BU YÖNTEM VE ZİHNİYET, KULÜPTEN DEFOLUP GİTMELİDİR!
Bu itiraf bu işe karışanlar açısından utanç belgesidir.
Bu hırs ve gözüdönmüşlük insana her şeyi yaptırır.
2007'de hırsızlıkla suçlayıp kulüpten ihraç ettirdiğin Sadettin Saran'ı, 2025 yılında Truva Atı olarak kullanıp başkan seçtirir!
Sonra herkesi aptal yerine koyarak, tekrar suçlattırır!
Her zaman söyledik söylüyoruz.
İmza sürecinin her aşamasında Aziz Yıldırım ekibinin rolü ve katkısı vardır.
Bu sekiz yılda taraftar manipüle edilerek, satılık olanlar satın alınarak, şimdi çok şikayet edilen youtube kanalları ve yorumcular aracılığıyla kulüp sabote edilmiştir.
Bir yandan TFF de ki "ceketsiz dostlar" kullanılarak kulüp sıkıştırılmıştır.
Fenerbahçe'nin son 8 yılı, Fenerbahçelilerden oluşan bir komisyon tarafından araştırılmalı ve tüm sorumlular Fenerbahçe'den ihraç edilmelidir!
KONGRE
Dünkü Genel Kurul’a yalnızca bugünün tartışması olarak bakmak eksik olur.
✔️ Seçim sürecinde Sadettin Saran’ın, Aziz Yıldırım tarafından “Ali Koç’un karşısına çıkarılan tavşan aday” olarak nitelendirildiği tartışmalar yaşandı. Ardından Saran ve yönetimi göreve geldi.
✔️ Sonrasında Aziz Yıldırım ve imza veren üyeler tarafından 9 bin imza toplanarak olağanüstü genel kurul süreci başlatıldı. Ancak bu süreçte sonradan yapılan üyelikler de önemli bir tartışma konusu oldu. Bu üyelerin oylarıyla Aziz Yıldırım, Hakan Safi karşısında seçimi kazandı.
Bugün ise aynı sürecin tarafları Genel Kurul kürsüsünde birbirlerine çok ağır ifadelerle karşı karşıya geldi.
✔️ Aziz Yıldırım’ın Saran yönetimine yönelik “paraları aldınız, yediniz” şeklindeki ağır suçlamaları ve “ibra etmeyeceğim” açıklaması tartışmanın dozunu daha da yükseltti.
Fakat günün sonunda dikkat çekici bir değişiklik yaşandı:
“İbra etmeyeceğim” denildi, ardından “birlik ve beraberlik” gerekçesiyle ibra edildi.
Saran yönetiminin ilgili dönemi Genel Kurul tarafından ibra edildi.
Burada artık kişisel tartışmaların dışına çıkmak gerekiyor.
Bir yönetim hakkında “paraları aldınız, yediniz” deniliyorsa bunun karşılığı hakaret değil, belge olmalıdır. İddia varsa belge ortaya konulmalı; belge yoksa ağır ithamların gerekçesi açıklanmalıdır.
Aynı şekilde “ibra etmeyeceğim” denildikten sonra ibra yönünde oy kullanılıyorsa, bunun gerekçesi de Genel Kurul üyelerine açıkça anlatılmalıdır.
Çünkü ibra bir kişisel barış jesti değil, mali ve idari sorumluluğa ilişkin kurumsal bir karardır.
Ancak Fenerbahçe’de asıl dikkat çeken çelişki yalnızca ibra meselesiyle sınırlı değil.
✔️ AKP’li bakanlara ve iktidar temsilcilerine bolca övgü, teşekkür ve yakınlık gösterilirken; kulübün kendi evlatlarına, eski yöneticilerine ve camianın içinden gelen isimlere en sert müdahalelerin yapılması ciddi bir soru işareti doğuruyor.
✔️ Aynı şekilde TFF’ye, MHK’ye ve hakem kararlarına karşı çoğu zaman sessiz kalınırken, camia içindeki eleştirilere karşı son derece sert ve tavizsiz bir tutum sergilenmesi de açıklanması gereken bir çelişkidir.
✔️ İktidar temsilcilerine karşı övgü, camia evlatlarına karşı sertlik; TFF, MHK ve hakemlere karşı suskunluk neyin karşılığıdır?
Bu tutum bir strateji ise camiaya anlatılmalıdır. Bir zorunluluk ise gerekçesi açıklanmalıdır. Fakat Fenerbahçe’nin kendi insanlarına karşı gösterilen sertliğin, kulübün haklarını savunması gereken kurumlara karşı gösterilen sessizlikle yan yana gelmesi kabul edilebilir değildir.
Diğer tarafta ise uzun vadeli projeler ve yetkiler var.
Müze, Metin Aşık binası, Maltepe Futbol Akademisi, stat kapasite artışı, üniversite ve diğer projeler…
Projelerin kendisine değil, nasıl finanse edileceğine ve kulübün mevcut mali yapısına etkisine bakmak gerekiyor.
Kulübün milyarlarca liralık yükümlülükleri varken sorulması gerekenler son derece basit:
Toplam maliyet ne?
Kaynak nereden gelecek?
Finansman modeli ne?
Geri dönüş süresi ne?
Hangi sözleşmeler yapılacak?
Risk gerçekleşirse sorumluluğu kim üstlenecek?
Fenerbahçe elbette büyük hayaller kurabilir.
Ama hayal başka, fizibilitesi ve finansmanı hazırlanmış proje başka.
Üstelik görev süresi sınırlı bir yönetimin, gelecek yönetimleri ve kulübün uzun vadeli kaynaklarını etkileyebilecek projeler için geniş yetkiler istemesi, Genel Kurul’un daha fazla bilgi istemesini gerektirir.
Bugün salonda üye sayısının önemli ölçüde azalması ve kritik kararların daha sınırlı bir katılımla alınması da ayrıca düşünülmeli.
Sonuçta mesele Aziz Yıldırım mı, Saran mı, başka biri mi değil.
Mesele Fenerbahçe’de hesap verebilirlik kültürünün gerçekten işletilip işletilmediğidir.
9 bin imza ile başlayan süreç, sonradan yapılan üyelikler, Aziz Yıldırım’ın Hakan Safi karşısında kazandığı seçim, kürsüdeki ağır sözler, “ibra etmeyeceğim” açıklaması, sonrasında gelen ibra, iktidar temsilcilerine yönelik övgüler, camia evlatlarına yönelik sertlik ve TFF, MHK ile hakemlere karşı sessizlik aynı soruya çıkıyor:
Fenerbahçe’de gerçekten hesap mı soruluyor, yoksa hesaplaşmalar kişilere ve güç dengelerine göre mi şekil değiştiriyor?
Bugünün Fenerbahçesi’nin ihtiyacı çok açık:
Daha az kişisel hesaplaşma; daha çok belge.
Daha az slogan; daha çok rakam.
Daha az hayal; daha çok fizibilite.
İktidara karşı daha fazla bağımsızlık; camia evlatlarına karşı daha fazla adalet.
TFF, MHK ve hakemlere karşı daha fazla cesaret; kendi insanlarına karşı daha fazla saygı.
Ve en önemlisi: Kim yönetirse yönetsin, gerçek anlamda hesap verebilirlik.
Çünkü Genel Kurul’un asıl gücü birilerini alkışlamak veya yuhalamak değil;
Fenerbahçe adına hesabı sormaktır.
Sezgin ⚓️
@szgozbk