Wittgenstein için aşırı anlam arayışı hastalıklıdır. Özgürleştirici olan ise, hayatın bazı anlarının hiçbir ulvi ya da mantıklı anlamı olmadığını kabul etmek; o anı sadece ham, çıplak bir varoluş tecrübesi olarak yaşamaktır.
“Nedensellik batıl inançtır” Wittgenstein
Bu amansız koşturmacada bir yandan güzel şeyler de olmaya devam ediyor hamdolsun. Aynı ofisi paylaşmanın yanında Ortaçağ Tarihi ve bilhassa İlhanlı-Moğol tarihçiliğinde birikiminden çokça istifade ettiğim @ibrahim_gunes47 hocam, Doçent ünvanını almaya hak kazanmıştır. >>
Jack London’ın "Martin Eden" romanında, eğitimsiz ve yoksul bir denizci olan Martin, burjuva sınıfından Ruth'a âşık olur. Ona ve onun ait olduğu dünyaya layık olabilmek için kendini acımasız bir entelektüel eğitime sokar; aç kalır, uykusuz yaşar ve büyük bir yazar olmak için insanüstü bir çaba harcar. O sınıfı zarafetin, aklın ve ahlakın zirvesi olarak yüceltir.
Yıllarca süren sefalet ve reddedilişin ardından eserleri bir anda patlar ve büyük bir şöhrete kavuşur. Onu daha önce aşağılayan, kapısından kovan tüm o elit toplum ve başarısız olduğu için onu terk eden Ruth, bir anda etrafında pervane olur. Fakat Martin tam o an korkunç gerçeği görür: Hiçbiri onun zekâsına veya sanatına değil, sadece üzerine yapışan "şöhret" ve "başarı" etiketine tapmaktadır. Bu ikiyüzlülük karşısında yaşama sevincini tamamen yitiren Martin, bindiği gemiden kendini okyanusa bırakarak yaşamına son verir.
Yazarın bu kurgusu, toplumsal onayın ve sahte ideallerin insanı nasıl tükettiğine dair sarsıcı bir yüzleşmedir: Ulaşılmaz gördüğümüz insanların onayını almak için uğruna savaştığımız o sahte dünya, aslında koca bir illüzyondan ibarettir. Zirveye ulaştığınızda, insanların sizin gerçek benliğinizi değil, sadece giydiğiniz o ışıltılı statüyü sevdiğini fark etmek, içimizde hiçbir başarının kapatamayacağı ölümcül bir boşluk yaratır. Kendi emeğinizle inşa ettiğiniz başarı, inandığınız tüm değerlerin içinin boş olduğunu gösteren en ağır cezaya dönüşür.
Şâh Hatâyî'm oldu yolun temeli
Ânâ varmak her mü'minin emeli
Bir garip kulum ey dost yarası belli
Sarmaya mı geldin benim efendim...
https://t.co/fLSSByAZfi
Kibir, sahibini yalnızca öldürmez; tahkîr eder; aşağılar:
Dedesi Sargon'un kurduğu
Akad İmparatorluğu'nu
en geniş sınırlarına ulaştırdığı için
Tarih'te ilk defa kendine 'Tanrı-Kral' diyen,
'Dört İklimin Hükümdarı' unvanını alan
Naram-sin, M.Ö 2223'te yamalı elbise içinde öldü.
ODTÜ mezuniyet töreninde, “Ben bu Cumhuriyet’in bir hıyrını görmedim” diyen Sırrı Süreyya Önder’e göndermeli bir pankart açıldı:
“Biz Cumhuriyet’in çok hayrını gördük.”
Genelde halk müziği, özelde Güler Duman hayranı birisi olarak, bu şaheser türküyü nasıl kaçırabilmişim. Velhasıl böylesine bir söze ve müziğe kavuşmanın coşkusu, muztaribü'l-hâtır olmanın sancısını dindirip ruhumda beyhude birikmiş sözlerin sürgüsünün de açılmasına vesile olsun.
Ülkedeki nüfusun yarıdan fazlası 1 veya 2 kuşak evvel köylü.
Şehre gelince de büyük çoğunluk merkezden evvel gecekonduda yaşıyor.
Bu kadar geç şehirleşme ve çarpık şehirleşmenin sonu da bu kadar uyumsuz bir toplum...
Şehirlileşmiş nüfus için Türkiye gerçekten çok zor bir yer!
@istbassavcisi Ben,bu güne kadar tutuklanan insanların;polis yanında habercilerin olduğunu ilk defa bu dönemde gördüm. Oğuzhan Uğur’un tutuklanacağından haberi yok ama a haber muhabirleri polisle eş zamanlı gidiyor gerçekten garip vallahi garip.
Mobil kitap satış mağazamız, yayınlarımızı Türkiye’nin farklı noktalarında okurlarla buluşturmaya devam ediyor.
Sıradaki durağımız #Muş.
Tüm okurlarımızı tarihte buluşmaya bekliyoruz.
#TarihteBuluşuyoruz#TTKyayınları#HerEveBirTarihKitabı