Neredeyse üç yılın ardından ikinci kitabım “Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar” nihayet okura doğru yola çıktı. Yazarken bana eşlik eden yürüyüşler, sapmalar, duraksamalar artık benden çıkıp başka zihinlerde yeni anlamlarına kavuşacak. Tamamlanmak galiba bunun ismi. Heyecanlıyım, yazarken yürüdüğüm yolu şimdi okurun adımlarına bırakıyorum.
Öncelikle bu yolun ilk adımından son adımına eşlikçim olup bunu bir de şahane bir arka kapak yazısıyla taçlandıran canımefendim, canberaberim @Adnanisl’na, Genel Müdürüz @ertugrulalpay’ın şahsında büyük @otukennesriyat ailesine, birlikte yol yürümekten hayatımın sonuna dek gurur duyacağım Genel Yayın Yönetmenimiz sevgili abim @GokturkOmer’e ve editörlüğümü üstlendiği yetmezmiş gibi bu şahane sanat eserini yaratıp kapağa taşıyan canım @Feyz_AY_’a teşekkürü borç bilirim.
“Tahtakale Buluşmaları”nda “Müntehir” ile “Muhayyel” arasında Bursa’nın muhayyel duraklarını ve ikinci zamanı konuştuk. Bayram tatilinin sonuna doğru(iftara doğru gibi oldu:) buyrunuz efen’m…https://t.co/J9pcfVLeUT @YouTube aracılığıyla
Tahtakale Buluşmaları’nda Bursa’yı, Bursa’da zamanı ve kaybettiklerimizi konuştuk. Davetleri için @bensametA ‘a ve @ncihantasan ‘a ve teşrif eden dinleyicilere hususen teşekkür ederim…
Fonda Bursa'nın binbir ayrıntısıyla tam bir aylak kent adamı novellası. Kırgın ama iştahlı dil, her ayrıntıyı kaydeden dikkatli gözler, ötekine dair dinmeyen bir merak, haddinden fazla empati. Zaman zaman dağılmalar olsa da metnin ruhu bunu kaldırıyor. Dil işçiliği çok temiz
Bursa Tahtakale Buluşmaları'nda yeniden bir araya geliyoruz, konuğumuz Adnan İslamoğulları. Kendisinden 'ikinci zaman'ın dekorunda kurguladığı Müntehir ve Muhayyel romanlarının renklerini ve memleketinin seslerini dinleyeceğiz.
@Adnanisl@bensametA@ncihantasan
TAGAR KÜLTÜR'de kıymetli hocalarımız ve kültür, sanat, ilim hayatına bir vesileyle katkıda bulunmuş isimlerle bir arada olacağız.
Prof. Dr. Mehmet Öz hoca da tarih sahasındaki birikimini bizlerle paylaşacak. Hocayla faydalı olacağına inandığım bir Osmanlı tarihi serisine başladık. Çekimlerimiz bitince sizlerleyiz.
Youtube sayfamıza abone olmanız, Instagram sayfamızı takip etmeniz dileğiyle... 💐
https://t.co/jC8wRIqX0N
Edebiyat metinleri “içimizdeki çocuk” üzerine kurgulanıyor. Ne var ki “içimizdeki yazar”ı böylesine güzel ve rahat konuşturan başka metinle pek karşılaşmadım.Tebrikler. Çünkü “içimizdeki yazar” Türk modernleşmesinin diline sahip. Tanpınar’dan beri unuttuğumuz o dile.
"Boşluğa yazmak delilik alametiydi. Oysa en sahici şeyler boşluğa söylenebilir, boşluğa yazılabilirdi ancak. Boşluk yutar, insan kusardı."
Zihnin hem ne kadar korkunç hem de nasıl büyüleyici bir şey olduğunu anlatan, üslubuyla ilk sayfasından yakaya yapışan bir roman okuyorum...
Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış en büyük kötülük 50+1 sistemidir… Kontrolü altındaki yüzde 10’luk oy sayesinde PKK ve Apo rejimin denge noktasına oturdu… Artık iktidarda kalmak isteyen de iktidara gelmek isteyen de o oyu yok sayamıyor…
Rejimin bu zaafını iyi okuyan PKK ve onun marabalığını üstlenmiş kimi radikal sol, ülkenin bu yumuşak karnından yararlanarak elde ettiği yarı dokunulmazlığın keyfini çıkarıyor…
Bugün futbol sahalarından üniversitelere, meydanlardan televizyonlara kadar serpilen, şımaran, öz güven patlaması yaşayan ve gittikçe küstahlaşan sosyolojinin en önemli motivasyon aracı yani ‘muhtaçlık ilişkisi’ maalesef gerçektir…
Başkentteki bir devlet üniversitesinde o devletin bayrakları bile düşmanlığın hedefi hâline gelebiliyorsa, buradaki en büyük cesaret kaynağı, bu virüslerin palazlanacağı ortamı yaratan siyasî ve sosyal iklimdir…
Şunu da not edelim: Artık iletişim kaynakları eskisi gibi sınırlı ve kontrollü değil… Halk herşeyi görüyor ve biriktiriyor… Şu örnek bile çok şeyi anlatmaya yeter: Daha düne kadar sınırlı sayıda milliyetçinin kutladığı 3 Mayıs Türkçüler Günü’nün ilgi ve kapsama alanı hızla büyürken, bu yıl profesyonel liglerdeki pek çok futbol kulübünün kutladığı bir alana yayıldı… Geçen yıl bu kadar değildi meselâ…
Gittikçe büyüyen bu refleksi nasıl okumak lâzım? Siyaset kurumunun Amedspor’u tebrik yarışına girdiği saatlerde Trabzon’daki statta İzmir Marşı çalarken, Elazığ’daki statta binlerce insan “Birileri var”a eşlik ediyor… Erzurum, Bursa , Sivas ve bir çok şehrimizin futbol takımı halkın hissiyatına uyarak Türkçüler Günü’nü kutluyor…
Ülkede terörizmin şımarıklığına karşı kitlelerin tepkisinin artacağına dair çok önemli işaretler bunlar… Apolitik çevrelerde bile hassasiyet hızla gelişiyor, gelecek kaygısı insanları tavır koymaya, tedbir alması gerekenlere karşı kızgınlığa zorluyor…
50+1 sistemi, devlete ve millete kaybettirmekle sınırlı kalmayacak, ona ulaşmak için her türlü tavizi veren, “O ne veriyorsa ben iki mislini vereceğim” taahhüdünde bulunan sağlı sollu herkese kaybettirecek gibi duruyor…
Unutulmasın ki iktidar, en büyük oy kaybını birinci çözüm sürecinin sonunda yaşamıştı… Bugün de şehirlerde artan sözde sivil taşkınlıklar ve kürsülerden akan ihanet ağızları, devlet gücünün ve yasaların caydırıcılığıyla karşılaşmadıkça daha da azacaktır… O da tepkiyi kılcallara doğru taşıyacaktır…
Son zamanlarda okuduğum 'edebî zevki' yüksek roman; Adnan İslamoğulları'nın (@Adnanisl) keşke daha uzun olsaymış dediğim 'Müntehir'i oldu. Halil Ziya Doğruöz'ün (@halildogruoz) editörlüğünü yaptığı bu kurgu, 'yekpare bir ânın' bütün manzarasını gösteriyor:
Atsız, 1943’te Orhun dergisinde “Türkçülere Birinci Teklif”i yaptığı günden beri biz “nu”yu kullanırız. Bütün Ötüken künyeleri böyledir. Gözden kaçmazsa yazarların bütün kısaltmaları da böyle düzenlenir. 😇
Edebiyat Araştırmalarında hem unutulmuş ediplerimizin biyografileri hem İstanbul semtlerinin edebiyat dairesi içinde cereyan eden tarihlerini okumak için ilk adresimiz Taner Ay kitapları… https://t.co/K8bpERILkz
Yeni kitaplarımızda olan Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar'dan bir kaç alıntı.
@halildogruoz
%50 indirim kampanyası sona yaklaşırken sepetlerinize eklemeyi unutmayın... 🙂
Ötüken Neşriyat’ın % 50 Mayıs kampanyasında okuyucunun oluşturduğu sepetler tarihçilerin kitaplarıyla doluyor taşıyor. Edebiyat okurları neden tarihçilerin arkasında kalsın? Buyrun edebiyat okurları…
Modern hayatın dağınıklığını yerli yerine koymaya’ çalışırken, aslında dağınıklığın kendisinin bir düzen olduğunu ve insanın bu düzende yerini hiçbir zaman tam olarak bulamayacağını fısıldayan, sarsıcı bir ‘seyyahlık’ hikâyesi için @halildogruoz ‘ün “Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar”ı
ve yine @halildogruoz ‘ün
Özgün bir ses, kırılgan, ironik, derin, inandırıcı, çok boyutlu ve kültürel bir dil, melankolik ve tedirgin edici bir atmosfer, imgeler, ev, kapalı alan, hapis, zihin, şehir, geçmiş, kayıp, hafıza, kapı, kilit, zihinsel kapanma, gerçeklik ve delilik sınırı; imgelerin hepsinin birbiriyle konuştuğu yüksek bir edebi seviye: “Müzmin Susuzluk”u muhakkak okunması gereken kitaplar…
Avantür nedir? Bunu öğrenebileceğiniz çağdaşınız Taner Ay ve onun “Kızıl Havaları Seyret ki Akşam Olmakta”sıdır.
Tarihî romanın içinde en yakıcı meselelerimizin ele alındığı bir seçkin örnek @hkacrp ın kaleminden çıktı. “Usturlap ve Ayna,” 20 bin okura ulaştı. Henüz size ulaşmadıysa okumalısınız.
Bizim yayın yönetmeninin, malum, esas eğitimi arkeoloji. Hep sorarmış kendisine, “Ne bulsak tapınak diyoruz, tanrıça diyoruz. Bizi bulsalar ne derlerdi?” diye. İşte o soruların cevapları Fatih Baha Aydın’ın “İnsanlığın Bir Dünü”ünde. Sormak yerine yazsaymış, ondan da okurduk amma herkes de romancı olmayabilir.
Asım Cihangir, gerçek mi müstear mı? Onun, “Kendini Profesör Sanan Adam”ı eğlenceli bir akademi taşlaması. Hep rical taşlanacak değil, daha fena vasatlarımız yok mu? Var.
Berna Güzey, iyiliğin yasaklandığı bir distopya kurdu. Belki de ona bile uzak değiliz artık. “Abus”bunun hakkında düşünmek üzere bizi kışkırtabilecek bir roman. Okuyalım.
Ve tabii şiir:
@rasitulas size “Daha Ne Anlatayım” demiş, dinleyin bana kalırsa.
@otukennesriyat@GokturkOmer@rasitulas@halildogruoz@hkacrp
Evliyâ Çelebi ilk seyahatini; 27 Nisan 1640 tarihinde, yoldaşı Okçuzâde Ahmed Çelebi ile birlikte Eminönü'nden bir Mudanya kayığına atlayıp, İmparatorluğun ilk başkenti Bursa'ya gerçekleştirdi.