Nasıl ki bir kalp cerrahına hastanede açık var diye "Bugün beyin ameliyatına sen gir" diyemiyorsanız; bir alan uzmanına da sırf okulunda normu düştü diye uzmanlığı dışındaki bir sınıfı teslim edemezsiniz. Eğitimin kalitesi, herkesin liyakat sahibi olduğu işi yapmasıyla artar.
@asilkafa Almancanın önemi ayan beyan bu kadar aşikar iken neden göz ardı edilir, seçmeli dersler arasına alınır aklımız almıyor hocam. Almancanın temelini özel derse gerek kalmadan lisede alıyor zaten öğrenciler. Daha ne olsun Allah aşkına
@rszdry@talatyavuz29 Biz Almanca öğretmeniyiz ve her branşta olduğu gibi bizim branşımız da çok değerli. Bunca yıllık okuma, emek ve uğraşı gözardı edilemez.Dünyada 3.-4.diller öğretilirken biz hâlâ 2.dili tartışıyoruz. Gerçekten şaka gibi
****Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎ÖNLÜK MESELESİ▪︎▪︎▪︎
Başörtüsü yasağından önlük mecburiyetine, kırk yıllık kavganın kaybedeni hep öğretmenler oldu. Keşke yasaklar koyarak veya emirler vererek köklü bir problemin çözülemeyeceğini anlayabilseydik. Anlayabilseydik ve çözümü ideolojik kavgalarda değil, pedagojik ilkelerde arayabilseydik.
Öğretmen rol modeldir. Öğrenciler, okul öncesinden ergenlik sonrasına kadar hayatlarının en korumasız, en hassas dönemlerini öğretmenleriyle yaşarlar. Taklit eder, örnek alır, etkilenir ve şekillenirler. Bu durum, öğretmene çok büyük bir mesuliyet yükler. Bu aşamada konuşulması gereken öğrencinin hakları ve öğretmenin sorumluluklarıdır.
Bugün çocuklarımız dijital ortamların, sapkın akımların ve kontrolsüz sosyal medyanın saldırısı altındadır. ABD’de birçok eyalet, çocukları korumadıkları gerekçesiyle meta şirketine dava açıyorlar. Rusya’da aileler çocuklarını sapkınlıklardan korumak için kiliseden yardım istiyor. Geçen yıl Maraş ve Urfa’da yaşadığımız üzücü olayların arka planını iyi irdelememiz gerekiyor.
Son yıllarda cadde ve sokağımızda, her kesimden insanı rahatsız eden bir çıplaklık furyasına, dijital ortamı kontrol edecek her düzenlemeye özgürlük gerekçesiyle yapılan itiraza ve en hayati meselelerde bile siyasi kutuplaşmanın kör kavgasına şahitlik ediyoruz.
Böylesine riskleri barındıran bir dönemde, haklı olarak öğretmenlerden savrulması değil örnek olması, güzel giyinmesi ve kimseyi rahatsız etmemesi bekleniyor. Okullarımıza yansıyan, çocuklarımızı ve geleceğimizi tehdit eden bu olumsuzluklarla mücadelede en büyük rol biz öğretmenlere düşmektedir.
Ancak bir gerçeğimiz var ki son yıllarda okullarımızdan az da olsa olumsuz, anlamakta zorlandığımız, öğretmen rolüne yakışmayan aşırı giyimler, tıraşlar vs. yansıyor. Çoğu zaman da bu aşırılıklar, bizim serbest kıyafet eylem kararımıza bağlanıyor.
Sendikamızın eylem kararının hangi şartlarda, hangi gerekçelerle, hangi toplumsal yaranın tedavisi için alındığını herkes çok biliyor. Bizim eylem kararımız, öğrencilerimizin beden ve ruh sağlığ��nı tehdit eden aşırılıklara önlem almanın önünde engel değildir. Tam aksine insana yakışan bir giyim kuşam kavgasıdır.
Bugün yaşanan, her okulda, kadın veya erkek üç beş öğretmenin özensizliğidir. Yapılması gereken, bütün öğretmenlere önlük giyme mecburiyeti getirmek değil, aşırılıklara önlem almaktır. Mesele önlük giymek değil pedagojik ilkelere uygun giyinmektir. Unutmayalım ki herkes önlük giyse bile problem devam edebilir.
Hikâyeyi en başından beri biliyor ve MEB genelgesinin neyi amaçladığını anlıyoruz. Bakanlığın, önlük giymeyen ancak “öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu, öğrencilere örnek olma niteliğini, mesleğin vakarını, kamu hizmetinin ciddiyetini ve toplumsal hassasiyetleri” dikkate alan öğretmenlerimizle probleminin olacağını zannetmiyorum..
Kaygımız, sınırları zorlayan giyim kuşamı önlükle düzelteyim derken, kraldan daha kralcı bazı yöneticilerin, sorumluluk sahibi birçok öğretmeni küstürecek uygulamalarına şahit olmaktır. Daha ortada genelge yokken bile bunun işaretleri geliyordu. Genelge bu anlamda bir probleme işaret ediyor ve bir çözüm öneriyor, işi abartmadan herkesin sorumlu ve duyarlı davranması gerekmektedir.
Bakanlık, genelge ile önemli bir yol haritasını ortaya koymuştur. Önlük maddesinin, diğer önemli maddeleri gölgede bırakması talihsizlik olacaktır. 2026-2027 öğretim yılı tartışmaların, çözüme gitmeyen kavgaların ve gereksiz hukuki süreçlerin gölgesinde kalmasın. Mesele önlük meselesi değildir.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]
@talatyavuz29 Sayın @talatyavuz29
Peki gönüllülük esası uygulanmaz ve öğretmenler istemedikleri hâlde görevlendirilirse, sendikanızın bu konuda bir yaptırımı veya hukuki girişimi olacak mı? Gönüllülük esasının fiilen korunması için nasıl bir tutum alacaksınız?
Sayın @talatyavuz29 , son cümlenize özellikle katılıyorum. Önlük tartışmasının, genelgedeki asıl rahatsız edici düzenlemeleri gölgede bıraktığını düşünüyorum.
Örneğin, norm fazlası öğretmenlerin Akademi eğitimi yoluyla farklı alanlarda görevlendirilebilmesinin önünün açılması konusunda görüşünüzü özellikle merak ediyorum.
Yıllarca eğitimini aldığım, mesleki deneyim kazandığım ve uzmanlaştığım Almanca alanının; yalnızca norm fazlası duruma düştüğüm için ikincilleştirilmesini ve ihtiyaç doğrultusunda farklı alanlara yönlendirilebilecek bir nevi “yedek öğretmen” konumuna düşürülmeyi son derece rahatsız edici buluyorum.
Üstelik norm fazlası olmam benim tercihimden ya da kusurumdan kaynaklanmıyor. Atandığım dönemde zorunlu olan dersimin sonradan seçmeli hâle getirilmesi ve buna rağmen yıllar içinde öğretmen ihtiyacının sağlıklı planlanmaması sonucunda bugün norm fazlasıyım. Sistemin kendi planlama hatasının sonucunun öğretmene yüklenmesini hakkaniyetli bulmuyorum.
Bir öğretmenin kendi iradesi dışında norm fazlası olması, yıllar içinde edindiği alan uzmanlığının değersizleşmesi anlamına mı gelmeli? Sistemin planlama hatasının bedeli, öğretmenin kendi alanından uzaklaştırılması mı olmalı? Sizce böyle bir yaklaşım öğretmenlik mesleğinin itibarıyla ve memur vakarıyla bağdaşıyor mu?
@EgitimBirSen@_aliyalcin_
Son yıllarda Almancanın yükselişini açıkça görüyoruz.
2026 LGS’de İstanbul Erkek Lisesi ile Kabataş Erkek Lisesinin Almanca bölümü 500 tam puanla kontenjanlarını doldurdu. Kabataş’ın İngilizce bölümünün 497,75’te kalması da gösteriyor ki Almanca artık güçlü bir gelecek tercihi.
@rszdry Özel eğitim gibi uzmanlık gerektiren bir alana, alanla ilgisi olmayan kişilerin kurs veya sertifika yoluyla yönlendirilmesi, norm fazlası öğretmenlerin branşları dışı kısa süreli sertifikalarla görevlendirilmesi, hem eğitim niteliğini hem de mesleğin uzmanlık değerini zedeler.
@rszdry Hocam o kadar güzel ifade etmişsin ki her bir cümlesi ders niteliğinde ve takdire şayan. Bu yazdıklarınızın dikkate alınması ve sorunun akılcı yollarla çözülmesi en büyük dileğimiz🙏
@rszdry Norm kadro düzenlemesi, öğretmeni ve öğrenciyi sadece “sayı” üzerinden değerlendirmemeli. Bir okulda norm fazlası oluşması; yıllarca emek vermiş öğretmenin belirsizliğe itilmesi anlamına gelmemeli. Eğitim politikalarının merkezinde kadro hesabı değil, öğretmenin güvencesi olmalı
Norm fazlası bir öğretmen olarak açıkça söylüyorum: Yıllarca kendi alanımın eğitimini aldım, yıllarca o alanda öğretmenlik yaptım ve mesleki deneyimimi, bilgi birikimimi bu alanda geliştirdim. Norm fazlası hâline gelmem, beni birkaç aylık bir eğitimle ihtiyaç bulunan herhangi bir branşa yönlendirilebilecek “yedek insan kaynağı” yapmaz.
Özel eğitim ise başlı başına uzmanlık, akademik eğitim, pedagojik donanım ve ciddi bir saha deneyimi gerektiren bir alandır. Ben kendi adıma, özel eğitim alanında eğitim almış ve bu alanda yetişmiş bir öğretmenin sahip olduğu yeterliliğe sahip olduğumu iddia edemem. Kendimi bu alanda donanımlı görmüyorum. Belirli saatlerle sınırlandırılmış bir kursun ya da kısa süreli bir akademi eğitiminin beni özel gereksinimli öğrencilerin ihtiyaçlarına gerçekten hâkim, alanında yetkin bir özel eğitim öğretmenine dönüştüreceğine de inanmıyorum.
Bunu özel eğitim alanını değersiz gördüğüm için değil, tam tersine bu alanın gerektirdiği uzmanlığa saygı duyduğum için söylüyorum. Özel gereksinimli öğrencilerin karşısına yalnızca sistemdeki norm fazlasını eritmek amacıyla, kendi alanından alınarak kısa süreli bir eğitimden geçirilmiş öğretmenlerin çıkarılması ne ��ğretmene ne de öğrenciye karşı adildir.
Öğretmen açığını ve norm fazlasını doğru planlayamamanın çözümü, mevcut öğretmenlerin mesleki kimliğini ve yıllar içinde oluşturdukları uzmanlığı yok saymak olmamalıdır. Alan değişikliği ancak öğretmenin kendi iradesiyle, gerekli akademik yeterlilikleri sağlayarak yapabileceği bir mesleki tercih olabilir; öğretmenin iradesi dışında bir norm fazlası çözümüne dönüştürülemez.
Özel eğitim, norm fazlası öğretmenlerin yerleştirileceği bir “ihtiyaç alanı” değil; kendi eğitimi, uzmanlığı ve mesleki yeterlilikleri olan bağımsız bir öğretmenlik alanıdır.
YKS sonuçları açıklandığında gözler hep netlere çevrilir ama başarının asıl şifresi okullarımızın vizyonunda gizlidir. 📊
Farklı ve köklü geleneklere sahip iki güzide devlet okulumuz: Kabataş Erkek Lisesi ve Kartal AİHL... Her iki okulun da zirvedeki yerini sağlamlaştırmasının arkasında muazzam bir ortak payda var: Tavizsiz ve Çok Dilli Eğitim Altyapısı.
Kartal AİHL’nin İngilizce/IB ve Arapça gücü ile Kabataş Erkek Lisesi’nin İngilizce ve DSD Almanca gücü, biz eğitimcilere çok net bir pedagojik gerçeği kanıtlıyor:
İkinci bir yabancı dil; öğrencinin sınav mesaisinden veya sayısal derslerinden çalan bir 'yük' değildir. Aksine, öğrencinin çok yönlü düşünme, okuduğunu anlama ve analitik muhakeme yeteneğini zirveye taşıyan devasa bir 'zihinsel kaldıraçtır'. 🧠
Özellikle Almanca gibi algoritmik bir ikinci dili öğrenmek, çocuklara sadece kelime öğretmez; sayısal ve analitik düşüncenin şifrelerini de kavratır.
Bizim asıl hedefimiz, başarılarıyla gurur duyduğumuz bu okullarımızı takdir ederken, onları zirveye taşıyan bu 'çok dilli eğitim' formülünü Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimizin 'Dikey Süreklilik' ilkesiyle tüm devlet liselerimize bir standart olarak yaymak olmalıdır. Eğitimin geleceği çok dilli ve analitik düşünen gençlerimizindir! 🇹🇷🌍⚙️
@tcmeb@Yusuf__Tekin @TBMM_Egitim #AlmancaYenidenLisede
Eğitim sadece bilgi depolamak değil, zihni işlemektir. Almancanın son derece kurallı, disiplinli ve adeta bir matematik formülü gibi işleyen sistematik yapısı, öğrencilerin analitik düşünme ve problem çözme becerilerini doğrudan geliştirir. Lisede Almanca öğrenen bir genç, sadece yeni kelimeler ezberlemez; aynı zamanda çift yönlü, kurallı ve sistematik düşünmeyi öğrenir. Tek dile mahkum edilmiş, tek boyutlu bir nesil değil; hem analitik hem de evrensel düşünebilen, "İki dil, bir vizyon" ilkesiyle yoğrulmuş bir Türkiye Yüzyılı gençliği için Almancanın lisede dikey sürekliliğini istiyoruz! Biz haklıyız ve başaracağız. #AlmancaYenidenLisede @Yusuf__Tekin@meb_ttkb