2011 yılından beri çalıştığım, İkinci evim gibi gördüğüm @yildirimilcemem çatısı altındaki memuriyetim 1.9.2023 itibari ile sona erdi. Bundan sonraki iş hayatıma @ferihauyarmtal bünyesinde tarih öğretmeni olarak devam edeceğim.
Doktor Hanımcım…
Bu kadar sahipsiz köpek, ülkenin her yerine, barajından tut tarlasına varana kadar dışkı boşaltırken…
O dışkılar güneşte kuruyor, toz haline geliyor.
İçindeki kist hidatik parazit yumurtaları rüzgârla havalanıp insanların solunum yoluna, yiyeceğine, suyuna doluşurken…
Bana en masumu sebze geldi.
Sebze mi?
Sebze sadece aracı.
Asıl kaynak, kontrolsüz dolaşan o köpeklerin dışkısı.
Yumurtalar toprakta bir yıla kadar canlı kalabiliyor.
Rüzgârla uçuyor, ellere, yiyeceğe, hatta soluduğumuz havaya karışıyor.
Sebzeyi yıkamak tabii ki önemli ama asıl mesele o dışkıların her yere saçılması.
Devletimize bu konuda çağrı yapın…
Bu saçılmayı engellesinler.
@saglikbakanligi@TCTarim@tcbestepe
Tekrarlıyorum;
Kürt meselesi denilen şey, Solcu ve komunistlerin Türkiye üzerinde oynadıkları son oyun. Tutuldukları son dal.
Marksizm diye ağladıkları her şey boş çıktı.
İnsan yüzüne bakabilmek için Kürt sorunu balonunu şişiriyorlar.
Ortada gerçek bir mesele yok.
Eren’in cesareti, Ferhat’ın fedakârlığı bize bu topraklara hangi bedellerle sahip çıkıldığını hatırlatıyor.
Şimdi bize düşen, çocuklarımıza terörün gölgesinin düşmediği bir Türkiye bırakmak.
Terörsüz Türkiye hedefiyle büyüttüğümüz bu umudu, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile vatanını seven, birlik, beraberlik ve kardeşliğine sahip çıkan nesillerle geleceğe taşıyoruz.
Şehit Eren Bülbül evladımızı ve Şehit Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik’i rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Çocuklarımızın haklarını, güvenliğini ve geleceğini bütün değerlendirmelerimizin merkezinde tutuyoruz.
Hedefimiz; yalnızca suç meydana geldikten sonra devreye giren değil, riski önceden gören, çocuğu suça sürükleyen şartlarla mücadele eden, mağdur çocuğu koruyan, adli süreçteki çocuğu rehabilite ederek yeniden topluma kazandıran bütüncül bir çocuk adalet sistemidir.
Gazi Meclisimizin ortaya koyduğu irade açıktır: Hiçbir çocuğumuzu ihmalin, istismarın, şiddetin veya suçun insafına terk etmeyen güçlü bir hukuk düzeni.
İnanıyorum ki bugün attığımız bu adım, yalnızca çocuklarımızın bugününü korumakla kalmayacak; daha güvenli, daha adil ve daha güçlü bir Türkiye’nin yarınlarına da sağlam bir temel teşkil edecektir.
Kanunun ülkemize, aziz milletimize ve bütün çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
📍TBMM Genel Kurulu
Çocuklarımızın üstün yararını esas alan “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.
Çocuklarımızı koruyan, haklarını güçlendiren ve geleceğe daha güvenle hazırlayan Kanunun ülkemize, milletimize ve tüm çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Minguzzi Yasası (Çocuk Koruma Kanunu) TBMM’de kabul edildi ve kanunlaştı.
Türk milletine hayırlı olsun. 🇹🇷
Yasemin Minguzzi'nin kararlılığı hepimize örnek olsun.
Kararlı ve örgütlü olursak kötüler başaramaz.
Tanrı ülkemizi ve çocuklarımızı korusun. 🙏🏻
TEK BİR ÇOCUĞUMUZU BİLE KÖTÜLÜĞÜN PENÇESİNE TERK ETMEYECEĞİZ! 🇹🇷
Geleceğimizin teminatı evlatlarımız için kaybedecek tek bir saniyemiz yok.
Bir çocuğu korumak, bir nesli korumaktır. Bir nesli korumak ise Türkiye’nin yarınlarına sahip çıkmaktır!
Annelerin endişesi, babaların adalet arayışı ve milletimizin gür sesi; devletimizin vizyonunda devasa bir ortak vicdana dönüştü.
Çocuk Koruma Kanunu; sessizlerin kazanımıdır, Devletimiz bu sesi duymuştur!
Bu yasa sadece cezalandırmıyor; suça giden yolu kesiyor, riski önceden görüyor ve evlatlarımıza kalkan oluyor.
Tehdit değişir; koruduğumuz emanet değişmez: Gözümüzden daha kıymetli ÇOCUKLARIMIZ.
Valilerimiz, kaymakamlarımız ve tüm kolluk birimlerimizle SAHADAYIZ.
Hedefimiz suç zincirinin son halkasını yakalamak değil, ilk halkasını kırmaktır!
Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde, tek bir evladımızı dahi karanlığa bırakmayacağız.
Emeği geçen herkese teşekkür ediyor; kanunun milletimize ve evlatlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
TBMM’de kabul edilen ve
15 yaşından küçük çocuklar için sosyal incelemenin zorunlu hale getirildiği, çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına karşı mücadelenin sıkılaştırıldığı ve silahların çocukların eline geçmesine yol açan ihmallere hapis cezası getiren yeni düzenlemeyi olumlu buluyor, bilhassa doğum oranlarının rekor düşük seviyeye indiği günümüzde çocuklarımızı korumak için her türlü mücadeleyi vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bugün kalem tutan da kazandı!
Zamanında o çarpık sistemi savunanlara tek bir soru sormuştum: "Benim çocuğumun çocuk olduğu, sadece eline bıçak aldığında mı hatırlanacak?"
Bugün, bu sorunun cevabı nihayet verildi. Ahmet Minguzzi Kanunu kabul edildi ve yasalaştı! Bugün, sadece suça sürüklenenlerin değil; eline kalem alan, okula güvenle gitmek ve evine sağ salim dönmek isteyen çocuklarımızın da hakları olduğu devlet tarafından tescillendi.
Bu zafer; "çocuğun üstün yararı" masalını sadece failler için işletip, toprağa verilen çocuklarımızı görmezden gelen o çürük zihniyete karşı kazanılmış bir yaşam hakkı zaferidir. Kanunların artık sadece dürüst insanlara işlemediği, suçu meslek edinenlerin ve onları suça iten ailelerin "SSÇ" zırhının arkasına saklanamayacağı yeni bir dönemin başlangıcıdır.
O gün de söylemiştim, bugün bir kez daha tekrar ediyorum: Bizim talebimiz asla bir intikam değildi. Bu, elinde kalem tutanların, elinde bıçak tutanlara kurban edilmemesi için attığımız haklı bir feryattı.
Çok şükür ki sesimiz duyuldu. Namuslu insanların çocukları için "yaşamak", artık sadece o karanlık sokaklarda hayatta kalmaya çalışmaktan ibaret olmayacak.
Adalete inanan, bu mücadeleye omuz veren herkesin gözü aydın olsun!
YETMEZ AMA EVET! 👏🏼
#MinguzziYasasıTariheGeçti
286 sıra sayılı kanun teklifi kabul edilmiş ve Çocuk Koruma Kanunu çıkmıştır. Tüm evlatlarımızın ruhu şâd oldun. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun… 🇹🇷💪🏻
#AhmetÇiçeğinBaşardı#MinguzziYasasıTariheGeçti 🪽🛹
"Ahmet Minguzzi Kanunu"na Karşı Çıkan "SSÇ" Savunucularına:
Sizler, faillerin yaşını ve haklarını savunurken kamuoyunun vicdanını kanatıyorsunuz. Size tek bir sorum var: Bu ülkede tek çocuk, suça sürüklenen çocuk mu? Ölüme sürüklenen, toprağa verilen çocuklar için neden hiçbir isyanınız yok?
Yani benim çocuğumun "çocuk" olduğu, sadece eline bıçak aldığında mı hatırlanacak?
"Çocuklar hapishanede çürümesin" diyorsunuz. Peki benim çocuğumun okulda güvenle okuma garantisi neden yok? Neden sokakta yürüme özgürlüğü, evine öldürülmeden, sağ salim dönme garantisi yok?
Yaşamak sadece nefes almak değildir ama sizin savunduğunuz bu sistem yüzünden, namuslu insanların çocukları için yaşamak sadece "hayatta kalmaya çalışmaktan" ibaret hale geldi.
Neden eline kalem alan, kendi halinde bir hayat kurmaya çalışan çocukların hakları için kimse bir şey yapmıyor? Çocuğunu ihmal eden, suça iten, aç bırakan aileler yargılanmıyorken; iş cinayete gelince mi "Onlar daha çocuk" diyorsunuz? "Çocuğun üstün yararı" masalı, yaşama hakkı ellerinden alınan bizim çocuklarımıza hak değil mi?
Şunu artık kabul edin: Savunduğunuz bu sistem, kanunların sadece namuslu insanlara işlediği, namussuzların ise "SSÇ" zırhıyla korunduğu çarpık bir düzendir.
Ahmet Minguzzi Kanunu talebi bir intikam değil; elinde kalem tutanların, elinde bıçak tutanlara kurban edilmemesi için atılmış haklı bir feryattır.
@oguzzatsiz Av. Ersan Barkın:
Çocukların işledikleri suçların nitelikleri bakımından yetişkin gibi yargılanmasına karşı olanların önemli kısmı; çocukların yakın oldukları,bağlı oldukları,emir aldıkları suç örgütlerinin hazırlık kampı olarak çocukları kullanan örgütlerin temsilcileri"
😡
Yusuf Bey, maalesef zekasına ve müktesebatına haksızlık ediyor. Her paylaşıma böyle atlamak kendisine zarar verir. Sözkonusu belge, aleyhte yorumlanacak vasıfta değil. Daha da acısı şu: Cavid ve Cahid Beyler bu esnada sekter İttihadçı liderlerin hışmına maruz kalan iki isim. İkisi de I.Dünya Harbi'ne girişe karşı çıkmış ve bu sebeple neredeyse hain olarak görülmüştür. Hatta Dr. Nazım, "çıfıt" ve "dönme" diye tahkir ettiği Cavid'e "başımıza gelen belaların sebebi sensin, şimdi kalkmış bize muhalefet ediyorsun" demektedir. Bu durumda Almanlar eğlence masasında ve bugünkü tabirle "sigarasına" oynadıkları bir oyunda isterse gerçek kumar oynayıp markları ortaya saçsınlar, ne kazanacaklar ki? Yahu Allah'tan korkun, Almanların çoğu I.Dünya Harbi'nde Osmanlı'yı müttefik kabul ettiği imparatora isyan ediyor. Bilhassa maliyeciler "Osmanlı bizi soyuyor" diye feryat ediyor. Hakikaten de Mütareke ertesi Alman borçlarının üzerine yattık, bu borçlar silindi. İttifaka ihtiyacı olan da Almanlar değil bizdik. Kimse Osmanlı'nın yüzüne bakmıyor, onunla bir ittifaka tenezzül etmiyordu.
Talat'a, İTC'ye, İttihadçılara söverken, iftira atarken hiç olmazsa biraz mantık ve vicdan gerekmez mi?
Mütareke ertesi San Remo'da bize dediler ki "savaş sizin yüzünüzden uzadı, oysa biz size ittifak halinde garanti vermiştik, bu sebeple cezanızı çekeceksiniz". Merhum, mağfur şehidimiz Said Halim Paşa der ki "ittifak halinde verilen hiçbir sözün kıymeti yoktur. Biz İngiltere, Fransa ve Rusya'dan ayrı ayrı toprak bütünlüğümüzü garanti etmelerini talep ettik, reddettiler çünkü ne niyetleri bize garanti vermek değildi. İttifak her an dağılabilir, o zaman kolayca 'biz ittifak olarak söz vermiştik' diyebilirler". Ağzımızı bozmayalım ama bu İtilaf Devletleri yaptıkları orospu çocukluğunu çok iyi biliyorlardı.
Kaldı ki I.Dünya Harbi'ne girmemiş kim vardı da biz girmeyecektik? İtilaf devletlerinin birbirine bağışladıkları, paylaşım konusu yaptıkları topraklar, Osmanlı toprakları iken biz nasıl olacak da savaş dışında kalacaktık? Şayet Osmanlı, Almanya ile ittifak etmemiş olsa, İtilaf devletlerinin tuzağına düşse, savaş harici kalsa, Rus ordusu Ermeni birlikleriyle Kayseri'yi geçip biraz daha Batı'ya ilerler, bu esnada hiçbir Müslüman da katliamdan kurtulamazdı çünkü "Müslüman keserek toprak kazanma, bağımsız olma sırası" Ermenilere gelmişti. İlginçtir, Talat ve İTC'nin harbe giriş kararı tehciri kolaylaştırmış ve böylece Anadolu kıyamete kadar Türk-İslam yurdu olarak kalmıştır. Bu sebeple başta Kürtler olmak üzere Vilayat-ı Sitte (bugün alan olarak Türkiye'nin 1/3'üne tekabül ediyor, Kayseri de kimi kez müstakil sancak olsa da Sivas hasebiyle Vilayat-ı Sitte'ye dahildi)Müslümanları bekalarını Talat ve İTC'ye borçludur.
Osmanlı Devleti'nin en uzun süreli padişahı olan Abdülhamid, hariciye nazırlarını ve büyük devlet sefirlerini çoğu zaman gayrimüslimlerden seçerdi. Bunun yanında hariciyede içki ve hafif kumara da izin verirdi. Uluslararası bilgilerin kumar ve içki masasında da alındığı olurdu çünkü. Hariciye ve istihbarat bazen fahişe de kullanır. Abdülhak Hamid'in kumar ve içki parasını değil çapkınlık parasını da hariciye ve kimi zaman da Yıldız karşılardı.
Cavid ve Cahid Fransa'ya yakın, Almanlara ve Osmanlı'nın I.Dünya Harbi'ne girişine karşı idi. Talat ileride lazım olur diye bunları hepten dışlamadı.
Yusuf Bey, İTC aleyhindeki her sosyal medya paylaşımına atlamamalı. Fakirin X'te paylaştığı videosunu izlemiş, kitabını da okusun, ikna olacağı kanaatindeyim.
Not:1- Wangenheim, İttihadçılardan nefret eden, Osmanlı'nın Balkan Harbi'ndeki rezaleti sebebiyle l.Dünya Harbi'nde Almanya'ya yük olacağını iddia eden ama imparatorun ısrarı sebebiyle yumuşamış biridir. Her elçilik yazışması kıymetli değildir. Zurcher bir makalesinde Hollanda elçilik yazışmalarının nasıl boş olduğunu göstererek istihza ederdi.
2-Abdülhamid'in annesi Ermeni idi diye yazanlara ana-avrat küfür edenler, sıra Enver'in Yahudi olduğunu yazanlara gelince itibar ediyor. Yazık, ayıp, günah!
Türkiye yakında Türki Cumhuriyetler ile de savunma anlaşması yapacaktır.
Dünyadaki en çeşitli ve komplike müttefiklik şeması ortaya çıkıyor.
Bu diplomasiyi yönetmek için,
Beştepe, Ay Yıldız gibi altyapı yatırımlarının olması zaruridir.
Herkes boşa harcanan para gözüyle bakarken,
CB Erdoğan adım adım hazırladı ülkeyi.
KUMARBAZLARIN ŞAHI OLARAK TALAT!
İttihadçıların Taşnaklarla bir dönem ittifak ettiği malum. Namlı katil ve komitacı Ermenilerin çoğu da Taşnak idi. Bunların bir kısmı Talat'ın içki ve kumar masası arkadaşı idi. Talat'ın kumarı ya eğlence ya da sembolik (sigarasına, hesabına) oyun idi çünkü Talat hep parasız biri idi. Müslüman ve Türkler de zengin olmalı diyerek birçok kişiyi zengin eden Talat, paraya köpek muamelesi yapardı. Talat, aynı zamanda para ile satın alınamayacak ya da paraya kul-köle olmayacak insanların da şahı idi.
Balkan Harbi'nde tarihimizin en rezil, en haysiyetsiz, en şerefsiz hezimetini yaşamış, namusumuzu koruyamamış, birçok Müslüman Türk kadın ve kız Yunan, Bulgar ve Sırp orospu çocuklarının tecavüzüne maruz kalmıştı.
Talat, itirafsa itiraf, Balkan Harbi'nden sonra bambaşka biri olmuştur. Artık elde kalan toprakları ne pahasına olursa olsun koruyacaktır. Fakat ahmak Ermeni liderler bunu idrakten acizdi. "Oh oh tam zamanı, Osmanlı'yı bir daha bu halde yakalayamayabiliriz, hasta yatağında düzülür" diyerek büyük devletleri devreye sokup Ermeni bağımsızlığı en azından özerkliği için harekete geçtiler. Talat, Ermeni liderlere hem bizzat hem de aracılar vasıtasıyla adeta yalvardı, "yapmayın, etmeyin" dedi. Maalesef o esnada uluslararası konjonktür aleyhimize olduğu için Talat ve İTC, büyük devletlerin tehdit ve tazyikine boyun eğdi ve Ermeni özerkliği manasına gelen Yeniköy Anlaşmasını imzalamak mecburiyetinde kaldı.
Talat, kindar mıydı bilinmez ama asla unutacak biri değildi. Ermeni özerkliği projesi ufak ufak tatbik edilirken OSMANLI için bir mucize oldu ve I.Dünya Harbi çıktı. Talat, zamanı gelince düğmeye bastı. Pera'da Ermeni komitacı liderlerle akşam yemeği yerken, içki ve kumar masasında şen-şakrak vakit geçirirken Emniyet siyasi kısım amiri Mustafa Reşid Mimaroğlu listesini hazırladığı tehlikeli ama çoğu komitacı Ermeni liderleri toplamak için son hazırlıkları yapıyordu. Talat, kumar oynadığı Ermeni liderlere kumarbazlığını göstermiş, renk vermemişti. Bu sebeple hepsi gafil avlandı. Sadece Vartekes uyanık çıkmış, olacaklardan haber almış, Hüseyin Cahid'i şefaatçi yapmıştı. Talat'a "ben eski Vartkes değilim, karım, çocuğum var, Talat beni bağışla" demişti. Talat yine de bağışlayıcılığını göstermiş ama Vartkes nedense kaçmamıştı.
Büyük kumar ustası Talat, 24 Nisan'da hepsi de Ermeni bağımsızlığı için çalışan, tehlikeli çoğu komitacı Ermeni liderleri derdest ettirmişti. Ermenilerin niçin yollarda onbilerce masumun öleceği tehcir karar tarihini değil de tek bir Ermeninin burnunun kanamadığı 24 Nisan tarihini "soykırım tarihi" olarak kabul ettikleri herhalde anlaşılmışt��r. 24 Nisan, Talat'ın Ermeni istiklal ve imtiyazı düşüncesi, planı ve kararlarını paramparça ettiği tarihtir.
Kumar deyip geçmemek lazım.
Talat, sen "münci-i millet ve memleketsin". Bunu sana bir İslamcı diyor, sakın unutma!