Robert Greene’in çok sevdiğim bir bakış açısı var: insanlarla kesinlikle tartışmamak gerektiği. Kimseye değerinizi anlatmamanız ve kendinizi savunmamanız gerekiyor. Çünkü bu durumda üstünlük pozisyonunuzu kaybediyor ve onların onayını arayan düşük ve pasif bir konuma yerleşiyorsunuz. Kimsenin kurduğu sahte mahkemenin (fake court) parçası olmalısınız. Aksine gerçek sonuçlarınızı ortaya koymalısınız: daha büyük başarılar, daha görkemli ilerlemeler, en önemlisi, içinizde gelişen çok daha büyük psikolojik olgunluk ve tatminli oluş hali. Yani, full aksiyon, sıfır reaksiyon felsefesi. “Hakkımda kurduğun çarpık anlatının anti’si benim senin gibi düşük standartlı biriyle konuşmam değil, seni yok sayarak on kat daha başarılı olmam ve seni kendimi izletir hale getirmemdir.” İşte başarının felsefesi budur.
Bir değil, bin çaresizlik…
Hayvanlar bir
konuşabilseydi, insanı hem şeytan hem de çoğunlukla kendini tanrı sanan bir varlık olarak anlatırdı.
#Beşiktaş Otobüs #BeşiktaşınMaçıVar Manisa’nın Akhisar #sallandık#deprem
Bu hayatta çekinen kaybeder. Korkan kaybeder. Kapasitesini saklayan kaybeder. Daima önde olacaksın. “Whatever whatever” mantığı. Beğenmeyen sizden uzaklaşabilir, yeter ki kuru kalabalık yapmasın. Unutmayın: sizden mükemmel olmanızı bekleyenlerin çoğu ortalama bile değiller.
Sağlam bir alıntı okudum az önce: “İnsanlar size iki durumda kötülük yaparlar. Bir, size zarar verebileceklerine inandıkları zaman. İki, sizin bu zarar karşısında onlara çok az şey yapabileceğinize inandıkları zaman.” Müthiş bir ifade. Bazen insanların size yönelik tek kötülük motivasyonu, sizi yanlış bir şekilde basit ve kolay biri sanmaları ve zamanı geldiğinde her şeyin faturasını çıkarıp ödetemeyecek olduğunuzu düşünmeleridir, yani sizi ve onlara kalıcı ve köklü bir karşılık yaratma kapasitenizi yanlış hesaplama hatasına sürüklenmeleridir. Oysa hiçbir haksızlık bedelsiz değildir. Hiçbir saygısızlık unutulmaz. Kapalı kapılar ardında anlaşarak yapılanların hiçbiri sonsuza dek gizli kalmaz. İnsanların başkalarına karşı bu denli üstünlükçü, cüretkar ve kibirli davranmaları; genellikle sağlam bir iradeyle karşılaşıp öz yıkıma sürüklenmeleriyle son bulur.
İnsanlar sizin küçülerek var olmanızı istiyor. Kendinizden daha az bahsetmenizi, daha az yer kaplamanızı, daha fazla özür diler gibi konuşmanızı, daha fazla mahçup ve çekingen olmanızı istiyorlar. Bu gizli “sen daha azına layıksın” dayatmasını reddettiğinizde özgürleşiyorsunuz.
Eskiden gücün yüzleşme ve had bildirme gibi ham yollarla ilgili olduğunu düşünürdüm. Zamanla anladım ki gerçek güç ulaşılmaz olmakta. Biri saygısızlık mı yaptı, bağlantıyı kes. Biri hakkını ihlal mi etti, hakkını prosedürle al. “One step back.” İlişkilenilememek üstünlüktür.
İnsan ilişkilerinde aklınızda tutmanız gereken en önemli bilgeliklerden biri: bir kişi bir şeyi başkasına yapıyorsa, zamanı gelince size de yapar. Bu yasanın hiçbir acabası, hiçbir istisnası yoktur.
Sorunlu insanlarla muhatap olmamak bir kibir değil, bir öz bakım pratiğidir. Size doğru üslup, saygılı iletişim ve kendinizi güvende hissettiğiniz açık bir etkileşim ortamı sunmayan kimse, sizin varoluşunuza erişememelidir.
Araştırmalara göre, iş yerinde en fazla mobbinge uğrayanlar, en çalışkan ve başarılı olanlar, farklı ve azınlık görünenler, yardımsever, etik ve yüksek vicdanlı insanlarmış. Yani yamyam tayfası kıskançlıktan öldüğü için onları yıldırıp bastırmaya çalışıyormuş. Gücünüzü geri alın.
Her insana, insan olduğu için asgari düzey saygı duyarım. Tek istisna grubum var: zayıf gördükleri insanlara zorbalık diliyle konuşan, güçlü ve yüksek statüde olanlara ise kelimelerini tartarak, dikkatle ve görgülü insan rolüyle konuşanlar. Bunları alt insan formunda görüyorum.
Kendime saygım var davranışları:
Bir, size karşı negatif bir şekilde konuşulduğu anda iletişimi kesmek.
İki, sizi dışlayan insanlarla iyi geçinmeye çalışmak yerine onları bypass edip çok daha yüksek kaliteli çevrelere girmek.
Üç, sizin doğum gününüz, özel gününüz ya da başarı haberlerinizi tebrik etmeyen kimselerin hiçbir haberini gündeme bile getirmemek.
Unutmayın: siz kimseden az, eksik ya da ikinci sınıf bir insan değilsiniz. Her insan gibi eşit saygıya layık, tam ve eksiksiz bir öznesiniz. Size insan ilişkilerinde asgari müştereği bile sunamayan biri, sizden alacağı her şeyi kaybetmiş demektir.
Şöyle bir söze denk geldim: “Herkesin nefret ettiği bir kurt olmak, herkesin bindiği eşek olmaktan iyidir.” Doğruya doğru. Sevilmeme cesaretini geliştirmek, dünyada kazanabileceğiniz en değerli becerilerden biridir. Herkesi memnun etmeye çalıştığın yerde, kendinden vazgeçersin.
Bu çocuğu annesi küçücükken terk etmiş. Üstelik hasta, ilik nakli lazımmış. Babası ben vereyim diyor hastanede bir bakıyorlar ki biyolojik babası değil. Baba da evden atıyor. İlik nakli için çok az zamanı kalmış biyolojik babasını bulması lazım. Annesi de söylemiyormuş. Bunun yasal cezası olması lazım aq çocuğun ölecek nakil lazım ve sen bakmadığın gibi biyolojik babasının kim olduğunu da söylemiyorsun. Deccalin öz evladı bir anne, onca zaman baktığı çocuğu öz değil diye evden atabilen rezil bir baba babaanne dede. O kadar üzüldüm ki…
Son derece zeki insanlar derin gözlemcilerdir. Sizi hemen çözerler, ama sanki hiçbir şey görmemiş gibi davranırlar. Size konuşma, haddi aşma ve gerçek niyetinizi ortaya koyma alanı tanırlar. Yanıt verdiklerinde ise, zaten tam olarak kim olduğunuzu hesaplamış olurlar. Ayrımcılık, en iyi dostlarıdır.
Gözlemlediğim kadarıyla kötü insanlar sosyal hayatta oldukça arsızlar.
Mobbing, baskı, yalan, iftira, özel hayat müdahalesi gibi her tür kötü eylemi herhangi bir yüz kızarması göstermeden yürütüyorlar.
Dolayısıyla iyi insanların bazı savaşları kazanması için utangaç veya mahçup yönlerini dondurmaları ve mutlak saldırı pozisyonuna geçmeleri gerekiyor.
Sizi ısrarla kontrol etmeye çalışan insanlara kendinizi çaresizce savunmak yerine, “ne olduysa oldu, o da bunca harikalığım içindeki tek kusurum olsun” ya da “sen o konuda sorunluysan ben de bu konuda sorunluyum, bundan şikayet etme sebebin idare edilmesi gereken tek taraf olma özgürlüğünü elinden sökerek almam” tavrını göstermeleri gerekiyor.
Unutmayın, tek taraflı mutlak ahlak beklentisi felsefede “moral blackmail” (ahlaki şantaj) olarak adı konulmuş, bağımsız bir şekilde teorize edilmiş adaletsizlik türüdür. Bunu aşmanın yolu, size karşı ısrarla kötü davranan kimselere karşı tek taraflı erdem göstermek zorunda olma yükümlülüğünü reddetmeniz ve felsefenin güç ve sömürü ilişkilerini meşrulaştıran yönünü kökünden kesmenizdir.
Felsefem şu:
“I am good to everyone, but I owe no obligation to act virtuously toward those who try to exploit my kindness.”
(Ben her insana karşı iyiyim, ancak iyiliğimi istismar etmek isteyenlere karşı hiçbir ahlak ve erdemli davranış borcum yok.)
Bunun benim ahlak felsefem olduğunu açıkça beyan ederim. Eğer yazılarımdan memnunsanız belirtin, sizin için derinleştirmek isterim.