Kaderi yanlış anladık.
Biz “kısmetse gelir” dedik.
Kur’an “İnsana sadece çalışmasının karşılığı vardır”(53:39) dedi.
Biz “alnında yazılan olur” dedik.
Kur’an “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık”(17:13) dedi.
Sonra da, kendi beceriksizliğimize kader deyip ağladık
Prof. Dr. Hüseyin Demir tarafından HRD e.V. bünyesinde hazırlanan, TBMM'ye sunulan 2/3793 sayılı Kanun Teklifi'ne ilişkin hukuki değerlendirme notunu önemli buluyor ve tamamının okunmasını tavsiye ediyorum.
Teklif, PKK/KCK bağlantılı suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların infazının belirli şartlarla ertelenmesini öngören kapsamlı bir mekanizma kuruyor. Metinde “af” ifadesi kullanılmasa da, şartların yerine getirilmesi halinde cezaların infaz edilmiş sayılacak olması nedeniyle düzenlemenin sonuçları itibarıyla özel affa yaklaşan bir yapı oluşturduğu değerlendiriliyor.
Ancak benim açımdan asıl dikkat çekici mesele kapsam ve eşitlik sorunudur.
Aynı TCK 314 kapsamında yargılanmış, üstelik AİHM Büyük Dairesinin Yüksel Yalçınkaya kararında Sözleşme'nin 7. maddesi bakımından sorunlu bulduğu hukuki yorumlardan etkilenen çok geniş bir kesim bu düzenlemenin dışında bırakılıyor.
Burada temel soru şudur:
Devlet, siyasi irade ortaya çıktığında binlerce soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyeti kapsayacak kolektif bir hukuki mekanizmayı kısa sürede oluşturabiliyorsa, AİHM'in Yalçınkaya ve devamındaki kararlarının gereğinin yerine getirilmemesini hâlâ “kapasite sorunu” ile açıklamak mümkün müdür?
Mesele, herhangi bir kesimin elde edeceği haklara karşı çıkmak değildir. Türkiye'nin Kürt sorununun demokratik ve hukuki yöntemlerle çözülmesine, toplumsal barışa ve normalleşmeye ihtiyacı vardır. Ancak hukuk devleti çözüm üretirken de eşitlik ilkesinden vazgeçemez.
Bir kesim için normalleşme ve hukuki çözüm mekanizması oluşturulurken, başka bir kesimin kesinleşmiş AİHM ve AYM kararlarından kaynaklanan haklarının görmezden gelinmesi yeni adaletsizlikler doğurur.
Türkiye'nin ihtiyacı seçici hukuk değildir.
AİHM ve AYM kararlarının uygulandığı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin korunduğu, adil yargılanma hakkının güvence altında bulunduğu ve hukukun kimliğine, düşüncesine veya aidiyetine bakılmaksızın herkese eşit uygulandığı bir hukuk düzenine ihtiyacımız var.
Meclisin önündeki fırsat, belirli bir gruba yönelik normalleşme tartışmasını Türkiye'nin tamamını kapsayan gerçek bir hukuka dönüş sürecine dönüştürmektir.
Hiç kimsenin hakkına karşı çıkmadan, hiç kimse için ayrıcalık istemeden:
Herkes için hukuk.
Herkes için adalet.
Prof. Dr. Hüseyin Demir'in hazırladığı değerlendirme notunun tamamının okunmasını özellikle tavsiye ediyorum.
#MecliseÇağrı
#HukukaDönüş
https://t.co/U0CJO2yhLI
.#MecliseÇağrı
Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin’in ortak imzasıyla hazırlanan metnin sonuç bölümünün 16. maddesinde;
"AİHM Büyük Dairesinin Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve müteakip kararları ile Yasak/Türkiye kararında tespit edilen ihlallerin temelinde, maddi vakanın ispatına ilişkin bir sorun değil; yerel mahkemelerin mevzuat hükümlerini AİHS m. 7’ye aykırı şekilde yorumlamaları ve AİHS m. 6/1 uyarınca adil yargılanma hakkının gerektirdiği usulî güvenceleri sağlamamaları bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, ihlaller hukuki ve sistematik bir sorundan kaynaklanmaktadır.
Dolayısıyla Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve müteakip kararlar, yalnızca yargılama usulüne ilişkin hataları tespit etmemiş; mevzuat hükümlerinin yorumlanması bakımından sistematik bir sorunun varlığını da ortaya koymuştur. Bu itibarla, yargılamanın yenilenmesini yürüten mahkemenin, AİHM tarafından mahkûmiyet için elverişli kabul edilmeyen meşru faaliyetleri, gerekçeyi uzatmak veya daha geniş bir anlatımla “biçimsel bir revizyona” tabi tutmak suretiyle yeniden aynı mahkûmiyet hükmüne dayanak yapması, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma amacıyla bağdaşmaz.
Mahkeme, önceki hükmün gerekçesini biçimsel olarak genişletmek veya değiştirmekle yetinemez; AİHM kararında gösterilen hukuki yorum hatalarını ve usulî güvence eksikliklerini somut olarak giderdiğini kararında ortaya koymalıdır."
@avhaticeyldz@LeventisMG
Barış Akademisyenleri ve KHK'lilerin
İşlerine iade edilmesi amasız ve fakatsız sağlanmalıdır.
Bugün bir umudu taşıyorsak onların emeği ve mücadelesinin sayesindedir.
Barışın üzerinden şu iltisak bu iltisak gölgesi artık kaldırılmalıdır.
Ölümler dursun diye bedel ödeyenler barışın sonuçlarından en ilk faydalanması gerekenlerdir.
Teşekkürler @DEMGenelMerkezi
#KhkHukuksuzluğunaSon
100 YIL SONRA AYNI PLAN: TERÖRSÜZ TÜRKİYE
1925’te bir yasa çıktı, adı Takrir-i Sükûn’du. Altında İnönü’nün, dönemin İçişleri Bakanı Cemil Uybadın’ın imzası vardı; Atatürk onaylamıştı. Şeyh Said İsyanı’nın ardından gelen bu yasa da “huzur” vaat ediyordu. Aradan yüz yıl geçti, isim değişti, bugün “Terörsüz Türkiye” diyoruz, ama devletin yasa yapma refleksi ilginçtir aynı yerde duruyor.
Yalnız bu defa sıralama tersine çevrilmiş görünüyor. Takrir-i Sükûn önce sükûtu emretti, ardından bunun adını huzur koydu. Erdoğan’ın planı ise önce huzur vaat ediyor; arkasından yeni anayasa yoluyla sükûtu, yani siyasi sessizliği yerleştirmeye hazırlanıyor. Bu süreçten doğacak geniş mutabakat Erdoğan’ın görev süresinin önündeki engelleri kaldırmak, iktidarını yeniden tahkim etmek ve geride kalan muhalefet alanının tabutuna son çivileri çakmak için kullanılırsa, yüz yıl önceki yöntem başka bir sırayla geri dönmüş olacak: 1925’te sessizlik huzurun şartıydı; bugün huzur, yarının sessizliğine gerekçe yapılabilir.
Takrir-i Sükûn ile bugünkü teklif arasındaki gerçek benzerlik, maddelerde değil, siyasi sıralamada aranmalıdır.”
Devamı aşağıdaki linkte
https://t.co/dZsJx9TNKo
Beş hukuk profesörünün hazırladığı ortak mütalaada, AİHM’in Yalçınkaya ve Yasak kararları ışığında terör örgütü üyeliği yargılamalarının yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı.
Mütalaada; doğrudan kastın kişiye özgü delillerle kanıtlanması, yasal faaliyetlerin suç sayılmaması ve ihlallerin genel tedbirlerle giderilmesi istendi.
https://t.co/trqAHFnyQE
✍️ AHMET KURUCAN | Sadece uzun yıllar aynı yolda yürümüş bir insan olarak gördüklerimi yazacağım. Çünkü Kur'ân'in emrettiği şahitlik tam da budur. https://t.co/TS7AuIlPPp
Değerli Kamuoyu, Kıymetli Meslektaşlarım,
Türk ceza adaleti sisteminde uzun süredir devam eden yorum farklılıklarını gidermek, ceza hukuku dogmatiğinin evrensel ilkelerini tahkim etmek ve uygulamadaki tıkanıklıklara bilimsel bir yol haritası sunmak amacıyla; AİHM Büyük Daire Yalçınkaya ve Yasak kararları ile müteakip 2. Daire kararlarının (toplamda 3554 başvurucu hakkında verilen ihlal kararları) Anayasa Hukuku, Maddi Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku açsıından değerlendirilmesi için hazırlanan "Hukukî Mütalâa" tamamlanmış ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
2005 Ceza Hukuku Reformu ile yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mimarlarından Prof. Dr. Adem Sözüer (@AdemSozuer) ve Prof. Dr. İzzet Özgenç (@izzetoezgenc), ceza usul hukukunun duayenleri Prof. Dr. Faruk Turhan ve Prof. Dr. Cumhur Şahin ile anayasa hukuku uzmanı Prof. Dr. Tolga Şirin’in (@tolgashirin) ortak imzasını taşıyan bu mütalaa, ceza adaleti sistemimiz açısından tarihi bir uzlaşı belgesidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Yüksel Yalçınkaya ve en güncel Şaban Yasakkararları başta olmak üzere binlerce grup ihlal kararı; sorunun münferit yargılama hatalarından değil, yasal ve rutin sivil faaliyetlerin otomatik suçluluk karinesi olarak uygulanmasından kaynaklanan yapısal bir nitelendirme hatasından ileri geldiğini tescil etmiştir.
Akademisyenlerimiz; derinlemesine bilimsel tahlillere dayanan bu mütalaa ile ceza hukuku dogmatiğinin ilkelerini, derece mahkemelerinin karar verme süreçlerinde rehberlik edecek öngörülebilir ve bütüncül bir çerçeveye oturtmuşlardır.
Değerli hocalarıma müteşekkirim.
Hukuk akademisi üzerine düşen tarihi ve entelektüel sorumluluğu yerine getirmiş; ceza adaletinin yeniden tesisi için tarafsız ve yapıcı bir hukuki altyapı sunmuştur. Bundan önce olduğu gibi bu noktadan sonra da çözümün adresi siyasi iradedir.
Siyasi irade, çözümün önünde bir tereddüt kaynağı değil; toplumsal barışı, adaleti ve müreffeh bir geleceği inşa eden çözüm adresi olmalıdır.
Ülkemizi daha adil, daha müreffeh ve hukukun üstünlüğü temelinde sarsılmaz bir geleceğe taşımak için enerjimizi geçmişin yüklerine değil, geleceğin inşasına harcamak zorundayız. Bu tarihi sorumluluk karşısında elbirliğiyle çalışacağımıza olan inancımla, mütalaa metnini takdirlerinize sunarım. Saygılarımla.
https://t.co/EjZd9UQnpg
TBMM'de hazırlanması planlanan yeni yasal düzenleme, toplumsal barışa ve hukukun üstünlüğüne katkı sunmayı amaçlıyorsa, hiçbir mağduriyet alanını dışarıda bırakamaz.
On yıldır KHK'larla yaşanan hak ihlalleri, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir adalet sorunu haline gelmiştir. Gerçek normalleşme hukuksuzlukların giderildiği, eşit vatandaşlık ilkesinin güçlendirildiği ve herkes için adaletin sağlandığı bir anlayışla mümkündür.
Kalıcı barış ancak kapsayıcı ve eşit adalet üzerine inşa edilebilir.
#KHKlılardanMecliseÇağrı
📍Can sıkıp moral bozmaya gerek yok! AİHM kararları uygulanacak ve herkes beraat edecek; yeter ki mücadeleden vazgeçilmesin!
📽️İzlemek İçin: https://t.co/koRas3U2Xw
Kürt Bekir Ağa gibi bir nur postacısı olan Abdullah Çavuş bu posta ağının işleyişini şöyle anlatır:
“İslamköy’den akşamleyin çıkardım. Mektup torbasını sırtıma atar, köylere uğrayarak şafakla birlikte Barla’ya Üstada ulaştırırdım. Sevinçle beni karşılardı. Sabah namazını birlikte eda eder, ondan sonra yatardım. Böylece ertesi gün Üstad’dan tashih edilen nüshaları alır, Barla’yı geceleyin terk eder, İslamköy’deki Hafız Ali’ye müsveddelerini ulaştırmak üzere dönerdim.”
Yazıyı okumak için tıklayınız:
https://t.co/eMNEGhlEYd
👤 @CevheriGuven Öyle bir Yayın yapmış kii : 👇😲
REİSİN EMRİNDE: BİR CHP BELGESELİ
🔸Son 3 CHP Genel Başkanının Tayyip Erdoğan'la ilişkileri.
🔹Deniz Baykal ve Kemal Kılıçaroğlu, Tayyip Erdoğan'a neden ve nasıl hizmet ettiler?
🔸Özgür Özel de bu yola nasıl girdi?
🔹Halkın tepkisi ne oldu?
🔸Yeni Parti'yi Destekliyor muyum?
🔴 NOKTA Dergisine işe aldığım şimdilerde ise Sözde Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu @journalofyy asıl kime hizmet ediyor?
▪️ Madde madde hap gibi anlatıyorum.
Arka kapı anlaşmaları, Tayyip Erdoğan'a verilen tavizler, önünü açmalar, kirli pazarlıklar, kişisel hesaplar...
"Atatürk'ün koltuğunda oturuyoruz" diyen CHP liderlerinin satış hikayesi...
https://t.co/OzEojjz73L 👈
TAM 112 GÜN BEKLETİLDİ❗️
Abdullah Tırpan, 17 Şubat’ta nöroloji muayenesinde istenen MR çekiminin
8 Haziran’da gerçekleştiğini biliyor muydunuz❗️
Bu yaşta birinin o şartlarda tedavi görmesi düşünülemez‼️
@aydinsule1@serakadigil@erkbas
AzraBebek Hapiste #cumartesi Batrakov
Azra’nın kelepçeyi görünce ellerini uzatması, cezaevi ortamının bir çocuk için nasıl sıradanlaştığını gösteriyor. 2 yaşındaki bir çocuğun dünyasında kelepçenin yeri olmamalı.
AzraBebek Hapiste
#deprem#sallandık Cem Küçük Fatih Tügva Yolsuzluk Yazıklar AKP'ye
26 yıl köşe yazarlığı yaptı.
Kur’an meali dahil 100’e yakın kitabı var.
7 köşe yazısı sebep gösterilerek cezaevine atılan Ali Ünal 11 yıldır cezaevinde.
KeyfiTutuklamaya SON