Muhaliflerin, İslâm'a ve mütedeyyin insanlara mesafeli olanlarının hiçbir zaman anla(ya)mayacağı bir travmadır bu ve benzeri yaşanmışlıklar...
Hâlâ aynı kafayla "muhalefet" etmede ısrarcı olmaları ise siyaset biliminin değil psikiyatrinin çalışma alanına girer...
O OKUL MÜDÜRÜ O CÜMLEYİ KURMASAYDI MUHALİF OLABİLİRDİM
Gazeteci Cüneyt Polat:
Ben Tayyip Erdoğan neredeyse oradayım. Yani bu benim için tartışmaya açık değil sorgulamaya açık değil çok net. Neden çok net?
Ben Bağcılar'da doğdum büyüdüm. Bağcılar benim doğduğum büyüdüğüm zamanlarda bir şeydi köy kıvamında bir yerdi. Bakırköy'e bağlıymış hatta benim kimlikte hala Bakırköy yazar doğum yeri diye. Ve Bağcılar'da çok muhafazakar bir ailenin içinde büyüdüm.
Yani işte her pazar günü Yenibosna Aksa Camii'nde Cübbeli sohbetlerine gidilen bir atmosfer vardı bizde gidilmeyen gün yoktu.
Öyle ben hadi İmam Hatip'e aile ailem karışmadı asla yani babam hiç karışmadı, sıfır. Onun hikayesi aslında neden benim Tayyip Erdoğan dediğim şey onun hikayesi onu anlatayım.
Yenibosna Aksa Camii'ne gideriz Cübbeli işte her pazar günleri şey anlatır. Cennet var, cehennem var, huriler var, herkes işte cennete gider, gidersen bunlar var, ödüllerim var falan. Ben 13 yaşındaydım 5 + 3 o zaman eğitim sistemi vurdu.
Evet 5 + 3 ilk seneydi ve ben biz Bostancı'ya taşındık. Babam devlet memuruydu. Orada bir tane bir binanın bir katında lojman dairesi verdiler. Yönetici oldu ve oraya taşındık. Şimdi Bostancı'ya taşınınca hikayem değişti. Tamamen değişti şimdi Bağcılar'dan Bostancı Sosyolojik olarak devasa farkı var. Yani bu yaşamayan ve o dönüşümü çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyenlerin belki çok anlayamayacağı bir şey özellikle o dönemler.
Yani 99'dan bahsediyorum.
Şöyle bir şey oldu ben Bostancı'ya ilk taşındığım zaman çok şeyi orada gördüm onu söyleyeyim yani. Hani Bağcılar'daki kültür yaşayış şekli Bostancı'yla kıyaslanamaz. Hangisi doğru hangisi yanlış açısından söylemiyorum. Bostancı ilköğretim okulunda 6. sınıfa yazıldım. Okulun ilk günü annem de okul bahçesinde annem tesettürlü. Okul bahçesindeyiz sıradayız biz 4 erkek kardeşiz o zaman üçümüz okula gidiyoruz ve üçümüz sıralardayız. Okul müdürü aldı eline mikrofonu dedi ki okulumuzun bahçesinde dedi Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olmayan kıyafetleri ile bulunan veliler okulumuzu terk etsin dedi. O zamanlar okullarda güvenlik yoktu böyle bekçi amcalar vardı. Ben sıradayım. O bekçi amca geldi annemin yanına kadar annemi "dışarı alabilir miyim sizi" dedi.
"Hanımefendi dışarı çıkın" dedi. Yani kibarca alabilir miyim falan değil yani. Annemi dışarı çıkarttı.
13 yaşında bir çocuğum. Okul sırasındayım. Okul müdürünün biri eline alıyor mikrofonu ve diyor ki Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olmayan kıyafetleri ile okulumuzun bahçesinde bulunan veliler okulumuzu terk etsin diyor.
Bugün yok ya abartıyor diyebilir gençler ama Türkiye böyle bir ülkeydi ve 13 yaşında olduğunuzu düşün.
Benim annem çıktı. Ya ben o günü hiç unutmam. Benim hayatımı 13 yaşında şekillendiren bugün belki ben muhalif olabilirdim. O okul müdürü o cümleyi kurmasaydı ben bugün muhalif olabilirdim yani.
فيديو متداول في كولومبيا..
طالب يبلغ من العمر 8 سنوات معلمته في المدرسة عرفت أن عائلته ما قدروا يحتفلون بعيد ميلاده بسبب ظروفهم المادية وقامت المعلمه هي وزملاءه في الفصل بجمع مبلغ مالي ونظموا حفله له داخل الفصل واشتروا له الهدايا وعندما دخل الفصل وجد المفاجئة!
Daha önce de ülkemize ABD Başkanları geldi. Ama günlerdir tüm haber kanallarında, kalacağı otel ve bindiği uçakla ilgili ayrıntılar...
Şimdi de tüm kanallarda uçağının anlık olarak nerede olduğunu gösteren görüntüler vs.
Trump diğerlerinden daha mı Başkan?
Hayırdır!
#NATOsummit
"Gariptir insanoğlu: Kur'an okumaz, namaz kılmaz, dua etmez;
sonra da 'Mutlu olamıyorum.' der.
Oysa bilmiyor ki;
▪️ "Bilesiniz ki gönüller ancak Allah'ı zikrederek huzura kavuşur" (Rad Suresi 28.Ayet)
Sonará duro, pero tu clase social se nota en cómo bajas de un vehículo:
🥉 Clase baja
· Sales con prisa
· Cierras la puerta de un portazo
· Empiezas a caminar antes de comprobar si llevas todo
· Miras el móvil nada más bajar
→ Vas con prisas. No con presencia.
🥈 Clase media 👇
Kime haksızlık yapılırsa yapılsın, haksızlığa uğrayanın yanında olmalıyız !..
— İslamiyet nazil olmadan, yani Hz. Peygamber’e peygamberlik gelmeden Mekke’nin ileri gelenleri ile bir araya gelip bir yemin ediyorlar. Buna göre Mekke’de dini, mezhebi, aşireti ne olursa olsun, kime haksızlık yapılırsa yapılsın hepsi güç birliği yaparak haksızlığa uğrayan kişi veya kişilerin arkasında duracaklar.
— Bunun adı Hilfu’l-Fudul’dur.
— Peygamber olduktan sonra sahabeler kendisine soruyorlar:
“Ya Resulullah, siz hala bu müessesenin arkasında mısınız?”
— Cevap “Evet”tir.
İnsanlar, düşünceleri ve inançları itibarıyla, içinde bulundukları toplumun egemenleri ile ters düştüklerinde kınanmakta, muaheze edilmekte ve hatta cezalandırılmaktadır. Bu kınama ve muahezenin süreklilik arz etmesi ve hatta katlanılabilir olmaktan çıkması, kişileri içinde yaşadıkları toplumu terk etmeye mecbur bırakmaktadır.
Örneğin Sümela Manastırı, inanç hürriyetinin tanınmamasının bir eseridir. Hz. İsa’nın aracılık ettiği mesajlar Roma İmparatorluğunda önce “tehlikeli” kabul edilmiş; bunlara rağbet eden insanlar, takibata ve baskıya maruz bırakılmıştır. Bu takibat ve baskının etkisiyle insanlar hayatlarını ulaşımı güç, ücra yerlerdeki mağaralarda sürdürmek mecburiyetinde kalmışlardır.
Hz. İsa’nın aracılık ettiği mesajları kabul eden insanlar, önceleri güneydeki dağlık bölgede, ormanların içinde bulunan, erişimi imkânsız ücra mağaralarda hayatlarını idame ettirmişlerdir. Bilahare Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunda “resmî din” olarak kabul edilmesi üzerine, bu mağaralarda şapel olarak yapılaşma süreci başlamış ve uzun yıllar sonra bugünkü manastır ortaya çıkmıştır.
Kur’an’da yer alan “Mağara Arkadaşları” (“Ashabı Kehf”, “Ashab-ı Qehf ve Rakîm”) hikâyesi, bu durumun bir örneğidir. Söz konusu hikâye, başta Tevrat olmak üzere çeşitli dini kitaplarda ve hatta halk arasındaki söylencelerde efsanevî bir üslupla anlatılmaktadır. Hikâyenin efsane yönü ön plana çıkınca, bununla insana verilmek istenen mesaj unutulmaktadır.
Kur’an’daki anlatımı itibarıyla söz konusu hikâye ile verilmek istenen mesajlar şu şekilde özetlenebilir:
1) Kişisel çıkar hesabı olmadan doğruların savunucusu olan insanların, içinde yaşadıkları toplumun egemenleri tarafından muaheze edilmesi, baskıya maruz kalması ve cezalandırılması, sosyolojik bir gerçektir.
2) Doğruların savunucusu olan insanlar, sadece Allah’a dayanıp güvenmelidirler (18[Qehf], 10). Bu inanç ve güven, onların direnme ve dayanma gücünü artırır (18[Qehf], 14).
3) Mesajın özünü kavrayamayanlar, bu efsanevî hikâyelerin yaşandığı kabul edilen belli mekânları özel “mabet” ittihaz etme yolunu tercih etmektedirler (18[Qehf], 21).
@neyikaybettik Kötünün iyi, çirkinin güzel, korkağın cesur, hainin kahraman, alçağın saygıdeğer, zalimin mazlum, gaddarın sevgi pıtırcığı, cahilin âlim, fitnecinin arabulucu gibi gösterildiği öyle bir iklim oluşmuş ki Aslıhan Hanım gibi makûl birini görünce, duyunca şaşırıyoruz artık...
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
@DzIcerken@diaspora_turk Herkes kendine bir "zenci" bulma arayışında🤷🏻♂️
Bu cahil kardeşimiz de oryantalist önyargısıyla Almanların "üstünlüğünü" kabullenmiş ve kendine "öteki" olarak Arap, Afgan ve Afrikalıları bulmuş. 🤦🏻♂️
Ezilenin ezme şehveti dedikleri bu olsa gerek...