Ne zaman güzel bir cümle aklıma gelse bir tweet yazsam diye düşünüp gelsem bir bakıyorum biri benden daha güzel daha veciz bir şekilde yazmış çoktan.. bana da rt yapmak düşüyor. Ondan yani hep :)
Oğlunu bize emanet ederken;
'Oğlumun sizin gibi hizmet ehli olmasını istiyorum.' diyordun.
Üniversiteyi kazanınca arayıp evlerde kalmasını istedin.
Kalacağı eve götürüp yerleştirdim. Oğlunla 3 yıl boyunca kendi çocuğumdan daha fazla ilgilendim.
Hesap ahirete kalacağa benziyor!
Önümüzdeki 10-15 sene içinde,
Bunun gibi yüzlerce "mezar-ı müteharrik" cesedi ekranlarda göreceğiz.
Çoğuna helalleşme, tövbe, tebessüm nasip olmayacak.
Ah be güzel kardeşim,
Dün de, bugün de; yarın da
HİZMET HAREKETİ GÖNÜLLÜLERİ ile ELELE olmak ya da yol yürümek
yanlış birşey değildir; hele SUÇ hiç değildir!
Bugün sizlere ZULMEDENLER,
yıllardır hatta bugün hala bize de zulmediyorlar!
Onların ALÇAKÇA üretip ortalığa saçtığı XETÖ kısaltmasını bu kadar rahat kullanmasaydınız keşke!
Siz elbette ki TERTEMİZSİNİZ ama inanın TEK TEMİZ siz değilsiniz!!!
Masum insanlara atılan o iftira çamuruyla oynarsanız,
hafizanaallah o çamur sizlere de bulaşır!
Bırakınız o iftira çamurunu sağa sola atmaya çalışan sefiller,
kendi çamurlarında boğulsunlar!
Boğazınıza düğümlenen kelimeleri, öfkenizi kırgınlığınızı anlayabiliyorum…
Sözünüz varsa ZALİME söyleyin,
UCU mazluma masuma mağdura dokunup can acıtacak cümlelerden uzak durmanız tavsiyesiyle,
tekrar geçmiş olsun!
Rabbim masumlara, bir an evvel hürriyetlerini lutfetsin inşaallah!
Meryem Hanım bu açıklamanız karşısında gerçekten şaşkınım.😒Kendinize yöneltilen “FETÖ” suçlamasına haklı olarak tepki gösterirken, Gülen cemaatini peşinen suçlayıp itibarsızlaştırmanız büyük bir çelişki değil mi? Bugün size yapılan haksızlığın benzeri yıllardır başkalarına yapılıyor. Adalet yalnızca bize dokunduğunda savunulmaz. Aynı Peygamber’in ümmetiyiz; Allah’tan korkuyorsanız, delilsiz suçlamaları ve ayrıştırıcı dili herkes için terk edin.
Cabuk can veremesin.
Aci cekerek, yavas yavas, ettigi zulumleri dusune dusune .. yillar alsin can vermesi..
acik acik insanlarin sucu olmadigi halde idari tasarrufla isten attiklarini soylemisti serefsiz.
Ulan şerefsiz,
Tayyipten korktuğun kadar Allah’tan korkmuyorsun
Geberip gideceksin, bari tevbe et!
Öbür tarafta bu yalanları yutturamayacaksın
Bari kanına girdiğin milyonlardan özür dileyerek git!
Bu kadar mı korkak, bu kadar mı menfaatçisin?!
Ahmet Taşgetiren Yeni Şafak’tan kovulmuştu. Bugün Gazetesi’ne davet ettik. Yazarımız oldu. Bir süre sonra Erdoğan yazılarını beğenmediğini söyleyip işine son verin talebinde bulundu. Akın Bey ‘hayır’ dediği için büyük bedeller ödedi. Ahmet Taşgetiren bu yaşananları bildiği halde Havuz’dan gelen teklifi kabul edip Akşam’a gitmişti.
Bu yaşa gelmiş bir ismin aşağıdaki türü ‘yazı’ lar yazması … utanç verici
İletişim Başkanlığı yanılıyor: O fotoğrafta mağdur bir kadın var #İtirazımızVar
İletişim Başkanlığı'nın örtülü hesaplarından biri, Edirne’de tutuklanan KHK’lı dikiş-nakış öğretmeni Fatma Aşık hakkında bir video hazırlamış. Videoda Tuba Koç isimli genç bir editör konuşuyor. Eline tutuşturulan metni ezberletip genç insanları hukuksuzluğun ve adaletsizliğin ortağı hâline getiriyorlar ya, en çok buna üzülüyorum.
Tuba Koç’un söyledikleri özetle şu: "Karşınızda mağdur bir kadın görüyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü bu kadın 10 yıldır firari, adliye personeline talimat gönderiyor, belgeleri sızdırıyor ve son derece tehlikeli biri…"
“Mağdur bir anne” denilerek insanların yaşananlara başka bir boyuttan bakmasının istendiğini ileri süren Tuba, ardından şu soruyu yöneltiyor: “Peki sizce bir fotoğraftaki mağduriyet görüntüsü, hakkındaki ağır suçlamaları ve 10 yıllık firarı görmezden gelmek için yeterli mi?”
Akıl ve vicdan sahibi herkesin bu soruya vereceği cevap bellidir: Evet Tuba, yeter; hem de fazlasıyla. Çünkü yalnızca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararları bile eline tutuşturulan o metindeki iddiaları tek tek çürütmeye yetiyor.
Meselenin iç yüzünü bilmesem belki ben de videoda anlatılanlara inanabilirdim. Ancak mesele öyle değil.
Evet, Fatma Aşık hakkında 10 yıldır yakalama kararı bulunduğu doğru. Aşık, 5 Ekim 2016’dan bu yana aranıyor. Onun yerinde olsaydım ben de kaçardım. Çünkü adil yargılanmayacağını bilen bir insanın gizlenmesi ya da ülkesini terk etmeye çalışması, suçluluğunun değil, bazen doğrudan hayatta kalma içgüdüsünün sonucudur.
Tıpkı Nâzım Hikmet gibi, Sabahattin Ali gibi…
Eğer Türkiye’de hukuk ve adalet olsaydı kimse kaçmaz, kimse yıllarca gizlenmek zorunda kalmazdı.
FATMA AŞIK KİMDİR?
Fatma Aşık, 1982 Hatay doğumlu bir öğretmen. Nevşehir’de Lara Kolejinde öğretmenlik yapmış, KHK ile kapatılan çeşitli derneklerde çalışmış bir kadın. 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce Nevşehir Halk Eğitim Merkezine dikiş-nakış öğretmeni olarak atanmış ancak bir gün bile çalışamadan KHK ile ihraç edilmiş. Yaklaşık 7-8 yıl önce eşinden ayrılmış. Çocuğu yok.
Edirne’de, jandarmanın sınır bölgesinde çekilen, herkesi derinden sarsan o fotoğrafını görünce aklıma ilk gelen soru, neden bunca yıl Türkiye’den ayrılmadığı oldu. Aslında cevabını tahmin ediyordum. Bu süreçte kansere yakalanan anne ve babasını bırakmak istememiş. Babası ona, “Ben ölüp gideceğim, beni bir daha göremezsin” demiş.
Fatma Aşık, hasta babasını yalnız bırakmamak için yıllarca Türkiye’den ayrılmamış. Şimdi ise bu durum, devletin propaganda videosunda “10 yıllık firar” denilerek başlı başına bir suçmuş gibi sunuluyor.
İDDİANAMEDEKİ SUÇLAMALAR
Fatma Aşık ile ayrıldığı eşi M. Aşık aynı dosyada yargılandı. Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, M. Aşık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Fatma Aşık ise yakalanamadığı için henüz yargılanıp ceza almış değil. Ancak hakkında ileri sürülen suçlamaları iddianamede okudum.
Nevşehir Cumhuriyet Başsavcısı Muammer Bircan tarafından hazırlanan iddianameye göre Fatma Aşık; ev hanımlarına ve üniversite öğrencilerine dinî sohbet vermek, bu sohbetlerde Fethullah Gülen’e ait kitapları okutmak ve öğrenci evleriyle ilgilenmekle suçlanıyor.
Savcılık, bazı tanıkların kullandığı “büyük abla” ve “büyük bölgeci” ifadelerine dayanarak Aşık’ın sohbet gruplarını organize ettiğini, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini ve bir dönem adliyede çalışan kadınlara dinî sohbet verdiğini iddia ediyor.
Ancak tanık anlatımlarının önemli bir kısmında “duydum”, “bildiğim kadarıyla” ve “görevini tam olarak bilmiyorum” gibi ifadeler yer alıyor.
Aşık’ın KHK ile kapatılan Kınalı Eller Derneğine üye olması, bazı özel şirketlerdeki SGK kayıtları ve Bank Asya hesabındaki para hareketleri de suçlama konusu yapılmış. Üstelik dijital materyallerin incelemesi tamamlanmadan iddianame hazırlanmış. Babasının evinde yapılan aramada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış.
İletişim Başkanlığı'nın videosunda “belge sızdıran” ve “adliye personeline talimat veren” tehlikeli bir kadından söz ediliyor. İktidar medyası da günlerdir “adliye imamı”, “belge sızdırma” ve “talimat verme” suçlamalarını tekrarlıyor.
Peki bu iddiaların delili nerede?
Özellikle baktım ancak iddianamede elle tutulur bir bilgi bulamadım. Yalnızca Ahmet Fatih Gürlek isimli bir tanığın ifadesi var. O da Fatma Aşık’ın “Nevşehir Adliyesinde bayan personelden sorumlu il imamı olduğunu duyduğunu” söylemiş.
Yani duymuş.
Ortada yalnızca bir duyum var.
Fatma Aşık’ın sızdırdığı ileri sürülen belgenin adı yok. Hangi belgenin, kime ve ne zaman sızdırıldığı yok. Adliye personeline verdiği iddia edilen talimatın ne olduğu yok. Talimat verdiği kişinin adı yok. Buna ilişkin herhangi bir somut delil yok.
Devletin bütün propaganda aygıtı, tek bir tanığın söylediği “duydum” kelimesinin üzerine korkunç bir suç hikâyesi inşa etmiş.
İddianamede başka tanık ifadeleri yok mu? Elbette var.
Merve Nur A., Emine Y., Meltem G. ve Şengül G. gibi tanıklar, Fatma Aşık’ın ev hanımlarının ve öğrencilerin katıldığı sohbetlere gittiğini, “ablalık” yaptığını, himmet ve burs topladığını, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini “itiraf etmiş.”
Anlattıkları bundan ibaret: Dinî sohbetler, öğrenci evleri, burs ve maddi ihtiyaçların karşılanması…
Çok şükür ki dosyada cinayet, şiddet, uyuşturucu, hırsızlık, tefecilik, taciz ya da tecavüz gibi bir “itiraf” yok.
Elbette yalnızca iddianamedeki bilgilerle de yetinmedim. Fatma Aşık’ı yakından tanıyan birkaç arkadaşına ulaştım. Onlar da Aşık’ın dinî sohbet vermek ve öğrencilerle ilgilenmek dışında herhangi bir şey yapmadığını ifade etti.
Adliye çalışanlarına dinî sohbet vermiş olsa ne olur? Bu suç mu?
AİHM kararlarına göre suç olmadığını artık sağır sultan bile öğrendi.
Bir daha tekrar edelim de, editör Tuba hanım da öğrensin. Bir gün kendisine de lazım olabilir.
AİHM: BUNLAR SUÇ DEĞİLDİR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 26 Eylül 2023’te açıkladığı KHK’lı öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararı ile 5 Mayıs 2026’da açıkladığı Şaban Yasak kararına göre; Bank Asya’ya para yatırmak, ByLock kullanmak, ankesörlü veya kontörlü telefonlardan aranmak, bir derneğe üye olmak, gazeteye abone olmak, çocuklarını KHK ile kapatılan okullara göndermek, öğrenci evinde kalmak, öğrencilerle ilgilenmek ve dinî sohbet vermek gibi gündelik ve hukuka uygun faaliyetler suç unsuru olarak değerlendirilemez.
AİHM, bu tür faaliyetlerin suç delili sayılmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde düzenlenen “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırı buluyor.
AİHS’ye imza atan Türkiye’nin de bu kararlara uyma zorunluluğu bulunuyor.
15 Temmuz’dan önce dinî sohbet vermek kanunda suç olarak düzenlenmemişse, yıllar sonra insanlara bu nedenle ceza veremezsiniz. Kanunda suç olmayan bir fiilden geçmişe dönük suç üretemezsiniz.
Bunun adı hukuk değildir.
NEVŞEHİR İLE NEDEN BU KADAR UĞRAŞILIYOR?
Peki Fatma Aşık ve onun gibi kadınlarla neden hâlâ uğraşılıyor? Aşık ile birlikte yaklaşık 10 kişi gözaltına alındığı hâlde neden yalnızca onun fotoğrafı medyaya servis edildi? Panik atak hastası bir kadının yüzüne neden o korkunç spot ışıkları doğrultuldu?
Bunun nedenlerinden biri, Doğu Perinçek’in tahliye edildiği döneme kadar uzanıyor. Hatırlarsanız Perinçek, tahliye edildikten sonra, “Kınından çıkmış keskin kılıç gibiyiz. Bütün cemaatlerin kökünü kazıyacağız” şeklinde açıklamalar yaptı.
Peki ardından ilk gittiği şehirlerden biri neresiydi?
Nevşehir.
Bunun önemli nedenlerinden biri de Kapadokya Üniversitesi Mustafapaşa Yerleşkesi. Bu yerleşke, Perinçek’in çevresindeki isimlerin kullandığı ve sık sık toplantılar yaptığı bir merkez hâline gelmiş durumda.
Perinçek’in Nevşehir ziyaretinin ardından kentteki adliye kadrosunda kapsamlı değişiklikler yapıldığı da herkes tarafından biliniyor.
Bu nedenle 15 Temmuz’dan bu yana Nevşehir’de hangi kadın tutuklansa “kadın sorumlusu”, “il imamı” ya da “bölge ablası” gibi sıfatlarla hedef gösteriliyor.
Perinçek’in sözünü ettiği ve önce Gülen cemaatiyle başlayan “kök kazıma” siyaseti, bugünlerde Süleymanlılar ve Furkan Hareketi üzerinden devam ediyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu soruşturmaların “herhangi bir dinî gruba, inanca, düşünceye veya hukuka uygun faaliyete” yönelik olmadığını söyleyerek "vicdanlara" su serpmeye çalışıyor. Ancak yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor.
İnsanlar dinî sohbetlere katıldıkları, öğrencilere burs verdikleri, bir derneğe üye oldukları, bir bankaya para yatırdıkları ya da öğrenci evlerinin ihtiyaçlarıyla ilgilendikleri için yıllardır suçlu ilan ediliyor.
Herkes bal gibi biliyor ki bu operasyonlar, dinî cemaatlere yönelik siyasi müdahalelerden başka bir şey değil.
28 Şubat bitmedi. Yalnızca aktörleri, hedefleri ve propaganda araçları değişti. Dün başörtülü kadınları ikna odalarına sokan zihniyet, bugün panik atak hastası bir kadının yüzüne spot ışıkları doğrultuyor.
Kimse kendini kandırmasın. 28 Şubat, bugün Akın Gürleklerin, Mustafa Çiftçilerin eliyle devam ediyor.
Karşımızda suçluluğu kanıtlanmış “korkunç bir kadın” değil; hakkında henüz hüküm bile verilmeden mahkûm edilmeye çalışılan mağdur bir kadın var.
Ve hayır Tuba, yanılmıyoruz.
https://t.co/UQIjomSX1K
Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul gözaltına alınır alınmaz, Perinçek medyası ile iktidar medyası hemen “Evinden paralar, altınlar çıktı” diye iftiraya başladı!
Bu bile yapılan operasyonun nasıl bir tuzak olduğunu anlamak için tek başına yeterli.
Yapılan açıkça zulümdür!
Can Yücel'in ifadesiyle "Bu ülke küfürmüz yaşamaya uygun değil"...
Bu Saray soytarısı on yıldır bu tip yalanlarla provokasyon yapıyor.
Alparslan Kuytul'un evi diye başka bir yerden alınan görüntüyü montajlamışlar.
Bakın bunlar iktidarın doğrudan kontrol ettiği gazeteler. Dün İsrail'in Suriye'deki Türk üssüne yaptığı saldırıdan tek satır söz etmemişler. Neden? Bunların zırvası da zirvesi de zorbanın karşısında köpek olur da ondan.
Yaşını başını almış, kimseye bir zararı olmayan, kaçma şüphesi bulunmayan, ifade için davet edilse savcılığa gelecek olan bir din adamının ellerine kelepçe vurmak, hukuk değil, zorbalıktır, kindarlıktır, yamyamlıktır.
Yalan, talan ve zulme dayalı faşizminiz başınıza yıkılsın.🤲🏻
Can ve mal emniyetinin, adaletin, liyakatin olmadığı topraklarda fazilet, ahlak, üretim, bereket, huzur, barış olmaz.
Mürai, karaktersiz, üretmeyen, beleşçi tipler türer. Ülke zamanla çöker.
Erdoğan rejimi bunu yapıyor, adım adım ülkenin beşeri, ekonomik kaynaklarını tüketiyor.
Ülkede bir grup var, troller bügün terörist ilan etse; yarın elinde silah, evladının kapısına dayanır! “Sen teröristmişsin, devlet diyorsa vardır bir bildiği” der! Cehalet, gaflet ve dalalet birleşince; eşine, dostuna, akrabasına, komşusuna hiyanet kaçınılmaz oluyor! Bu yüzden bin yalanı gün yüzüne çıkmış troller dahi bu ülkede gündemi değiştirebiliyor! Karanlık bir zihniyet! Acınası bir durum!
Hizmet kurumlarına, Hizmet insanlarının şirketlerine ses verilmedi, iktidar artık herkesimin malına çöküyor
Şimdilerde Süleymanlılar ve Furkan cemaati şirketlerine çöküyorlar.
“Millet çalıyor ama çalışıyor!” deyip meşrulaştırdı onlar da devleti/kurumları çalma/çökme aracı yaptı!