Derelerinizden petrol aksa, dağlarınızdan altın fışkırsa, eğer adalet kavramı yok ise ve kurala göre değil duruma göre adaleti benimsemişseniz, ülkede ekonomik gelişmeden ve kalkınmadan bahsedemezsiniz.
Roket fırlatma maliyetlerinin radikal bir şekilde düşmesiyle birlikte alçak dünya yörüngesi hızla büyüyen yeni bir ekonomik alana dönüşüyor konu.
Eskiden sadece devletlerin tekelinde olan uzay, artık fabrikaların kurulduğu, enerji santrallerinin planlandığı ve seri üretimin tasarlandığı bir "ticari bölge" haline geliyor. Uzay endüstrisindeki bu patlamanın ana motoru ise SpaceX ve onun yeniden kullanılabilir roket teknolojisi.
1981-2011 yılları arasında 1 kg yükü yörüngeye çıkarmanın maliyeti 54.500 dolar iken, bugün bu rakam 3.000 doların altına inmiş durumda. Elon Musk’ın Starship roketi tam kapasiteyle çalışmaya başladığında bu maliyetin 50 dolara kadar düşmesi bekleniyor. Bu gelişme; demiryollarının, nakliye konteynerlerinin veya internetin maliyetleri düşürerek yarattığı ekonomik devrimlere benzetilebilir.
Türkiye gündeminde pek takip edilmiyor ancak dünyada uzay birçok alanda bir gelecek ekonomisi olarak planlanıyor.
Mesela enerjide; yörüngedeki dev güneş panelleriyle elektrik üretip bunu mikrodalgalar aracılığıyla dünyaya kablosuz transferi hedefleyenler var (Virtus Solis).
Mesela üretimde; Yerçekimsiz ortamın ve vakumun avantajlarını kullanarak dünyada üretilmesi imkansız olan ultra saf yarı iletken kristaller ve daha etkili ilaçlar (örneğin HIV ilaçları) üretmeyi planlayanlar var (Varda Space).
Mesela yapay zekada; Elon Musk ve bazıları gibi soğutma ve enerji avantajları nedeniyle dev veri merkezlerini uzaya taşımayı tartışanlar var.
Uzay ekonomisinde sadece SpaceX, Amazon veya Çin değil, niş alanlara odaklanan şirketler de ortaya çıkıyor. Mesela Astra Space, büyük "otobüs" roketler yerine, uyduları tam istenen noktaya bırakan "taksi" roketler (Rocket 4) üretiyor. Veya Spacecoin, internetin olmadığı veya sansürlendiği bölgeler için doğrudan akıllı telefonlara bağlanan merkeziyetsiz bir nano uydu ağı kuruyor.
Yörüngedeki uydu şu an yaklaşık 15.000 aktif uydu var ve sayı arttıkça çarpışma riski de artıyor. Japon şirketi Astroscale, bu sorunu bir iş fırsatına dönüştürerek yörüngedeki çöpleri temizlemek ve uydulara yakıt ikmali yapmak için teknolojiler geliştiriyor.
Avrupa ise bu yarışta da ABD ve Çin'in gerisinde kalmış görünüyor. Ariane 6 roketinin gecikmesi ve yeniden kullanılabilir olmaması büyük bir dezavantaj. Almanya'da Isar Aerospace gibi umut verici girişimler olsa da, şu ana kadar somut bir başarı yakalanamadı. Ve Avrupa'daki risk sermayesi eksikliği ve bürokrasi, inovasyon hızını yavaşlatıyor.
Özetle, uzay artık sadece bir keşif alanı değil. Enerjiden sağlığa, internetten ağır sanayiye kadar her sektörün oyuncusu olmaya aday, trilyon dolarlık bir pazar yeri haline geliyor. Sektörün 2035'e kadar 1.8 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağı tahmin ediliyor.
Fatih Altaylı etkili bir gazeteci değil de AKP’li birinin, önemli bir bürokratın, hatta Kızılay Başkanı’nın çocuğu olsaydı; altın kaçakçılığı ya da uyuşturucu baronluğu yapsaydı tutuklanmazdı; bu cezayı da almazdı.
Bu adalet, hukuk, vicdan değil. Başka bir şey, başka bir şey.
Gazeteciler sizin için bu bedelleri ödüyor, ödemeye devam ediyor. Siz ne yapıyorsunuz?
BİST'in durumunu arkadaşımız çok iyi açıklamış. Aslında durumu SPK'daki arkadaşlarımız da çok iyi görüyorlar ama yetkileri sınırlanmış durumda. Yoksa çoktan dalarlardı bunların tepesine.
Bazı saftorik İktisatçı/Ekonomist arkadaşlar kalkmış "Bu hafta Borsaya $500 milyon yabancı girişi oldu" diyorlar. Len oğlum/kızım onlar paralarını yurt dışına kaçıran Türkler. Buraya hangi gerzo yabancı gelir?
Şu hale bak. Bir ülke yabancı sermayenin gelişi konusunda ancak bu kadar koruma altına alınabilir. Keşke aynı hassasiyeti!!! Suriyeli mülteciler için gösterseydik.
Normalde Türk takımları siksen bu paraları harcayamaz. G. Saray için de F. Bahçe için de bu geçerlidir. Bu işte bir iş var. Bir yerlerden parayı pompalamışlar, büyük takım taraftarlarını hipnoz edecek kadrolar kuruyorlar. İnsanları stadyumlarda ve ekranların karşısında mışıl mışıl uyutacaklar. Bu sezon büyük toplumsal olaylara gebe anlaşılan.
🏘 Gayrimenkul Sertifikası mı, Banka Kredisi mi?
Bugün banka kredisiyle 4 milyon TL'lik bir daire almak mı?
Yoksa 4 yıl boyunca gayrimenkul sertifikası biriktirerek bir 1+1 daire sahibi olmak mı?
Bu paylaşımda bu iki yöntemi finansal açıdan inceleyeceğiz. 👇
➡️1- Gayrimenkul Sertifikası Yöntemi
1+1 Daire için gerekli sertifika sayısı: 631.516 adet
Proje süresi: 48 ay (4 yıl)
Aylık biriktirilmesi gereken sertifika: 13.157 adet
📌Burada direkt 631.516 x7,59 TL yaparak dairenin fiyatını bulmak hatalı.
📌Çünkü siz sertifikayı bugün hemen 7,59 TL'den toplamayacaksanız. Dört yıl boyunca eşit alımlarla toplayacağınız için (eşit alımları banka örneğiyle kıyaslamak için yapıyoruz) 4 yıl boyunca gayrimenkul sertifikası fiyatının artışını da hesaba katmanız gerek.
📌Bu artışı birebir hesaplamak mümkün değil ancak burada en temel veri enflasyon beklentisi. 4 yıl boyunca bugün 7,59 TL olan sertifika fiyatının her yıl enflasyon civarı arttığını varsayacağız.
➡️Sertifika Fiyatının 4 Yıl Boyunca Tahmini Değeri
1⃣ İlk yıl sertifika fiyatı: 7,59 TL
2⃣ İkinci yıl sertifika fiyatı: 9,48 TL (%25 enflasyon varsaydık.)
3⃣ Üçüncü yıl sertifika fiyatı: 11,20 TL (%18 enflasyon varsaydık.)
4⃣ Dördüncü yıl sertifika fiyatı: 12,87 TL (%15 enflasyon varsaydık.)
Şimdi kişinin cebinden çıkacak toplam parayı hesaplayabiliriz. 👇
📌1. Yıl
13.157 Adet Sertifika x 12 Ay x 7,59 TL = 1.198.339 TL
📌2. Yıl
13.157 Adet Sertifika x 12 Ay x 9,48 TL = 1.496.740 TL
📌3.Yıl
13.157 Adet Sertifika x 12 Ay x 11,20 TL =1.767.852 TL
📌4.Yıl
13.157 Adet Sertifika x 12 Ay x 7,59 TL =2.031.967 TL
TOPLAM MALİYET: 6.494.898 TL ✅
❗️Konut fiyatları genellikle enflasyonun üzerinde artar. Eğer proje bölgesinde (örneğin Başakşehir) konut fiyatları ciddi şekilde artarsa, toplam maliyet daha da yükselebilir.
#konut #gayrimenkul #ekgyo #gayrimenkulsertifikası #sertifika #banka #kredi #konutkredisi
🚨#SONDAKİKA: İstanbul başta olmak üzere birçok ilde lise öğretmenleri açığa alınıyor
İstanbul başta olmak üzere birçok ilde 30’dan fazla köklü liseye yönetici ve öğretmen atamaları yapılarak muhalif öğretmenler açığa alındığı ihbar hattımıza ulaştı.
-Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi: 35 öğretmen
-Küçükçekmece Gazi Anadolu Lisesi: 14 öğretmen
-Florya Tevfik Ercan Anadolu Lisesi: 14 öğretmen
-Eyüp Anadolu Lisesi: 8 öğretmen
-Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi: 30’dan fazla öğretmen
-Süleyman Nazif Anadolu Lisesi: 30’dan fazla öğretmen
-Bahçelievler Anadolu Lisesi: 5 öğretmen
-Atakent Anadolu Lisesi: 1 öğretmen
-Samandağ Atatürk Anadolu Lisesi: 6 öğretmen
-Trabzon Sosyal Bilimler Lisesi: Sayı net değil
-İstanbul Sosyal Bilimler Lisesi: Sayı net değil
-Şehremini Anadolu Lisesi: Sayı net değil
-Burak Bora Anadolu Lisesi: Sayı net değil
-Kabataş Erkek Lisesi: Sayı net değil
-Ankara Atatürk Lisesi: Sayı net değil
-İstanbul Atatürk Lisesi: Sayı net değil
-İzmir Atatürk Lisesi: Sayı net değil
-Adile Mermerci Anadolu Lisesi: Sayı net değil
-Hasan Polatkan Anadolu Lisesi: Sayı net değil
-Dr. Vasıf Topçu Fen Lisesi: Sayı net değil
-Pertevniyal Lisesi: Sayı net değil
📣Bu tweetin altına sizler de haber aldığınız okullar ve öğretmenleri yazabilirsiniz.
Takip edebildiğim kadarıyla Ankara’dan tık çıkmayan uluslararası, bölgesel konularımız:
1- Ankara, Türk Devletleri Teşkilatına Kuzey Kıbrıs’ı üye yapamazken, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan Rum kesiminde elçilik açıyor, tık yok…
2- İsrail, Suriye’de Türkiye’ye tahsis edilecek üssü bombalayarak yerle bir ediyor, tık yok. “İsrail Suriye ilişkilerini iki ülke kendileri belirler” diye geçiştiriliyor.
3- Doğu Akdeniz, Ege’de gaz arama, sondaj gemilerimiz, Mavi Vatan muhabbetini en son ne zaman duydunuz? Gemilerimiz yıllardır Mavi Vatan’ın neresindeler?
4- Amerika’nın 100 bin TIR ile silahlandırdığı 100 küsür bin kişilik YPG Suriye’de ne oldu? Silah bıraktı mı?
5- Trump’ın “Gazze’ye el koyup, Filistinlileri oradan gönderip, Netanyahu ile birlikte plajda güneşlendiği videoya Ankara’dan tek kelime yorum duyan oldu mu?
Ama 300 gencimiz hapiste, tutuklu!!!
YER: İSTANBUL ÇAĞLAYAN ADLİYESİ
KONU: YARGIYA MÜDAHALE!
Savcılığın tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ettiği 8 kişiyi, S.C.H. M.Ü.Y. delil yetersizliğinden adli kontrolle serbest bırakıyor.
Ancak bu kararın ardından Hâkim M.Ü.Y. Sulh Ceza görevinden alınıyor! Yerine “istenen kararı” verecek başka bir yapı geliyor ve itiraz üzerine bu kez 4 kişi tutuklanıyor!
Burası adliye mi, talimat bürosu mu?
Bu kararları kim veriyor? Hâkimler mi, yoksa siyasi baskılar mı?
Anayasa 138. madde çok açık:
“Hâkimler, bağımsızdır. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.”
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na göre:
Hâkimler, verdikleri karar nedeniyle cezalandırılamaz, görevden alınamaz!
Hukuk güvenliği çökertiliyor.
Yargıya güven bitirilmek isteniyor.
Bu bir kişi meselesi değil, bu bir sistem krizidir!
Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan bu skandal, sadece bir hâkime değil, tüm halka, adalete, Anayasaya darbedir!
Adaletin talimatla değil, hukukla işlemesini istiyoruz!
Bu suskunluk, bir gün hepimize dokunur!
#ÇağlayanAdliyesi
#YargıyaMüdahale
#Anayasa138
#HSK2802
#BağımsızYargı
#AdaletİçinSesVer
İMAMOĞLU FATURASI:
3 günde borsanın piyasa değeri 50 milyar USD düştü
3 günde TCMB 20 milyar USD'ye yakın rezerv bozdu
TCMB gecelik borç verme faizini artırdı
Yabancı tahvil ve hisse tarafında milyarlarca dolar çıkış yaptı
**
#bist100#xu100
1970-1980'lerde Japon otomotiv sanayisinin küresel otomobil pazarını fethettiği gibi bugün de Çin'den gelen rekabete ve gerilemeye karşı Alman otomotiv endüstrisi savaşıyor. Ancak bugün Alman üreticilerin karşı karşıya olduğu sorunlar daha karmaşık. Bu kez sorun Avrupa pazarındaki yeni rakiplerin saldırısı değil. BYD, Geely, Nio gibi Çinli üreticilerin elektrikli otomobillerini Avrupa'da agresif bir şekilde sattıkları doğru. Ancak Avrupa pazarı artık o kadar önemli değil. Çin'deki durum çok daha önemli. Çünkü Alman üreticiler dünyanın en büyük otomobil pazarında pazar payını kaybediyor ve teknolojik liderliği de Çinli üreticilere kaptırıyorlar. Otomotiv yan sanayi de aynı durumda. Büyük sistem tedarikçileri her hafta işten çıkarma duyurusu yapıyor: Bosch'ta birkaç yıl içinde 3.900, ZF'te 14.000, Continental'de 13.000, Schaeffler'de 2.800 çalışanın çıkarılacağı programlar yürütülüyor. Bu devlerden daha küçük birçok tedarikçi ise ya iflas etmiş durumda ya da iflas tehdidi altında.
Rakamlar otomotiv sanayisindeki dönüşümü ortaya koyuyor. Alman otomotiv ve yan sanayisi halen 780.000 kişiye istihdam sağlıyor ve onlarca yıldır Alman endüstrisinin durumunu belirliyor. Otomotiv sanayi, makine endüstrisi ile birlikte tescilli patentler açısından inovasyonun en önemli itici gücü ve önde gelen üreticilerin markaları dünyanın en iyi bilinenleri arasında. Almanya'yı yıllarca dünya ihracat şampiyonu yapan otomobiller ve otomobil parçalarıydı. Sektörün iyi gitmesi yerel ekonominin geri kalanına, çelik ve kimya şirketlerine, elektronik sektörüne ve makine sanayisine de yansıyor. Ancak şimdi etki zinciri tersine dönüyor gibi görünüyor, otomobil endüstrisi kötü gidince onunla birlikte tüm ekonomi zarar görüyor. Avrupa otomobil pazarı 2017'den bu yana daralırken Alman otomotiv üretimi de geriliyor. Alman otomotiv sanayi 2011'de 5.9 milyon otomobil üretirken bu rakam 2023'te 4.1 milyona geriledi. Avrupa'da nüfus yaşlanıyor, pazar doymuş durumda. Pandemiye kadar Alman otomobil şirketleri Çin'de müthiş karlar elde ettiği için o dönemde bu durumdan kimse endişe duymuyordu. Çin hızla elektrikli otomobil dönüşümünü gerçekleştirirken Alman şirketler bu durumu göremedi. Çin otomobil pazarı büyümeye devam ediyor, ancak Alman üreticiler artık bundan faydalanamıyor. Bu yılın Temmuz ayında Çin'de ilk kez içten yanmalı motorlu otomobillerden daha fazla elektrikli otomobil satıldı. Ve Alman üreticilerin Çin pazarındaki payları hızla geriliyor. Almanların otomotiv hakimiyeti, dünyada hiç kimsenin benzinli ve dizel motorlarla ilişkili karmaşık teknolojide Almanlar kadar ustalaşmamış olmasına dayanıyordu. Ancak elektromobilite çağında önemli olan batarya teknolojisi, yazılım ve bilgi-eğlence sistemi. Bunlar Almanların geleneksel güçlü yönleri değil. BYD, Xpeng ve Nio gibi Çinli üreticiler bu açıdan daha üstünler. Avrupa'da ise elektrikli otomobillere olan talep umulduğu kadar hızlı artmıyor. Bu bir nevi ölümcül kombinasyon. Elektrikli otomobillerin öne çıktığı Çin piyasasında geride kalmışsınız ve bu rekabeti oluşturabileceğiniz kendi iç piyasanız olan Avrupa'da ise bu ürünlere fazla talep olmadığı için dönüşümü gerçekleştirmede bir türlü ilerliyemiyorsunuz. Elektromobiliteye yaptığınız yüksek yatırımlar şu anda sadece elektrikli otomobillerin satışından elde edilen düşük gelirlerle dengelenemiyor. Avrupa'da içten yanmalı motora daha uzun süre bağlı kalmak bu durumu değiştirmeyecek, aksine Çinliler yenilikçi liderliklerini artıracakları için sorunları daha da kötüleştirecek. Dünyanın en büyük otomobil pazarı elektrikli hale geliyor ve dünyanın geri kalanı için yeni teknolojik lider pazar oluyor. Almanların bu rekabette teknolojik olarak ayak uydurmaktan başka çaresi yok. Öngörülebilir gelecekte Almanya'da otomotiv endüstrisinin rolünü üstlenecek baska bir sektör görünmüyor. Ancak Alman ekonomisinin otomobil endüstrisine olan bağımlılığını azaltması da iyi bir şey olabilir. Kriz aynı zamanda yeni ve yenilikçi güçleri ortaya çıkarmak için de bir fırsattır...
Temettü gelirinde stopaj %10’dan %15’e çıkarılmış. Bu dönemde bu artışın yapılması ekonomi yönetiminin sinekten yağ çıkarmaya çalışmasında zirve oldu. Bu dönem borsa yatırımı zaten can sıkıcı, iyice zorlayınki kimse kalmasın.