Çetin Oraner’in türk popçusu zannedilip çağrıldığı programda yurtsever-sosyalist manifesto olan şarkısıyla stüdyoyu buz kestirdiği o efsanevi olay hdjdjdjd
Kadir İnanır’ın ailesinin Fatsa’yla ilintili sol geçmişine dair birkaç bilgi;
Kadir İnanır’ın ablası Altun Arıca da 3 gün önce vefat etmişti, Altun Arıca’nın eşi, yani Kadir İnanır’ın eniştesi Fatsa Belediyesi’nden zabıta amiri Hüseyin Arıca. 1972 Yılında doğan ikiz erkek torunlarından birine dedesinin ismi olan Hüseyin’i, diğerine de Cevahir ismini vermiş aile, bu isimler verilirken bir önceki sene Maltepe baskınında yaşamını yitiren THKP-C kurucularından Hüseyin Cevahir’in anısı yaşatılmak istenmiş(Hüseyin ve Cevahir kardeşler bir dönem mankenlik yapmış ve albüm çıkarmıştı 90’larda). Kadir İnanır’ın yeğeni olan Soner Arıca da Fikri Sönmez’in Fatsa Belediyesi’nde kurduğu, 12 Eylül darbesinden sonra ‘yıkıcı faaliyetlerin merkezi’ olduğu gerekçesiyle kapatılan Fatsa Çocuk Korosu’nda başlamış müziğe. Soner Arıca 90’lardaki zirve döneminde “Babama ve Fatsa’ya” ön sözüyle çok güzel bir klip çekmişti memleketinde, çok küçük yaşta kaybettiği babası Hüseyin Arıca’yı da kabri başında anmıştı.
BASINA VE KAMUOYUNA!
Bursa’da sendikal faaliyet yürüttüğüm, çocukları uyuşturucu ve tarikatlardan korumaya çalıştığım, ÇEDES projesine yönelik sendikal çalışmalar yaptığım için haksız ve hukuksuz şekilde sürgün edildim. Süreci mahkemeye taşıdık ve ilk derece mahkemesini kazandım; bu sene yılın başında okuluma geri dönmüştüm. Ancak karara itiraz edildi ve üst mahkemeye taşındı. Az önce öğrendiğim kararla üst mahkemeyi kaybettim ve sürgün edildiğim okula tekrar geri döneceğim.
Bu fotoğrafı neden paylaştım?
Bu fotoğraf, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Muş Bulanık’ta görev yaparken tayinci olduğum dönemde, okulların kapanmasına 2 ay kala 6 aylık çocuğumla birlikte ilçede yaşanan yolsuzluk ve hukuksuzlukları teşhir ettiğim için Van’a sürgün edildikten sonra Bulanık’ta meydanlara inerek direndiğim ve sonrasında sürgün davasını kazandığım ana aittir.
Yani diyeceğim o ki: 2022 yılından bu yana 4 yılda 3 kez sürgünlerle okulumu değiştirdiler. Ne için?
Kamusal, parasız, laik eğitimi savunduğum için. Halk çocuklarının nitelikli eğitim alması için mücadele ettiğim, okul önünde uyuşturucuya karşı çıktığım için. Laik eğitim konusunda, ÇEDES konusunda Türkiye’de gündem olan çalışmalar yaptığım için. Tarikatları ve cemaatleri okullara sokmayacağım dediğim için bedel ödüyorum.
Biz bu yola bedel ödemeyi göze alarak çıktık.
Bu karar benim için yok hükmündedir. Sonuna kadar direneceğiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Bu paylaştığım fotoğraftaki gibi, Cuma günü saat 16.00’da Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eşim, ben ve çocuklarım birlikte bir açıklama yaparak bu karara karşı umudumuzu, inancımızı ve direncimizi ortaya koyacağız.
Ayrıca her gün “Okulumu geri istiyorum” talebiyle saat 16.30’da Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklama yaparak direnişimize devam edeceğiz.
Utanacak bir şey yapmadım.
Mesela:
Müdür yardımcısının kapısını kırmadım.
Şube müd��rlüğü pozisyonuyla çalışanları taciz etmedim.
Öğrencileri istismar etmedim.
Hırsızlık yapmadım.
Kızılay çadırı satmadım.
İhale kanununa aykırı şekilde devletin verdiği yetkiyi kötüye kullanıp müteahhitleri zengin etmedim.
Okulun hurdalarını satmadım.
İhalelere usulsüz çıkmadım.
Torpille bir yere gelmedim.
Sendikal faaliyet yaptığım, laikliği savunduğum, ÇEDES projesinin psikolojik ve pedagojik zararlarını anlattığım için sürgün edildim.
Bu karar benim için yok hükmündedir.
Dost ve düşman bilsin ki mutlaka kazanacağız. Bu karara karşı sonuna kadar direneceğiz.
Cuma günü saat 16.30'da dayanışma göstermek isteyen herkesi Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önüne bekliyorum.
@DenizEzer @bursailmem16 @Osmangazi_MEM @sendikatobsen @Hizamrc @ahmet_karaay @canugur1987 @veganzulal @ismailari_ @BurcinAtilgan @yildirimkaya40 @Suat_Ozcagdas
Kök maaşı (Ödediği prime ve gün sayısına göre) maaşı 10.000 Lira olan bir #Emekli %100 zam aldı,12 Bin olan %66,
15 Bin olan %33 !
Yüksek prim ödeyerek,binlerce gün fazla çalışarak kendi hakkıyla kazandığı maaşı 20 Bin ve üzeri olan emekliler %12,19!
#TümEmekliyeAdalet Bu haksız,yanlış kararınızdan dönün @RTErdogan@_cevdetyilmaz@memetsimsek@isikhanvedat
Mahallelerimizdeki elektrik kesintilerine son verilmelidir.
2026 yılında hâlâ elektrik talebinde bulunuyor olmamız ayıbınızdır.
@enerjisa@enerjisadestek#Hatay#defne
Suriye'de Alevilere saldırılar sürüyor
Lazkiye'de palalı, bıçaklı ve silahlı gruplar Alevi mahallelerine saldırdı: En az 3 yaralı
https://t.co/AMqnS38sS4
MEMUR-SEN ve KAMU-SEN’İN “SATIŞ” SÖZLEŞMESİNE HÂLÂ DESTEK Mİ VERECEKSİNİZ?
2025 Toplu Sözleşme sürecinde bir kez daha gördük ki; Memur-Sen ve Kamu-Sen, işverenin teklifini reddetmiş gibi görünse de son kertede masayı, Hakem Kurulu’nu ve memurun hakkını işverene altın tepside sunmuştur.
Hakem Kurulu denen yapı, bugüne kadar hep hükümetin noterliğini yapmış, memurun taleplerini değil Saray’ın dayatmalarını onaylamıştır. 7. Dönemde böyleydi, 8. Dönemde de aynısı yaşandı.
Ama asıl sorun, bu sendikaların hükümetin kurduğu masaya oturmakla kalmayıp, o masayı ayakta tutmalarıdır. Eğer katılmasalardı, süreç TBMM’ye taşınacak, memurun talepleri daha geniş bir platformda tartışılma şansı bulacaktı. Bu fırsat, “58 maddeyi kaybetmeyelim” bahanesiyle çöpe atıldı. Sonuç? Memur bir kez daha sefalet zammına mahkûm edildi.
Bir öğretmen olarak buradan soruyorum:
Öğretmenler, eğitim emekçileri; siz hâlâ Memur-Sen ve Kamu-Sen’in sendikalarında üye olarak kime güç veriyorsunuz? Hangi mücadeleyi büyütüyorsunuz? İşverenin karşısında dik duran değil, işverene boyun eğen bu yapılara hâlâ üye olmak, kendi maaşınızın ve hakkınızın satışına ortak olmak demektir.
Oysa seçenek var. Töb-Sen var!
Bizim sendikamız işverenin değil, emekçinin yanında duruyor. Hakem Kurulu’na bel bağlamıyor, TBMM ihtimalini çöpe atmıyor, “masada kazanım” palavralarıyla günü kurtarmıyor. Biz gerçek bir toplu sözleşme, grev hakkı ve insanca yaşam ücreti için mücadele ediyoruz.
Artık karar sizin:
Ya satış sözleşmelerine ortak olmaya devam edecek, sefalet zammına boyun eğeceksiniz…
Ya da istifa edip Töb-Sen’de örgütlenerek, işverenin karşısına dik duran gerçek bir sendikal iradeyi büyüteceksiniz.
Memurun onuru, öğretmenin emeği pazarlık konusu değildir!
Satışa değil, direnişe omuz ver! Töb-Sen’de örgütlen!
#toplusözleşmedeöğretmen
#GrevHaktır
#MemuruSattınız
#MemurlarıBitirdiniz
Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen ve çevre illerdeki yerleşim yerlerini de etkileyen depremi hisseden tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
#deprem#balıkesir#sındırgı
Ortadoğu'nun efsane şarkıcısı Feyruz'un oğlu müzisyen Ziad Rahbani'nin cenaze töreni her mezhep, din, ırk ve renkten tüm Lübnanlıları bir araya getirmiş. Ziad Rahbani, Suriye'de katledilen Alevilere yardım toplamak için bir derneğe şarkılarını bağışlamıştı. Devri daim olsun.
Gerçek Barış, Emeğin Hakkıyla Mümkündür !
“barış” adı altında yürütülen görüşmeler, halkın gerçek sorunlarına sırtını dönmüş, emekçilerin yaşadığı derin yoksulluğu ve güvencesizliği görmezden gelen, dar siyasal pazarlıklarla sınırlı bir düzlemde ilerlemektedir. Masalarda yapılan açıklamalar, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan biz emekçilerin yaşamında karşılık bulmamaktadır. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değil; toplumsal adaletin tesis edilmesi, eşitliğin sağlanması, özgürlüğün güvence altına alınmasıdır.
Türkiye'de bugün işsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik her geçen gün artmaktadır. TÜİK’in 2025 Mayıs verilerine göre işsizlik oranı %8,4 olarak açıklansa da, geniş tanımlı işsizlik %31’lere dayanmıştır. Genç işsizlik %15’in üzerindedir, kadın işsizliği %11,9’dur. Her dört gençten biri ya işsiz ya da eğitimin dışındadır. Emekçiler düşük ��cretle, güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi verirken; milyonlarca insan ay sonunu getirememekte, çocuklarına bir öğün sıcak yemek sunamamakta, geleceğe dair umudunu kaybetmektedir.
Bu ağır tabloyu tamamlayan en acı gerçeklerden biri de genç intiharlarındaki dramatik artıştır. Uyuşturucu kullanımı çocuk yaşlara kadar inmiş, yoksulluk ve umutsuzluk gençleri sokak ortasında çökerten bir ruhsal buhrana dönüştürmüştür. Toplum, sessiz ama derin bir çöküş yaşamaktadır. Bu veriler ortadayken “barış” adı altında yürütülen pazarlıkların gerçek bir barış getirmeyeceği açıktır. Gerçek barış; halkın huzurla yaşadığı, güvenle çalıştığı, gençlerin geleceğe umutla baktığı bir toplumsal düzende mümkündür.
Ayrıca, barış adı altında yürütülen sürecin yoksullaştırılmış halkımıza özelde de yoksul kürt halkına,işsiz kürt gençlerine bir çözüm getirmemektedir.Ötekileştirme politikaları ile ilgili gerçek anlamda hiçbir adım atılmamıştır.Türkiye’de halen Alevilerin temel bir inanç hakkı olan Cemevlerinin yasal bir ibadethane olarak tanınmadığı bir ortamda; her türlü şovenist, ayrımcı ve mezhepsel uygulamaların gölgesinde; halkın bir kesiminin inancı sistematik biçimde yok sayılırken bir barıştan söz edilemez. Barış olacaksa bu, halkların barışı olmalıdır. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Ermeni; bu ülkenin tüm halkları aynı ekonomik krizin, aynı adaletsizliğin, aynı ayrımcılığın ve aynı sömürünün altında ezilmektedir. Çocuklarımız açlıkla sınanmakta, gençlerimiz geleceğe umutsuzca bakmaya mecbur bırakılmaktadır. İşte tam da bu yüzden, bizim adımıza kurulan barış masalarında bizim sözümüz yoktur. Bizim barışımız emeğin barışıdır.
Bu nedenle biz TÖBSEN olarak Türkiye’deki sözde barış sürecini, emperyalizmin Ortadoğu’da yürüttüğü dizayn politikalarından bağımsız düşünmüyoruz. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da halkların ortak acılar üzerinden şekillendirildiği bir süreç yaşanırken; Türkiye'de de benzer bir senaryonun sahnelendiğinden kaygılanıyoruz. Emperyalist projelerin gölgesinde yürütülen hiçbir siyasi sürecin halklara kalıcı barış ve refah getirmeyeceği açıktır.
Barış, adaletin yerini bulduğu bir düzende mümkündür. Ancak bugün Türkiye’de adalet mekanizması, emekçilere karşı bir sopa olarak kullanılmakta; sendikal hak ve özgürlükler baskı altına alınmakta; grevler yasaklanmakta, direnişler bastırılmakta, farklı düşünceler cezalandırılmaktadır. Belediyelere kayyum atanması, halkın iradesine açık bir müdahaledir. Sendikalar susturulmakta, işçiler cezalandırılmakta, toplumsal muhalefet sindirilmeye çalışılmaktadır. Ve açıkça ifade ediyoruz: Hiçbir sendika, sendikal taleplerinin karşılanmadığı; grev hakkının yok sayıldığı; örgütlenmenin baskı altına alındığı böyle bir düzende inşa edilmeye çalışılan barıştan taraf olamaz.
TÖBSEN olarak ilan ediyoruz: Emekçilerin talepleri karşılanmazken; sendikal haklar tanınmazken; halk yoksulluğa ve umutsuzluğa mahkûm edilirken; kimse bize “barış var” diyemez. Gerçek barış; ancak emeğin sömürülmediği, adaletin sağlandığı, halkın iradesine saygı duyulduğu, eşitliğin hüküm sürdüğü bir düzende mümkündür.
Devamı...⤵️
📢Memur Sen'in 8.Toplu Sözleşme Tiyatrosunun Fragmanı:
• Başrol : Memur Sen
• Kahraman : 3 Buçuk Ali
• Konuk Oyuncu : Kamu Sen
🎥Bu tiyatro masada kamu emekçilerinin haklarını satan , yandaş sendikanın son 4 Toplu sözleşme'de yarattıklarını ve memurların ve emeklilerin geldiği durumu anlatıyor.
• 1 Ağustos'ta toplu sözleşme masasında ve sinemalarda ..
@MemurSenKonf@Kamu_Sen@_aliyalcin_@EgitimBirSen@tcmeb
ÇOCUK İŞÇİLİĞİ MESEM , PATRONLARIN KAR HIRSI UĞRUNA CAN ALMAYA DEVAM EDİYOR !
Mesleki eğitim” adı altında “çocuk işçilerin” yaşamını yitirdiği iş cinayetlerine bir yenisi eklendi. Kütahya Tavşanlı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi metal bölümü öğrencisi 17 yaşındaki Mehmet Dallı, “staj” adı altında çalıştırıldığı ilaç fabrikası inşaatında çatıdan düşerek ağır yaralandı. 15 gün yoğun bakımda kalan Dallı hayatını kaybetti.
İktidar , patronların talebiyle MESEM politikasını sürdürmekte ısrarlı. Dahası zorunlu eğitim yaşını düşürmeyi, “mesleki eğitim” adı altında ucuz emek sömürüsünü daha da yaygınlaştırmayı hedefliyor. Patronların kar hırsı uğruna, alınmayan güvenlik önlemleri sonucu MESEM’ler can almaya devam ediyor.
#mesem #meb #millieğitimbakanlığı
Halkın İradesine, Hukuka ve Adalete Darbe Vuruluyor!
19 Mart’tan bu yana CHP’li belediyelere yönelik sabah operasyonlarıyla belediye başkanları ve emekçilerin gözaltına alınması, açıkça siyasi bir gözdağıdır. Ortada ne kaçma şüphesi vardır, ne delil karartma ihtimali. Bu operasyonlar yargının değil, iktidarın sopası haline geldiğinin göstergesidir.
Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları halkı değil, çürümüş sermaye düzenini ilgilendirir. Yoksullukla mücadele eden halkın milyonlar vererek rüşvet çarkına dâhil olması zaten mümkün değildir. Rüşvet ağlarında yer alanlar, iktidarın palazlandırdığı müteahhitler, yandaş şirketler ve aynı anda hem CHP’li hem AKP’li belediyelerde iş alan çıkar çevreleridir.
Kamuoyunu rahatsız eden AKP belediyelerinde veya milletvekillerinin isimlerinin geçtiği yolsuzluk iddalarının sümen altına atılmasıdır.Bugün yalnızca CHP’li belediyelere odaklanılması ise açık bir çifte standarttır. Aynı rüşvetçi müteahhit her iki belediyeyle çalışırken, biri hakkında operasyon yapılırken diğerine dokunulmaması halkın aklıyla alay etmektir. Bu, adaletsizliktir.
Bizler çürümenin iktidarda da olduğunu biliyoruz. Ancak bu düzeni değiştirmek yerine muhalefeti hedef alan bu keyfi tutuklamalar, demokrasiyi değil, tek adam rejimini güçlendirme çabasıdır. Üstelik kendi kişisel çıkarı peşinde olan, eskinin rüşvetçisi şimdinin itirafçısı olan şahısların ifadeleriyle yapılan bu operasyonlar, yargının aparat olarak kullanıldığını göstermektedir.
TÖBSEN olarak, adaleti araçsallaştıran, halkın iradesini gasp eden ve muhalefeti susturmaya çalışan bu faşizan uygulamaların karşısında duracağız. Ne emekçileri sindirmenize izin veririz, ne halkı susturmanıza!
Adalet istiyoruz! Keyfi tutuklamalara son verilsin!
TÖBSEN GENEL MERKEZİ
Eski Sağlık-Sen Hatay İl Başkanı Orhan Fatih Sönmez yaptığı yorumlarda halkımıza karşı ahlaksızca ağır hakaretlerde bulundu.
Toplumu bu şekilde ayrıştıran bu çirkin zihniyete karşı Adalet istiyoruz!
#orhanfatihsönmeztutuklansın