Geçenlerde bir ders ortamında şöyle bir söz not etmişim; " İnsanın bulunmaması gereken yerde bulunması zulümdür, insanın bulunması gereken bir yerde bulunmaması da zulümdür..." #geceye1notbırak
Hussam Ebu Safieh, "İsrail'in rehineler için ölüm cezası" ile öldürülecek olan Filistinli doktorlardan biridir (diğer 95 doktor arasında).
Onu öldürmelerine izin verme.
Bunu yeniden yayınlayın.
cocugun dogum saatine kadar ezbere bilen cocuguyla ilgilenen bir ailenin cocugu, psikologa goturun dedikleri halde umursamayan bir ailenin cocugu tarafindan oldurulmesini asamiyorum asamayacagim
Ufacık çocuğun kafasında kipa var.. tüm dünyaya medya aracılığıyla dinsizlik cinsiyetsizlik aşılayanların kendi içlerinde nasıl tutucu olduklarına bakın..
Fatih Altaylı:
"Tesla, Türkiye’de sattığı araçları, FSD (Full Self Driving) yani tam otonom sürüş özelliğini devre dışı bırakarak teslim ediyor.
Bunu da bir yazılım yolu ile yapıyor çünkü başka türlü yapması mümkün değil.
Türkiye’deki bazı uyanık kullanıcılar ise bu özelliği yeniden devreye alıyorlar.
Şimdi öğreniyoruz ki, Tesla araçları sattıktan sonra da takip ederek bu özelliği devreye alan araçlara dışarıdan müdahale ederek FSD’yi yeniden devre dışı bırakmış.
Şimdi burada çok önemli bir hukuki sorun ortaya çıkıyor.
Parasını ödeyip satın aldıktan sonra bu aracın sahibi benim.
Tesla’nın bana ait olan bir araca dışarıdan müdahale etmesi yasal mı!
Satın alım sözleşmesinde bu hak Tesla’ya alıcı tarafından verilmedi ise, Tesla’nın bunu yapması mümkün değil.
Bu ileride çok daha kritik yerlerde Tesla’nın bu araçlar üzerinde hakimiyetini sürdürmesi ve bu araçları gerekli hallerde bir silah gibi kullanması gibi bir sonucu doğurabilir.
Tesla uzaktan kontrol edebildiği araçlarla bazı bilim kurgu filmlerinde görüldüğü gibi kargaşa yaratabilir hatta suikast bile yapabilir.
En az bu kadar önemli bir başka hukuksuzluk ise Tesla’nın araç kullanıcılarını takip edebiliyor, denetleyebiliyor olması.
Bu kabul edilebilir bir durum değil.
Tesla, kullanıcılarının aleyhine olabilecek her türlü bilgiye sahip olabilir ve bunları kullanıcılara karşı koz olarak kullanabilir.
Bunun engellenmesi gerek."
Bir tanesi kalktı, “siz ömrünüz boyunca Çukurova’yı mı yazacaksınız?” diye sordu.
Ben de dedim ki kendi Çukurovasını yazmayan hiçbir yazar yok. Sayayım mı dedim. Tolstoy, Dostoyevski, Balzac, Dickens, Kafka… bunların hepsi Çukurovasını yazdı.”
📽️Yaşar Kemal / Trt
Ali Şeriati Hakkında
Son zamanlarda sosyal medyada Ali Şeriati ile ilgili bir tartışma başlamış. Kısaca konu hakkında fikirlerimi paylaşmak isterim.
1900'lerden 1970'lerin sonlarına kadar olan dönem, toplumu ve tarihi açıkladığını iddia eden geniş kapsamlı siyasi dünya görüşlerinin (ideolojilerin) hakimiyetinde geçti. Faşizm, Marksizm, Batı Liberalizmi gibi. Bu ideolojilerin büyük iddiaları vardı. Her şeyden önce hepsi ahlakı, tarihi ve toplumu açıklama iddiasındaydı. Toplumu daha iyi yönde değiştirme iddiaları vardı ve halk tabanında karşılık bulmuştu. Devrimciydiler. Karizma liderlerle halka çekici geliyorlardı. Hepsinin dayandığı bir felsefi gelenek ve doktrinler vardı. Müslüman dünyanın gençleri de ister istemez kendini bu ideolojilerin kavgasında buldu. Bazıları bu ideolojilere kendilerini o kadar kaptırdı ki kültürel kodlarını bile terk ettiler.
Müslüman entelektüel gençlerin o dönemdeki sorusu acaba İslamın bu ideolojik kavgalarda nerede durduğu idi. Bazıları İslamı (haşa) modası geçmiş bir pratik, hatta devimci ideolojiler öngördüğü gelişimin önünde bir engel (uyuşturucu!) olarak okudular.
İşte Ali Şeriati böyle bir iklimde ortaya çıktı. İslam'ı bu ideolojilerle yarışabilecek bir ideoloji olarak yorumladı. Şeriati'nin en büyük etkisi, İslam'a dayalı modern, sömürgecilik karşıtı bir kimlik arayan genç Müslüman entelektüeller üzerinde oldu. Din adamları sınıfı ve dinin bazı türlerinin uyuşturucu etkisi gördüğü eleştirisini kabul etti ama İslam'ın böyle olmadığını savundu. Karizması ve yaşamı ile de bu söylemine ciddi karşılık buldu. Biz sevelim sevmeyelim bazı gençlerin farklı ideolojilere kapılmasına engel olup İslam dairesi içinde kalmalarını sağladı. Müslüman topluma hizmet etti yani.
Bir düşünürün derinliği farklı şekilde ele alınabilir. Ali Şeriati elbette ki İbn Sina ya da Molla Sadra ayarında sistematik bir düşünür değildi. Metafizik bir sistem kurmadı. Ama dönem gençlerinin de böylesi bir sisteme ihtiyacı da yoktu.
Ali Şerati Şiiliğe özendirdi mi? Elbette ki Şii bir düşünürdü ve eserlerinde de bunun izleri var. Ancak çoğu kitabını okumuş biri olarak kanaatim Şii mezhepçisi olmadığı yönünde. Onun Şia okuması daha evrenseldi. Daha da önemlisi eserlerini okuyan Ehli Sünnet bir gencin de ona kapılıp Şii olması çok da yüksek olasılıklı bir olay değildi (tanıdığım hiçbir Şeriati okuyucusu Şii olmadı). Üstelik zaten bu gençlerin Marksist olma ihtimali Şii olma ihtimalinden o kültürel iklimde daha yüksekti.
Ben Ali Şeriati'den faydalandım mı? Lisans öğrencisi iken Marksist dostlarla tartışırken Şeriati'den çok faydalanmışımdır. Ancak bugün düşünce sistemimde önemli bir yeri olduğunu söyleyemem. Bu belki benim ilgilendiğim problemlerle ya da profesyonel bir felsefeci olmamla ilgilidir.
Ali Şerati eleştirilebilir mi? Elbette. Bence çağımız insanının bütün dertlerine derman olacak bir düşünür değil. Hala kıymetli. Ama bence klasik ideolojiler çağı bitti. Anlam ve maneviyatın öneminin gittikçe artacağı bir dönemdeyiz. İnsanlar büyük ideolojilerin büyüsünden kurtuldu. Teknoloji ve medya yükseliyor. Çoğulcu perspektifler önem kazandı.
Şeriati büyük orada dini siyasi bir ideoloji gibi okudu. Manevi boyutları onun okumasında çok görünür değil. O taraf ise bugün bahsettiğim maneviyat eksikliğinden dolayı çok önemlidir.
Şeriati İslam tarihini oldukça sembolik ve basitleştirilmiş bir şekilde yeniden kurguladı. Bu kurgu İslam düşünce geleneklerinin karmaşıklığını göz ardı eder ve tarihi şahsiyetleri siyasi sembollere indirger. Kendi döneminde bu çekiciydi. Çoğulculuk çağında ise eksik ve yanıltıcı bir okuma.
Şeriati devrimciliği sürekli romantize etti. Bugünün insanlarının bu kadar devrimci bir perspektifle dünyayı okumasının faydalı olduğundan emin değilim.
Sonuç itibari ile romantik davranıp Ali Şeraiti'yi eleştirilemez ilan etmek de, onun özellikle kendi döneminde yaptığı etkiyi görmezden gelip küçümsemek de kanaatimce hatalı bir tutum olur. Bir düşünürü ise sadece mezhebi üstünden etiketleyip küçümsemek de yine çok sorunlu bir tavır ne yazık ki.
Hz Musa: "benimle birlikte firavuna karşı savaşın" dediğinde onlar: "biz zayifiz savasamayiz, sen ve tanrin gidin firavunla savaşın" demişler. Her denk geldigimde ilk günkü şaşkınlığımı yaşıyorum. Peygamberimiz sav. Ashabı da seninle atlarimizi denize süreriz ya Rasullallah demis
Filistinliler topraklarını sattı diyen vatansızlar iyi baksın bu manzaraya.
Üstlerine gökten ölüm yağan Filistinliler caminin enkazı üstünde cuma namazı kılarken,
İki İran füzesini görünce topuklayan İsrailliler..
Epstein olayı sadece insani zaaflar üzerinden gelişen bir sapıklık ve sapkınlık meselesi değil. Aksine dünya sathında siyasi otoriteleri şantaj ve tehdit ile baskı altına almak için kurgulanmış bir “bal tuzağı” ortamı. Yani zaafın korkunçluğunun gözlerimizi kör eden görüntüsü yerine, zaaflar üzerinden yaratılan egemenlik mimarisine odaklanmalıyız.
İşte bu Epstein dosyalarındaki iğrenclikleri vahşeti yapan oros*pu çocukları her gün adalet özgürlük demokrasi insan hakları adına bir yerleri bombalıyor.
Hz Musa’nın, Allah’ın yardımıyla Kızıldenizi ikiye bölüp Firavun’un zulmünden kurtardıktan sonra, Vahiy için dağa çıkıp gelene kadar (40 gün) altından buzağı yapıp ona tapan, peygamber katili, bugün de Dünya’nın baş belası rezil İSRAOĞULLARI’ı bunlar evet.. #EpsteinFiles