Eski spor spikerleri, Bosna Hersek gibi kardeş ülkeleri sanki bizim milli takımımız gibi coşkuyla anlatırdı. TRT ekolünün o hem duygusal hem de kurumsal, ağırbaşlı bir havası vardı.
Şimdi ise spikerler İsviçre gole giderken bile aynı heyecanla anlatıyor. Eski samimiyet bitti; yerini tamamen oyuna odaklanan, çok daha serbest ve rahat bir tarza bıraktı.
Doğru olan hangisi?
İran'a yönelik siyonist saldırının bitmesini bütün gönlümle kutluyorum.
Bu savaşı bombaların altında meydanları bırakmayan İran Halkının kazandığını düşünüyorum.
Molla Rejiminin bu olan bitenden kendine dersler çıkaracağını da umuyorum.
Selam olsun kardeşimiz İran'a...
#İran
Bizde ünlüler hep pohpohlanmak istiyor...
Milli Takım da saçlarının, başlarının eleştirilmesini istemiyormuş...
Yahu o saçları, o süsleri konuşulsun diye yapmamış mıydınız?
https://t.co/lto9jDnKBA
Dünya Kupası’nda sömürgecilerle eski sömürgelerin oynadığı maçlar bir spor müsabakasından daha ötesidir. Sahada tarihin gölgeleri de mücadele etmektedir. Spor müsabakaları da politik bir mücadele alanıdır.
Bugünkü yazım:
“Sömürgecinin Takımını Tutmak”
https://t.co/MoGT5dF2DA
Eşimin, biz evlenmeden önce bir erkeğe merhaba dediğini öğrendim. O günden beri merhaba derken inanılmaz rahatsız oluyorum. Eşimin, öyle özel bir ortamda başka birine selam verdiğini bilmek dahi midemi bulandırıyor. Artık evde sadece zorunlu olduğum için selam veriyorum.
Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi’nin milli takım başarılarını kıyaslamak, ülkelerinde gördükleri taban tabana zıt muamele nedeniyle adil değildir. Messi, Arjantin’de tüm takımın etrafında kenetlendiği, koşulsuz saygı gören ve el üstünde tutulan bir "kral" konforuna sahipken; Ronaldo, Portekiz’i yıllarca sırtlamasına rağmen kendi medyasında ve kamuoyunda sürekli acımasızca eleştirilen, adeta taktiksel bir "yük" gibi görülen bir baskı altındadır. Dolayısıyla, arkasında sonsuz bir sevgi iklimi bulan bir liderle, kendi evinde bile sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılan bir diğerini aynı kefeye koymak doğru olamaz.
Kralsın @Cristiano
İstanbul’da metrolarda yankılanan o "YKS adaylarına sınavdan 2 saat öncesi ve sonrası ücretsiz ulaşım" anonsu, dışarıdan bakınca jest gibi duruyor ama neresinden tutsan elinde kalıyor. "İsrafı bitireceğiz" diye gelip, halka yapılacak en temel hizmeti bile algı oyununa çevirmek tam olarak bu işte.
Bir kere İstanbul’da yaşıyoruz; hafta sonu sınav çıkışı o milyonlarca insanın yarattığı izdihamı, trafiği, metrolardaki kuyrukları geçtim, adayın sınavdan çıkıp bir lavaboya gitmesi bile zaten o süreyi bitirir. Bu şehirde 2 saatte kim, nereye, nasıl dönecek?
Daha da komiği, uygulamayı yapanların sınav sisteminden haberi yok. YKS’de sınav giriş belgesi sınav salonunda gözetmenler tarafından toplanıyor. Yani öğrencinin elinde dönüş yolunda turnikede gösterebileceği bir belge kalmıyor! Ne yani, çocuklar yanlarında ikişer tane mi belge taşıyacak?
Sınav günü öğrencilere ve ailelerine süre sınırı koymadan, tam gün ücretsiz ulaşım sağlamak bir "israf" değil, belediyenin yapması gereken en temel görevdir. Reklama, şova bütçe bulurken gençlerin üç kuruşluk yolunu dakikayla hesaba vurmak resmen vizyonsuzluk. Sahada hiçbir pratik karşılığı olmayan bu "2 saat" kuralı, halka hizmet için değil, sadece "ücretsiz yaptık" demek için tasarlanmış içi boş bir algı şovundan başka bir şey değil!
Ronaldo her şeyi filtresiz, açık ve net yaşayan bir karakter; hırsını da egosunu da saklamıyor. Toplum ise ironik şekilde, bu kadar şeffaf olanı kolayca hedef tahtasına koyarken, mesafeli, egolu veya içe dönük karakterlerin onayını almayı daha kıymetli buluyor.
Messi'nin o sessiz ve mesafeli duruşu insanlarda koruma dürtüsü uyandırıp ona "kral" muamelesi yaptırırken; Ronaldo’nun her şeyi bodoslama yaşayan meydan okuyan tavrı, insanlardaki o "zor olanı tavlama" psikolojisini tersine çeviriyor ve ona karşı acımasız bir eleştiri ortamı doğuruyor. Kısacası kitleler, netlikten ziyade mesafeli olanın verdiği kırıntıyı daha çok ödüllendiriyor.
Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi’nin milli takım başarılarını kıyaslamak, ülkelerinde gördükleri taban tabana zıt muamele nedeniyle adil değildir. Messi, Arjantin’de tüm takımın etrafında kenetlendiği, koşulsuz saygı gören ve el üstünde tutulan bir "kral" konforuna sahipken; Ronaldo, Portekiz’i yıllarca sırtlamasına rağmen kendi medyasında ve kamuoyunda sürekli acımasızca eleştirilen, adeta taktiksel bir "yük" gibi görülen bir baskı altındadır. Dolayısıyla, arkasında sonsuz bir sevgi iklimi bulan bir liderle, kendi evinde bile sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılan bir diğerini aynı kefeye koymak doğru olamaz.
Kralsın @Cristiano