyesiyiz.
Eyyamcı ve vatanda��ının haklarına saygısız bir ülkeysek bağımsızlığımız da tehlikeye girer. Robot gibi vatandaş arzuluyorsanız, o vatandaşın devrelerine başka ülke sızarsa, kendine hizmet ettirir.
Elinde silah olup terör faaliyeti gerçekleştiren herkes ölmeli. Teröristi öldürmüyorsun, devlet meşruiyetiyle git akademisyen ol dediğini tutukluyorsun. Absürt bir iş.
Allah köy korucularindan razi olsun. Ölenleri şehit kalanları gazi oldu. Ama bunlara öyle bir rahatsızlık verdiler ki 30 sene geçmesine rağmen şerefsizler hala köy korucusu diyorlar.
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?