Her şeyin başına “Demokratik” sözcüğü getirildiğinde “Demokrat” olunmuyor. Kürt Toplumu içinde çoğulcu demokrasi var mı? Düşünce ve ifade hürriyeti kişi kültüne itaat edildiği sürece kabul edilmiyor mu? “Demokratik” sözcüğü keşke anlamına uygun kullanılsaydı hali hazırda İlgili siyasetin neredeyse hayatın her alanı için kullandığı “Demokratik” sözcüğünün, demir perde ülkelerinin kendileri için kullandığı “Demokratik” ifadesinden bir farkı yok. Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti şuan “Demokratik” sözcüğünün isminde var olduğu ülkelerden. “Demokratik Alevilik” kavramı da militarist bir kavram esasında orada “Demokratik” sözcüğü altında bir siyasal ideolojiye bağlı Alevilik inşaa edilmeye çalışılıyor. “Demokratik” sözcüğü “Kişi Kültü merkezli Militarist/Totaliter” fiilleri görünmez kılmak için ve toplumu en ufak hücresine kadar “Denetim” altına almak için var. Bu bakımdan “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Alevilik, Demokratik Kadın…” gibi sonu gelmez betimlemeler esasında “Kişi kültünü yüceltmek için daha fazla denetim, daha fazla militarizm, daha fazla otoriter” toplum yaratmak için kullanılıyor. Alevi Toplumu da bu “Demokratik” sözcüğü altında “Denetim” altına alınmak isteniyordu ki Alevi Aydınlar Bildirgesi bu vesayeti reddetti.
İdrisi Bitlisi - Yavuz projesine birden bu cepheden bakın! Herşey planlı ve sistematik. Süreç başarılı olursa Alevilere baskının dozunu arttıracaklar, süreç başarısız olursa Alevilere baskının dozunu yine arttıracaklar çünkü başarısızlığı Alevilere yıkacaklar! Şimdiden ifşa edelim
Türk Ulusalcıları gibi Kürt Hareketi de belli ki Alevileri sadece davalarına nefer olduğu, ama kendi için hiç ses çıkarmadığı, hiçbir şey talep etmediği oranda kabul ediyor, tolere ediyor. Her iki taraf da kendi cici Alevisini istiyor, gayrısına tahammülü yok. Ah çoğunluk/Sünni kibri ah, nasıl da birden birleştiriyorsun Türkleri ve Kürtleri aynı tonda.
Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne 44 yeni imza
Yazar, akademisyen ve sanatçıların aralarında olduğu 53 kişinin 31 Ağustos’ta yayımladığı “Alevi Aydınlar Bildirgesi”ne 44 kişi daha imza attı
https://t.co/v5dFMRhqgs
Pasajera musulmana: —Disculpe, ¿podría apagar la música?
Taxista:
—¿Por qué?
Pasajera:
—La música es haram (prohibida).
Taxista:
—¿Por qué es haram?
Pasajera:
—Porque no había música en la época del profeta Mahoma.
Taxista:
—Bueno, bájese entonces. Tampoco había coches en aquella época. Vendrá un camello a recogerla.
😂🤭😂
@realMaalouf
@JulianAdrat Macht linke Versprechungen, richtet sich aber an die Wählerinnen der AKP sowie an die muslimische Community, die möglicherweise Schlimmes in ihren Herkunftsländern getan haben.Letztendlich ist Die Linke eine antisemitische Partei, die sich an die muslimische Gemeinschaft richtet.
@dielinkeberlin@ElifEralpBerlin Macht linke Versprechungen, richtet sich aber an die Wählerinnen der AKP sowie an die muslimische Community, die möglicherweise Schlimmes in ihren Herkunftsländern getan haben.Letztendlich ist Die Linke eine antisemitische Partei, die sich an die muslimische Gemeinschaft richtet.
Alevilerin kaygılarını dillendirmesine bile tahammül edemeyen, Kars Eliza sarayında doğmuş büyümüş (sokağı küçümseyen) bu zat, Kürt halkının bedelleriyle ayakta duran bir patinin Eş Genel Başkanı.
Liyakat neredesin? Yetiş !!!
Message aux féministes de gauche qui portent le voile par solidarité
Je vois depuis quelques jours des féministes françaises, des inconnues, influenceuses de gauche, se voiler sur les réseaux sociaux par « solidarité » avec les femmes voilées contre la proposition du RN.
Mais je me pose une question, où étiez-vous quand j’ai retiré mon voile ? Où était votre solidarité quand j’ai reçu des menaces de mort car j’avais décidé de montrer mes cheveux et de reprendre ma liberté ?
Depuis que j’ai osé retirer publiquement mon voile et raconter mon parcours, je reçois régulièrement des insultes, des menaces de mort, des messages haineux. J’ai été traitée de tous les noms, désignée comme une traîtresse, une femme à salir, parce que j’ai fait un choix, disposer de mon corps et décider moi-même de ce que je porte sur ma tête ou pas, ces menaces de mort, je ne les ai pas imaginées. Je les ai reçues. Certaines personnes considèrent encore aujourd’hui que parce que j’ai retiré mon voile, je parle publiquement de ce que j’ai vécu et parce que je défends le droit des femmes à s’en libérer, je mérite d’être insultée, menacée et réduite au silence.
Alors oui, quand je vois aujourd’hui toutes ces photos et videos et démonstrations de solidarité, je me demande où était cette mobilisation pour nous ?
Où est votre solidarité avec les femmes iraniennes qui enlèvent leur voile au péril de leur vie ?
Où êtes-vous pour les femmes afghanes auxquelles les talibans retirent, les uns après les autres, leurs droits et leurs libertés ?
Où êtes-vous pour nos sœurs des cités qui subissent des pressions pour se voiler, pour celles que l’on insulte, que l’on harcèle ou que l’on menace parce qu’elles veulent vivre librement ?
Où étiez-vous pour les victimes de viols collectifs, de tournantes qui ont brisé la vie de jeunes filles dans certains quartiers ? Pourquoi ne les défendez-vous pas avec la même énergie?
Parce que derrière tout cela, il existe une vision de la femme que je connais malheureusement trop bien, soit le voile, soit le déshonneur et parfois, dans sa forme la plus abjecte, soit le voile, soit le viol !
Comme si une femme qui ne se couvre pas devenait responsable du regard pervers sur elles des hommes, comme si son corps devenait disponible, comme si elle ne méritait plus le respect.
Dans cette logique, la femme est toujours ramenée au même statut, un objet. Un corps qu’il faudrait cacher pour qu’il soit respectable, ou un corps que certains s’autoriseraient à salir ou à violer parce qu’il ne l’est pas car trop découvert.
C’est précisément cette vision que le féminisme devrait combattre de toutes ses forces. Mais là, étrangement, je ne vois pas les mêmes vidéos. Je ne vois pas les mêmes gestes de solidarité. Je ne vous vois plus Mesdames les féministes.
Par contre, pour vous mettre en scène voilées afin de vous opposer au Rassemblement national, là, vous êtes nombreuses. Combattre le RN semble parfois provoquer davantage de mobilisation que combattre ceux qui oppriment réellement des femmes au nom de leur sexe.
Je ne suis pas favorable aux amendes contre les femmes voilées. Je sais trop bien ce que signifie être enfermée dans une idéologie pour croire qu’on libère une femme en la punissant.
Mais votre solidarité me dérange lorsqu’elle ne va que dans un seul sens. Pourquoi vous couvrir les cheveux pour défendre celles qui veulent porter le voile, mais ne jamais les découvrir en solidarité avec celles qui se battent pour pouvoir l’enlever ?
Moi, j’ai porté le voile. Je l’ai retiré, je connais le prix que certaines femmes paient pour ce geste.
Je vous demande par solidarité pour les femmes menacées torturées, assassinées de France, d’Iran, d’Afghanistan et du monde entier de retirer ce voile de la honte qui représente la prison de l’obscurantisme.Faites le même geste moi ! Si vous êtes des vrais féministe prouvez le !
La liberté, ce n’est pas seulement défendre le droit de mettre un voile. C’est aussi le droit de l’enlever.
Henda Ayari
Manche französische Frauen sind in der Hijab-Frage derart fehlgeleitet und uninformiert, dass sie den Hijab aus vermeintlicher „Empathie“ mit muslimischen Frauen selbst anlegen. Doch was sich hier als Solidarität ausgibt, ist keine aufgeklärte oder gesunde Empathie, sondern eine Form selbstzerstörerischer Empathie.
Im Bewusstsein vermeintlicher moralischer Überlegenheit tragen sie damit paradoxerweise zur Relativierung jener Rechte und Freiheiten bei, die Frauen über Generationen hinweg errungen haben. Mehr noch: Sie untergraben nicht nur ihre eigenen emanzipatorischen Errungenschaften, sondern auch den Freiheitskampf anderer Frauen – insbesondere jener in islamisch geprägten Staaten wie Iran und Afghanistan, die sich gegen religiös begründete Kleidervorschriften und gesellschaftlichen Zwang zur Wehr setzen, ebenso wie jener Frauen in muslimischen Gemeinschaften im Westen, die um individuelle Selbstbestimmung ringen.
Was als demonstrative Solidarität inszeniert wird, kann so in sein Gegenteil umschlagen: in die symbolische Aufwertung genau jener Normen und Machtstrukturen, gegen die andere Frauen unter erheblichen persönlichen Risiken kämpfen.
Yurtdışından dönüp teslim olmanın insana ne tür bir mazoşist tatmin sağladığını anlamıyorum.
Deniz Göktaş hakkında üç farklı suçlamadan dolayı 2 yıl 8 ay ile 11 yıl 2 ay arasında hapis cezası talep edilmiș.
Velhasıl Alevilerin kahramanlık anlatımları artık çok sıkmaya bașladı.
TBMM Başkanı Numan Kurtuluş bile “Yavuz Selim - İdrisi Bitlisi” ittifakı sözlerinden geri adım attı. Ama İmralının müridi haline gelmiş bazı Aleviler müritliklerinin gereğini yerine getirip efendilerine yaranmak veya milletvekili olmak için meseleyi aklamaya çalışıyor!
Yeni Hızır Paşa adaylarını uyarıyoruz! Yol yakınken dönün, yolunuz yol değil! Yeni Hızır Paşalar olarak tarihe geçmeyin! Bugün İdrisi Bitlisiyi normalleştiren yarın Çorum’u Maraş’ı Sivas’ı normalleştirir! Emsal teşkil edecek hareketlerden uzak durun! İkrar namustur, namusunuza sahip çıkın!
Bugünler gelir geçer ama sözleriniz davranışlarınız ve kararlarınız baki kalır. Hızır Paşanın mezarı bile yok ama Pir Sultan Abdal hala yaşıyor! Hızır Paşa olmayın, Pir Sultan Abdal olun.
TARİHTE BUGÜN!
3 Eylül 1978:
Sivas’ta Alevi mahallelerini bastılar. Bin ev ve işyerini yakıp yağmaladılar hırsızlık yaptılar! 5 Alevi katledildi! 92 Alevi yaralandı! Tarihe Alibaba Katliamı olarak geçti! Alibaba, Alevilerin yaşadığı bir mahalledir bilmeyenler için!
Tıpkı, Maraş, Çorum gibi Sivas’ı Alevisizleştirme operasyonun ilk girişimiydi. 1993 tarihinde de Madımak katliamı ile bir üst aşamaya geçtiler!
Unutmadık!
Unutmayacağız!
Unutturmayacağız!
Açıkçası Tuncer Bakırhan’ın Alevi aydınlar kategorisine girmediğimiz için memnuniyet duyuyoruz. Aksi olsaydı üzülürdük. Zira: “Kızılbaşlar��n katli helaldir, onlarla savaşmak cihattır” fetvası veren İdrisi Bitlisi’yi savunanlarla aynı safta bulunmak katledilen 40 bin Kızılbaşın ruhuna küfürdür!
Bir kaç gündür apo’nun ayetlerinin müritleri ergen vaziyette, “ama seyid rıza’yı niye savunmuyorsunuz” diyerek bize saldırıyorlar. Kıyas ettikleri şeye bakın. Madem konuyu açtınız, sürekli Seyid Rıza simsarlığı yapıyorsunuz takiyeden, o halde neden PKK 1986 yılında Seyid Rıza’nın torunu Ali Rıza Polat’ın evini basıp kurşuna dizerek katletti? Hani sizin yalandan Seyid Rıza sevginiz? Güneş balçıkla sıvanmaz, yalanlar da sonsuza kadar sürmez! Er ya da geç hakikatin güneşi doğar!
12 Agustos 1987 tarihli, PKK’nin resmi dergisi Serxwebun, özel sayıda: ‘Yenisögüt köyünde Ali Rıza Polat adlı ajan ölümle cezalandırıldı’ şeklinde yazarak üstlenmişti PKK katliamı!
Size tek bir soru soralım. Şeyh Said’in çocukları torunları 90 yıldır tüm sağ sol partilerde bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı yaptı, holdingler kurdular zengin oldular, PKK tek bir Şeyh Said yakınını katletti mi? Katledemez çünkü Şeyh Said şafi sünni, Seyid Rıza Kızılbaştır! Bu bile başlı başına Alevilerin katlinin vacip düşüncesinde olduğunuzun en açık kanıtıdır!
Siz önce katlettiğiniz Seyid Rıza’nın torunu için özür dileyin yüzleşin ondan sonra Seyid Rıza simsarlığı yapın!
Gaza received more per‑capita aid and development funding than any conflict zone on earth for nearly twenty years; yet vast NGO and charity networks ultimately helped Hamas entrench its rule, culminating in the October 7 disaster. I explain how this system took shape, how it enabled Hamas and why the pro‑Palestine and NGO industrial complexes ended up harming Gazans rather than serving them. "Ask Haviv Anything" @havivrettiggur
Alevi örgütlerinden Kemal Öztürk ve Altan Tan hakkında suç duyurusu:
📌"Asıl mesele iktidarın buna neden sessiz kaldığıdır"
📌"Sizden de fikrinizden de korkmuyoruz"
https://t.co/QzV3lAoLyk