📍 Fethiye
Akşam saatlerinde şehir merkezinde başlayan yangının ilk anından itibaren devletimiz, yangının kontrol altına alınması için tüm imkânlarıyla sahada; ekiplerimiz büyük bir fedakârlıkla ve canla başla mücadele ediyor.
Tedbir amaçlı huzurevimizde bulunan kıymetli büyüklerimiz güvenli bir şekilde tahliye edildi.
Biz de hemşehrilerimizin yanında, sahadaki çalışmaları yakından takip ediyoruz.
Rabbim mücadele eden tüm ekiplerimizin yardımcısı olsun; Fethiye’mizi, hemşehrilerimizi ve memleketimizi her türlü afetten muhafaza eylesin.
Seri Devam...
BÖLÜM 8 — KUYUDAN HAZİNEYE
Selâmün aleyküm kardeşlerim.
Geçen bölümün sonunda dört kelime bırakmıştık.
SURİYE HAZIR.
IRAK HAZIR.
Arap damarları hareketleniyor.
Kürt damarları yeniden pozisyon alıyor.
Ve sonra sorduk:
ANKARA NEYİ BEKLİYOR?
Şimdi size çok garip gelecek ama bu sorunun cevabını 2026'da aramayacağız.
1187'e de gitmeyeceğiz.
1924'e de.
Bu defa çok daha eski bir kapıyı açacağız.
Çünkü HİÇ'in önündeki son dosyalardan birinin üzerinde ülke adı yoktu.
Şehir adı yoktu.
Tarih bile yoktu.
Tek kelime vardı:
YUSUF.
Şimdi dikkat edin kardeşlerim.
Hz. Yusuf'un hikâyesini çocukken hepimiz dinledik.
Güzel yüzlü Yusuf...
Kuyu...
Mısır...
Zindan...
Rüya...
Sonra büyük makam.
Ama size Yusuf kıssasının belki de en sert tarafını söyleyeyim:
Yusuf'u kuyuya düşmanı atmadı.
Kardeşleri attı.
İşte bizim makalemizin kapısı tam burada açılıyor.
Yabancı bir ordu gelmedi.
Düşman bir kavim gelip Yusuf'u evinden sürüklemedi.
Aynı babanın çocukları...
Aynı sofraya oturanlar...
Aynı evde büyüyenler...
Kardeşlerinin yükselişinden korktular.
Kur'an onların sözünü açıkça aktarır:
“Yusuf ile kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.”
Mesele buydu.
Yusuf daha hiçbir makam sahibi değildi.
Ordusu yoktu.
Parası yoktu.
Devleti yoktu.
Ama kardeşlerinin gözünde bir gün yükselebilecek olması bile yeterliydi.
Sonra plan kuruldu.
İçlerinden bazıları:
“Yusuf'u öldürün veya onu uzak bir yere bırakın.”
dedi.
Dikkat edin.
Henüz Yusuf hiçbir şey yapmamıştı.
Suçu yoktu.
Ama geleceği vardı.
Ve bazen kardeşleriniz bugünkü gücünüzden değil...
yarın ne olabileceğinizden korkar.
İşte bizim makalemizde ANADOLU'nun hikâyesini buraya koyun.
Bir zamanlar aynı coğrafyanın başkentleri...
ŞAM.
BAĞDAT.
KAHİRE.
HİCAZ.
KÖRFEZ.
Aynı medeniyet havzasından çıkmış, yüzyıllarca aynı yolları, aynı çarşıları, aynı savaşları, aynı kıbleyi paylaşmış merkezler.
Ama sonra başka bir dünya kuruldu.
Sınırlar çizildi.
Başkentler birbirinden uzaklaştırıldı.
Kimi Londra'ya baktı.
Kimi Washington'a.
Kimi Moskova'ya.
Kimi Tahran'a.
Kimi Paris'e.
Ve ANADOLU bir gün yeniden kendi ağırlığını hatırlamaya başladığında...
En önce dışarıdaki düşmanları değil...
kardeşlerinin kuşkularını gördü.
“Yeni Osmanlı.”
“Bölgeye dönüyor.”
“Bizi yönetecek.”
“Bizim iç işlerimize karışacak.”
“Tehlike.”
Yıllarca aynı cümleler dolaştı.
İşte HİÇ'in YUSUF DOSYASI'nın ilk sayfasında bu yüzden iki kelime vardı:
KARDEŞ KORKUSU.
Sonra Kur'an'ın anlattığı o gece geldi.
Yusuf kardeşleriyle çıktı.
Babaları Yakup endişeliydi.
Ama kardeşleri:
“Biz onu koruruz.”
dediler.
Sonra götürdüler.
Ve...
KUYU.
İşte ihaneti güçlü yapan şey burasıdır kardeşlerim.
Yusuf düşmanına güvenmedi.
Kardeşlerine güvendi.
Ve kendisine “Seni koruyacağız” diyenler onu kuyunun dibine bıraktılar.
Sonra eve döndüler.
Ama sadece ihanet yetmedi.
Bir de yalan gerekiyordu.
Bir gömlek getirdiler.
Üzerinde sahte kan.
Babalarına:
“Onu kurt yedi.”
dediler.
Kur'an, Hz. Yakup'un buna inanmadığını anlatır.
Çünkü bazı yalanlar çok iyi hazırlanır.
Ama devlet hafızası gömleğe değil...
dikişe bakar.
Kurt Yusuf'u yemişti ama gömlek nasıl sağlam kalmıştı?
İslamî tefsir geleneğinde bu ayrıntı özellikle anlatılır.
Kan vardı.
Ama gömlek konuşuyordu.
İşte devlet aklı da böyledir kardeşlerim.
Size rapor getirirler.
Fotoğraf getirirler.
Görüntü getirirler.
Herkes aynı hikâyeyi anlatır.
Devlet bazen tek bir küçük ayrıntıya bakar.
Ve der ki:
“Bu hikâyede bir şey tutmuyor.”
Yusuf kuyudaydı.
Kardeşleri rahatladı.
Hikâye bitti sandılar.
Bitmedi.
Bir kervan geldi.
Su almak için kuyuya kovalarını indirdiler.
Ve kuyudan su yerine...
Yusuf çıktı.
Sonra satıldı.
Kur'an:
“Onu değersiz bir bedelle, birkaç dirheme sattılar.”
der.
İşte burayı unutmayın.
Kardeşlerinin kurtulmak istediği adam...
Bir süre sonra pazarda fiyat biçilen bir köleydi.
Bugün bölgenin merkezine koyduğunuz Anadolu'yu, yıllarca nasıl gördüler?
Avrupa'nın kapısında bekleyen ülke.
Ekonomik krizlerle boğuşan ülke.
NATO'nun güney kanadı.
Ucuz iş gücü.
Pazar.
Geçiş ülkesi.
“Bölgesel güç olabilir ama fazlası değil.”
Yani...
Birkaç dirhem.
Ama Yusuf'un değeri pazarın biçtiği fiyat değildi.
ANADOLU'nun değeri de ona biçilen rol değildi.
Yusuf Mısır'a geldi.
Yeni bir imtihan başladı.
Bu kez kuyu yoktu.
İftira vardı.
Aziz'in evindeki hadise...
Kapılar kapandı.
Yusuf kaçtı.
Gömleği arkadan yırtıldı.
Ve kardeşlerim, ne garip...
Yusuf kıssasında gömlek iki defa delil oluyor.
Birincisinde kardeşlerin getirdiği sahte kanlı gömlek.
İkincisinde arkadan yırtılan gömlek.
İlk gömlek yalanı ortaya çıkardı.
İkinci gömlek iftirayı.
Yani Yusuf'un hayatında insanlar konuşuyor...
Deliller başka şey söylüyordu.
Sonra suçsuz olmasına rağmen zindana girdi.
İşte kuyudan sonra ikinci karanlık yer.
ZİNDAN.
Şimdi tempo burada değişiyor.
Çünkü Yusuf zindana giriyor...
Ama zindanda bile boş durmuyor.
İnsanlarla konuşuyor.
Rüyaları yorumluyor.
Bilgi biriktiriyor.
İnsan tanıyor.
Bekliyor.
Yıllar geçiyor.
Ve sonunda Mısır hükümdarı o meşhur rüyayı görüyor:
Yedi semiz inek.
Arkasından onları yiyen...
yedi zayıf inek.
Yedi yeşil başak.
Yedi kuru başak.
Saraydaki adamlar çözemiyor.
Ve yıllardır zindanda unutulan Yusuf bir anda hatırlanıyor.
İşte tarih bazen böyledir kardeşlerim.
Yıllarca masanın dışında tuttuğunuz adamı...
Kriz geldiğinde ararsınız.
Ama şimdi daha önemli bir tarihî ayrıntı.
Kur'an burada Mısır hükümdarı için “Firavun” demez.
“Melik” yani kral ifadesini kullanır.
Hz. Musa kıssasında ise hükümdar açıkça Firavun olarak anılır.
Bu ayrım yıllardır tarihçiler ve tefsir âlimleri tarafından dikkat çekici bulunur. Yusuf'un hangi Mısır döneminde yaşadığı kesin biçimde belirlenmiş değildir; Hyksos dönemiyle ilişkilendiren yorumlar da vardır. Fakat bizim hikâyemizde asıl önemli olan başka şey:
Yusuf bir devlet krizinin tam ortasında sahneye çıkıyor.
Ve kralın rüyasını yalnız yorumlamıyor.
Devlet planı çıkarıyor.
Yedi yıl üretin.
Tasarruf edin.
Ürünü başağında bırakın.
Depolayın.
Çünkü ardından kıtlık gelecek.
İşte devlet aklı budur kardeşlerim.
Kıtlık başladıktan sonra buğday aramak değil.
Kıtlık gelmeden ambar doldurmak.
HİÇ'in YUSUF DOSYASI'nın tam burasında sayfalar hızlanıyordu.
2000'ler...
Savunma sanayii.
Afrika açılımı.
Körfez.
Somali.
Katar.
Libya.
Kafkasya.
Irak.
Mısır.
Enerji.
Limanlar.
Demiryolları.
İHA'lar.
SİHA'lar.
Donanma.
Diplomasi.
Aşiretler.
Ticaret.
Yeni pazarlar.
Yeni üsler değil sadece...
yeni bağlar.
Ve bütün sayfaların üzerinde aynı mühür:
AMBAR.
İşte şimdi taşlar yerine oturuyor değil mi?
ANADOLU savaş çıkınca hazırlanmadı.
ANADOLU yıllardır hazırlanıyordu.
Çünkü HİÇ başka bir kıtlık görmüştü.
Buğday kıtlığı değil.
DEVLET KITLIĞI.
Irak çökecek.
Suriye parçalanacak.
Libya dağılacak.
Lübnan zayıflayacak.
Gazze yanacak.
Yemen çözülecek.
Kızıldeniz karışacak.
Hürmüz sıkışacak.
Devletlerin boşalttığı yerlere örgütler girecek.
Milisler girecek.
Yabancı ordular girecek.
İstihbarat servisleri girecek.
Ve bölge bir gün yeniden devlete ihtiyaç duyacak.
HİÇ'in hesabı buydu.
Sonra gerçekten kıtlık geldi.
Ve Yusuf kıssasının en sarsıcı bölümü başladı.
Bir zamanlar Yusuf'u kuyuya atan kardeşleri...
Yusuf'un kapısına geldi.
Neden?
Çünkü yiyecek onda.
Düzen onda.
Ambar onda.
Plan onda.
Yusuf onları gördü.
Tanıdı.
Ama onlar Yusuf'u tanımadı.
Şimdi bizim haritayı açın.
Dün ANADOLU'yu dışarıda bırakmaya çalışan KÖRFEZ...
Bugün yeniden masada.
Dün Kahire ile Ankara arasında neredeyse bütün köprüler atılmıştı...
Bugün NİL yeniden masada.
Dün Bağdat başka başkentlerin arasında sıkışmıştı...
Bugün Basra'dan başlayacak yolu ANADOLU'ya bağlıyor.
Dün Şam ile bütün kapılar kapanmıştı...
Bugün yeni Şam'ın askerî ve ekonomik yapılanmasında Anadolu'yu dışarıda bırakan denklem kurmak zorlaşıyor.
Dün “Anadolu bölgeden uzak dursun” diyen çevreler...
Bugün güvenlikte, ticarette, enerjide, savunmada, ulaştırmada ANADOLU'ya ihtiyaç duyuyor.
İşte zafer budur kardeşlerim.
Düşman başkentini almak değil.
Bayrak indirmek değil.
Kardeşini diz çöktürmek hiç değil.
SENİ KUYUYA ATANLARIN, YILLAR SONRA AMBARININ KAPISINA GELMESİDİR.
ŞAH...
Şimdi taş yerine oturdu.
Ama şah-mat henüz değil.
Çünkü Yusuf intikam alabilirdi.
Güç ondadır.
Kardeşleri karşısındadır.
Onları cezalandırabilecek durumdadır.
Fakat yapmaz.
Sonunda:
“Bugün size kınama yok.”
der.
İşte HİÇ bu ayetin altına tek cümle yazdı:
DEVLET HAFIZASIZ OLMAZ. AMA KİNLE DE YÖNETİLMEZ.
Çünkü ANADOLU Şam'ı küçük düşürürse kazanmaz.
Şam'ı ayağa kaldırırsa kazanır.
Bağdat'ı kendisine bağımlı yaparsa kazanmaz.
Bağdat kendi ayakları üzerinde durup Anadolu'yla yol kurarsa kazanır.
Körfez'i tehdit ederse kazanmaz.
Körfez'in parasını kendi coğrafyasının geleceğine yatırmasını sağlarsa kazanır.
Kahire'yi kendisine bağlarsa kazanmaz.
Kahire'yi başka başkentlerin bağımlılığından çıkarıp kendi ağırlığına döndürürse kazanır.
İşte YUSUF PLANI buydu.
Kardeşlerini yenmek değil.
Kardeşlerinin dönmek isteyeceği bir düzen kurmak.
Ve sonra Yusuf kıssasının finaline doğru başka bir mucize gelir.
Hz. Yakup yıllarca Yusuf'un hasretiyle yaşar.
Kur'an onun üzüntüden gözlerine ak düştüğünü anlatır.
Yusuf daha sonra gömleğini kardeşlerine verir:
“Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun; gözü açılır.”
Gömlek gider.
Yakup'un yüzüne konulur.
Ve Kur'an'ın anlatımıyla gözleri yeniden görmeye başlar.
Dikkat ettiniz mi?
Yusuf'un hikâyesi yine bir gömlekle kapanmaya yaklaşır.
Başta sahte kan sürülen gömlek vardı.
Ortada arkadan yırtılan gömlek vardı.
Sonda ise babasının gözünü açan gömlek.
Aynı sembol.
Önce ihanetin delili.
Sonra masumiyetin delili.
En sonunda kavuşmanın işareti.
İşte burada HF ayağa kalktı.
Haritadaki bütün ışıkları yaktırdı.
ŞAM.
BAĞDAT.
NİL.
KÖRFEZ.
HİCAZ.
ANADOLU.
Altı nokta.
Ama bir yer hâlâ karanlıktı.
HF uzun süre baktı.
Sonra YUSUF DOSYASI'nın en arkasındaki mühürlü bölümü açtı.
İçinden tek sayfa çıktı.
Üzerinde yalnızca üç kelime vardı:
GÖMLEK HENÜZ GİTMEDİ.
Kime?
Niçin?
Hangi kapıya?
HİÇ o gece cevabı vermedi.
Çünkü Yusuf artık kuyudan çıkmıştı.
Zindandan çıkmıştı.
Ambarları doldurmuştu.
Kıtlık başlamıştı.
Kardeşleri geri geliyordu.
Ama aile henüz tamamlanmamıştı.
Ve kardeşlerim...
Bir sonraki dosyanın üzerinde devlet adı yoktu.
Tarih yoktu.
Sadece Hz. Yakup'un kıssasından bize kalan bir kelime:
GÖMLEK.
Altında ise küçücük kırmızı bir işaret:
KUDÜS.
(DEVAM EDECEK)
Sabah Namazı Vakti:
ALLAHIN SALİH KULLARINA
SELÂM OLSUN
بِسْـــــــــــــــــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
Allah ﷻ Şöyle Buyurdu;
وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحٖينَ
Allah; o hep salih kullarına velilik eder ve onların korucusudur
[Araf-196
Cümleten Hayırlı Sabahlar
RABBİM sağlık sıhhat ve afiyetler versin
Sevdiklerimizle birlikte sıkıntılardan uzak kazasız belasız huzurlu ve mutlu bir gün yaşamayı cümlemize nasip etsin İNŞALLAH AMİİN 🤲
ÂL-İ İMRÂN 200
“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. Hazırlıklı ve uyanık olun. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”
Allah burada açıkça ne buyuruyor?
DİRENİN.
DÜŞMANINIZDAN DAHA KARARLI OLUN.
TEYAKKUZDA OLUN.
HAZIRLIKLI OLUN.
Bugün bu ayetin Türkiye’nin dört bir yanında, milyonlarca insana Cuma hutbesinde okutulmasının elbette bir sebebi var.
DEVLET BUGÜN SİZE KENDİ CÜMLESİNİ KURMADI.
ALLAH’IN EMRİNİ HATIRLATTI:
BİRLİĞİNİZİ KORUYUN.
UYANIK OLUN.
HAZIRLIKLI OLUN.
Artık susmayın, görmezden gelmeyin!
Bir adım atın, ses olun, bu zulme DUR DEYİN! 🇵🇸
Filistin özgür olmadan, dünyada gerçek anlamda adaletten ve özgürlükten söz edemeyiz.
FİLİSTİN’İ YOK SAYMA!
Gazze’ye Adım Atın!
#StepInToGaza
“Huzur Sokağı” romanıyla gönüllerde müstesna bir yer edinen, kalemi ve mücadelesiyle yakın tarihimizde iz bırakan Şule Yüksel Şenler’i vefatının yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.
Şule Yüksel Şenler, başörtülü kadınların inanç ve değerlerinden taviz vermeden hayatın her alanında var olma mücadelesine öncülük etmiş, cesur duruşuyla bir nesle ilham olmuştur.
Bıraktığı değerli miras, gelecek nesillere ışık tutmaya devam edecektir. Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.