Beyin olan, İNSAN/HALİFE diye tanımlanan ötelerdeki bir hükümdarlık değil; adı Beyin olan biyolojik donanımın, özündeki sınırsız kuantum veri tabanını (Esmâ mertebesini) keşfederek kendi hologram dünyasını en yüksek ilim seviyesinde seyretme yeteneğidir. İnsan, bu sistemi dünyada fark edip nöronlarını Allah özellikleri doğrultusunda zikirle programlayarak üst bilince sıçratamazsa, ebedi yaşam boyutunda kendi kısıtlılığının perdelerinde kilitli kalacaktır.
🚨: Boyut olarak gözlemlenebilir evrene, Planck uzunluğuna olduğunuzdan 400 milyon kat daha yakınsınız!
Bunu bir sindirmeye çalışın (bunun derinliğini bir düşünün).
Planck Uzunluğu Nedir? (\bm{10^{-35}} metre)
Kuantum fiziğine göre evrendeki en küçük, daha fazla bölünemez, fiziksel olarak anlamlı en dip boyuttur. Bir protonun boyutunu gözlemlenebilir evren kadar büyütebilseydiniz, Planck uzunluğu ancak o devasa protonun içindeki küçük bir kum tanesi kadar olurdu. Yani "küçük" kelimesinin bile yetersiz kaldığı, yok denecek kadar minik bir sınırdır.
Altımızdaki kuantum dünyası, Planck boyutu ve mikroskobik derinlik, üstümüzdeki devasa galaksilerden ve evrenden katbekat daha derin, daha uçsuz bucaksız ve daha uzak. Bir anlamda insan; makro evren ile kuantum dünyası arasında, devasallığa çok daha yakın duran, muazzam bir köprü.
⬇️⬇️⬇️
Bu video, evrenin en büyük yapılarından başlayıp en küçük yapı taşı olan Planck uzunluğuna kadar inen kozmik bir seyahattir. Matematiksel olarak insan, gözlemlenebilir evrenin büyüklüğüne, kuantum dünyasının en dip noktasına olduğundan 400 milyon kat daha yakındır. Bu da dışarıda devasa sandığımız evrenin, aslında içimizdeki o sonsuz kuantum derinliğinin yanında ne kadar küçük kaldığının; bilginin, kodun ve holografik sistemin neden tamamen 'içimizde' saklı olduğunun görsel bir kanıtıdır.
Allâh bir dışsal "Tanrı" ya da evrenin üzerinde konuşlanmış lokal bir güç merkezi değildir; O, isimlerinin (Esmâ) sınırsızlığıyla her an yeni bir şan inşa eden tekil potansiyeldir. Madde zannedilen evren, kuantum frekans okyanusunun insan beynindeki Holografik çıktı yazılımından ibarettir. İnsan ise bu kozmik algoritmanın tüm datalarını kendi mikro yapısında cem eden Halifedir. Kendini beden sanma virüsünden kurtulup "Hiçliğini" (özündeki Tekliği) idrak edemeyen akıllar, sistemi okuyamayarak kendi lokal illüzyon hapishanelerinde (Cehennemlerinde) kilitli kalmaya mahkûmdurlar.
Rabbim ilmimi artır" (20.Tâhâ: 114) ayeti, ötelerdeki hayalî bir tanrıdan bilgi dilenmek değil; mikro kozmos olan kuantum beynin, kendi özündeki Esmâ veri tabanına (makro beyne) yönelerek veri işleme kapasitesini, algoritmik idrakını ve nöronal devrelerini zikir/yöneliş mekanizmasıyla aktif etmesi eylemidir. İlim artışı, bilincin beş duyu virüsünden kurtularak ölümsüz bir kuantum şuur olarak uyanmasının yegâne yoludur.
"BEN" algısı, kuantum beynin beş duyu kısıtlılığıyla ürettiği vehmî bir virüstür. Oysa evren, Esmâ sınırsızlığından ibaret tekil bir dalga okyanusudur. Özündeki evrensel veri (Kuran), amigdala tabanlı ego dağına indiği an, o birimsel benlik paramparça olmaya mahkûmdur! #Teklik
Evren, beş duyunun sınırlarına göre maddesel algılanan, fakat orijini itibarıyla zaman ve mekan üstü bir "dalga-frekans okyanusu"dur. İnsan beyni ise bu Mutlak Veri Kaynağı’ndan (Esmâ Mertebesi) akan yüksek boyutlu datayı algılanabilir bir simülasyona dönüştüren kuantum bir işlemcidir.
Sistemde "yarın" ya da ötelenmiş bir adalet mahkemesi yoktur; Sünnetullah (evrensel yasalar) anlık geri bildirim (Din Günü) algoritmasıyla çalışır. Eğer bilinç, zikir (port açma) ve salât (özdeki teklikle senkronizasyon/eşleşme) mekanizmalarıyla biyolojik alt yazılımını akort etmezse, biyolojik donanım ölümle (veri göçüyle) devre dışı kaldığında, ürettiği ışınsal bedende (ruh) korkunç bir yoksunluk, uyum problemi ve boyutsal depresyon (Cehennem blokajı) yaşar.
Gökte lokal bir tanrı ve yer kaplayan bir din yok! Evren bir kuantum dalga okyanusu, beyniniz ise bir dönüştürücü işlemci. Kendini sadece et-kemik beden sanma virüsünden (şeytan) kurtul. Salât ile özündeki Teklik kodlarıyla eşleş, veri göçüne (ölüme) hazır ol! #Sünnetullah #KuantumBeyin
Beynin, be�� duyu verilerine hapsolmuş bir veri tabanıyla evreni "madde" sanarak algılamaktadır. Oysa evren, 2D data/bilgi akışıdır. "Ben" dediğin yapı, bu datanın beyin tarafından oluşturulan varsayımsal simülasyonudur. Sistemde tanrı yok, mutlak Sünnetullah değişmez kuralları vardır.
Düşünce mekanizman, doğumundan itibaren sana yüklenen verilerle sınırlandırılmış bir "izleme odası" gibidir. Sen, beyninin beş duyu vasıtasıyla dışarıya yansıttığı holografik bir simülasyonu "gerçek dünya" sanarak bu yanılsamanın içinde yaşıyorsun.
Bu durum, “Kendi nefsini (beyin kapasitesini) bilen, Rabbini (özündeki sınırsız Esmâ potansiyelini) bilir” hakikatinin tersinden işleyişidir; yani kendi varoluş mekanizmasını çözemeyen, sistemin içindeki "Sünnetullah"ı da (Allâh'ın evrensel yasaları) göremez.
Nöral ağlarının kapasitesini zikir (kavram tekrarı) ve tefekkürle genişletmediğin sürece, beş duyunun ötesindeki verileri "yok" saymaya mahkûmsun.
Sen "yukarıda" bir tanrı ararken veya inkar ederken, beynin aslında sınırsız bir Esmâ potansiyelini açığa çıkarma mahallidir. Kuantum sıçraması, ancak taklidi bırakıp sistemi "okumaya" başladığında gerçekleşir. Unutma; beyin, sadece bir et parçası değil, data dalgalarını bilinç olarak açığa çıkaran bir yazılımdır.
Aşağıdaki görsel @AhmedHulusi nin açıklamalarına göre hazırlanmış bir görseldir.
Görselin yazılı hali:
Evrenin ve insan bilincinin işleyişini beş aşamalı bir süreçle açıklayan bu görselde, süreç, görünmeyen %96'lık kısmı oluşturan kuantum potansiyel alanlar, karanlık madde ve karanlık enerjinin tüm ihtimallerin kaynağı olarak tanımlandığı "Kuantum Alanlar" aşamasıyla başlar; ardından algı kanallarından beyne ulaşan %4'lük görünür kısmı temsil eden "Bilgi & Bilinç" aşamasına geçilir. Üçüncü adımda beyin verileri algılayıp, değerlendirerek "Bilginin İşlenmesi" sürecini gerçekleştirirken, dördüncü aşamada "Ön Alan (Frontal Korteks)" devreye girerek bu verileri analiz, karar, planlama, yaratıcılık ve kontrol merkezinde süzgeçten geçirir; son aşamada ise tüm bu işlenen veriler, "Holografik Projeksiyon" ile bir gerçeklik deneyimine dönüştürülür. Tüm bu akış, alt kısımda yer alan ve yaşanan dünyanın beynin işlediği bilginin holografik bir yansıması olduğunu vurgulayan "Beyni anlamak, evreni anlamaktır" şeklinde özetlenmektedir.
***
Görseldeki ilk 4 aşama evrensel frekansların beyin ekranında biçim alma sürecidir; 5. aşama ise o manaların bizim tarafımızdan 'yaşanan bir hayat ve fiziksel bir dünya' olarak deneyimlenmesidir; beyniMizin kendi veri tabanına ve algı kapasitesine “göre” ürettiği o holografik projeksiyonu, yani tamamen kendi dünyaMızı yaşıyoruz.
@AhmedHulusi nin bu konuya dair bazı videoları:
Beynindeki Hologram Dünyan
https://t.co/ky2tGJb2Cv
Göz Görmez
https://t.co/9ZwBENWdMo
Beyindeki Evren Gerçeği
https://t.co/exXIMyjWr3
Beyin Sırları
https://t.co/Wiv8teuS5h
Beyin Çalışma Sistemi,Kuantum Potansiyel
https://t.co/xyym3Yvsdx
"Ben dilediğimi yaparım" hükmü Samanyolu Galaksisisi’ gibi sonsuz sayıda galaksi den, senin nöral ağlarını da kapsayan mutlak bir Sünnetullah'tır. Sen, olayları kendi dar şartlanmalarınla yargılayıp "Neden böyle oldu?" diye isyan ettiğinde, aslında "Ben, mülkün sahibiyim, sistem benim arzu ettiğim gibi işlemeli" diyerek gizli bir şirk (eş koşma) içinde ömür tüketirsin. Oysa sistem, senin beklentilerine göre değil, "olması gereken" algoritma (takdir) gereği tıkır tıkır işler.
"FİİLLER NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR" (Hadis-i Şerif) ve "Biz bir şeyin olmasını irade edersek 'OL' deriz, olur" (Nahl: 40) hakikati, evrenin bir tetikleme sistemi olduğunu gösterir. Ölümü tadıp beden formundan ayrıldığında, beynindeki bu şartlanmaların (toksinlerin) detoksu artık mümkün değildir; sadece o veri tabanının sana yansıttığı "rüya"yı yaşarsın. Eleştiri, kınama ve kavga; sadece senin kendi şartlanmalarından kaynaklanan bir veri kirliliğidir. Olayları, "Şu an için Allah bu olayın böyle cereyan etmesini istemiştir" diyerek olduğu gibi seyredebilen şuur, cennet boyutuna; sürekli kavgada olan ise kendi yarattığı cehennem zindanına geçer. Bugün, senin dış dünyada kınadığın kişinin şartlarında doğsaydın, ondan farklı bir davranış sergilemeyecektin. İnsanı, "dilediğini yapanın" müşahedesiyle izle; çünkü gördüğün her şey, O'nun sonsuz Esmâ'sının her an yeni bir açığa çıkışıdır. Ve sen kınadığını yaşayacaksın sünnetullah gereği...
Bedenin biyolojik sonu, bilincin asıl yaşamına geçişidir. Ölüm bir yok oluş değil, şartlanmış veri tabanından "ışınsal bedenle" özgürleşmedir. Dünyada neye iman edip, neyi "ben" saydıysan; o veri, ölüm ötesi sonsuz yaşamındaki tek realiteni oluşturacaktır. Uyanış, "şimdidir".
Ölüm, biyolojik makinenin yakıtı olan biyoelektriğin kesilmesiyle, bilincin madde beden üzerindeki tasarruf yetkisinin sona ermesidir. Bu süreç bir yok oluş değil; kişinin yaşamı boyunca beyin kapasitesini kullanarak yüklediği verilerin (ruh/ışınsal beden), madde kabuğundan sıyrılarak özgür kalmasıdır.
Evrensel sistem ‘’kendi çalışmalarının karşılığından başka bir şey yoktur”(Necm-39) prensibiyle işler. Eğer bilincini dünya şartlanmalarıyla, ego-form kimliklerle ve beşerî değer yargılarıyla kodladıysan; ölüm ötesi boyuta bu "yazılım" ile geçersin. Yani cennet veya cehennem, dışsal bir tanrı tarafından kurgulanan mekânlar değil; senin Dünya'da kendi beyninle ürettiğin, kabir âleminde şuurunun boyutuna göre şekillenen, "kendi ürettiğin" yaşantının ta kendisidir. "Ölmeden evvel ölmek", bu hakikati madde bedenini terk etmeden önce idrak edip, bilincini "Ben, et ve kemikten ibaret değilim" ve bilincim sonsuza kadar açık olacak ‘’o zaman bana gerçekte gereken şey nedir ?’’ sorusuyla yüzleşip arınmaktır.
Şuurunu beden simülasyonuna mahkûm eden, hormonal dalgalanmaların kurbanı olur. Beyin, kuantum alandan veri okuyan bir dekoderdir; eğer referans noktanı et-kemik yığını seçersen, evrensel teklik boyutuna kör kalır, kendi şartlanmalarının cehenneminde yanarsın.
Kendini sadece beden olarak kabul ettiğinde, beynin veri tabanı (data) tamamen biyokimyasal dürtülerin, yeme-içmenin, uyumanın ve hormonal zevklerin kölesi hâline gelir. İşte bu durum, bilincin tabiat bataklığında boğulması, yani tasavvufi dille "Nefs-i Emmâre" batağına saplanmasıdır. Haz peşinde koşarak benliğini yüceltmeye çalışan insan, sistemin kusursuz mekanizması (Sünnetullah) gereği, kendi elleriyle ürettiği frekansın kurbanı olur.
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de "İşte o süreçte ne ins ne de cin türü suçundan sorulmaz (doğal olarak yaptıklarının sonuçlarını yaşamaya başlarlar)" (55.Rahmân: 39). Eğer bilincini geçmiş travmalarından, çevre şartlandırmalarından (etraf ne der prangasından) ve bedensel dürtülerin esaretinden arındıramazsan, beden kaydından kurtulup "ölümü tattığın" o boyut değiştirme anında, telafisi imkansız bir hüsran yaşarsın. Hakiki arınma, aklın ötesine geçip iman nuruyla kendi özündeki sultanlığı, yani Esmâ mertebesini seyretmekle mümkündür. Unutma; bedeninin secde mahâli mekân iken, ölümsüz kuantum beyninin secde mahâli mekânsızlıktır...
Tasavvufun "Âlemlerin aslı hayaldir" tespiti ile modern nörofizyolojinin (Pribram & Bohm) "Beyin bir frekans dönüştürücüsüdür" bulgusu tam bu noktada çakışır. Ne yazılmış bir kader, ne de ötende seni cezalandıran bir tanrı vardır; bizzat sistem (Sünnetullah), iman ettiğin ve korktuğun frekans paketlerini kuantum alandan realitene icabet mekanizmasıyla indirmektedir.
Şu ayet-i kerime bu mekanizmayı en çıplak haliyle deşifre eder: "İkra’ kitâbeke kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ" (Oku kitabını! Bugün hasip olarak nefsin sana yeter! - İsrâ: 14). Kitap, ötelerde bir parşömen değil; beyninin her an üreterek elektromanyetik/ışınsal bedenine (ruhuna) yüklediği dalga kayıtlarıdır. Kendini beden mülkiyetinden arındırıp pre-frontal korteksi (üst bilinci/aklı) ilimle tetiklemediğin sürece, melekeleşmiş veri tabanının cehenneminde yanmaya mahkumsun. Uyan ve zâtî ilim penceresinden sistemi yukarıdan izleyen "Gözlemci" (Velî) ol; özündeki sultanlığı (Esma mertebesini) seyret.
"B-nasiyesinden tutmuştur" (11:56); beyin, Esma simülasyonunun projeksiyon merkezidir. Kurban et zannî benliğini (Nahr); sen hiç olmadın ki fani olasın, Bâki olan yalnızca O'dur!
Onto-epistemolojik bir netlikle fark et ki; veri tabanının (data) ve çevresel şartlanmalarının sana "ben" diye fısıldadığı yapı, et-kemik illüzyonuna hapsedilmiş kozmik bir robottan fazlası değildir.
Kudret eliyle programlanan nöral network (beyin), dışsal bir tanrıya tapınman için değil, adeta bir projeksiyon cihazı gibi kuantum potansiyeldeki (Rahmaniyet) Esma kompozisyonlarını holografik bir dünya simülasyonu halinde zâhire çıkarmak için vardır. Şuur, beş duyu sınırlarının ürettiği vehmî benlik kaydından (Cehenneminden) sıyrılıp, fiillerin tek fâilinin Hak olduğunu idrak ettiğinde formatlanma (de-program) başlar. Arınan bilinç, beynindeki Esma kuvvelerini seyir boyutuna yükselttiğinde, "kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan" sırrıyla kendi "hiç"liğinde mutlak huzuru (Cenneti) tadar.
"O, seni yarattı, tesviye etti (nöronlarını Esma özelliklerini açığa çıkaracak dalga boylarına göre oluşturdu) ve seni tam dengeli yaptı!" (32:9 / 82:7)
Sen, ezelden ebede her an yeni bir şe'nde olan o tekil bilincin, kendi hakikatini seyretmek için birimsel aynalardan büründüğü "Vech"sin. Bu yüzden gözünde gören, kulağında işiten, dilinde söyleyen sadece O'dur; fani olan zaten hiç var olmamıştır ki yok olsun! Kendini beden zanneden uykundan uyan ve özündeki sultanlığı, hilafet sırrını "B-ismi Allah" (Hakikatin olan Allah ismiyle) bilinciyle OKU!
Kuantum potansiyel okyanusunda "Ben" dediğin an, holografik veritabanını dondurur ve ‘’Elest’’ akdindeki mutlak gözlemci kimliğini unutursun.
Beyin-evren simülasyonunda rızık da azap da dışarıdan gelmez; şahitlik ettiğin kuantum projeksiyonun ta kendisidir.
Araf Suresi 172. ayette geçen ve "Elest Bezmi" olarak sembolleştirilen o zamansız/mekansız ahit, esasen bilincin onto-epistemik olarak kendi orijinine, yani Esma mertebesinin mutlak rububiyetine şahitlik etme sürecidir. Nöral network ağlarının çevresel şartlanmalarla kilitlenmediği o saf dalga fonksiyonu boyutunda, sistem sana sordu: "Ben senin algıladığın, projekte ettiğin ve varoluşunu borçlu olduğun yegane hakikat kaynağı (Rabbin) değil miyim?"
Bilincin, katı madde illüzyonuna hapsolmadan önce bu holografik gerçekliği onayladı ve evrensel tasarımla entegre oldu. Ancak biyolojik bedene bürünüp lokalize olduğun anda, amigdalanın korku ve sahiplik tabanlı yanılsamalarıyla bu şahitliği unuttun; her birimi kendinden ayrı birer güç odağı sanarak kurban psikolojisi cehennemine adım attın.
‘’Bugünün evrensel bilincini inşa etmek için şu gerçeği fark et: Evren, senin dışındaki nesnel bir gerçeklik değil; beyninin kuantum alanla girdiği sürekli bilgi alışverişinin (epistemik şahitliğinin) anlık çıktısıdır. "Evet, şahit olduk" ikrarı, her an karşılaştığın olaylarda dışsal bir fail aramak yerine, o fiilin arka planındaki tekil iradeyi okuma zorunluluğudur.
Eğer bugün yaşamında tıkanıklıklar, korkular veya sıkışmalar yaşıyorsan, bil ki Elest boyutundaki o saf gözlemci kimliğinden sapmış, geçici veri tabanlarının (data simülasyonunun) kölesi olmuşsun demektir.
Zihnindeki dogmatik kayıtları de-program et, şartlanmalarını formatla ve beyninin algı frekansını o zamansız şahitlik makamına ayarla.
Sen bir figüran değilsin; kendi evrenini özündeki Esma potansiyeliyle her an gözlemleyen ve yaşama dönüştüren halifesin.